Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, Mi'râc-1 güzinden avdet buyurduklarında, Allah azze ve celle şeytanı gönderdi:
— Yâ Muhammed! dedi. Sen, bu gece mi'raca mı vardın?
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:
— Sen nereden biliyorsun benim mi'raca vardığımı? diye sorunca, şeytan:
— Bu gece, bütün melekler senin mi'râcını kutluyorlardı. Dünyayı çevreleyen gökyüzünde, gümüşten bir hücre gördün mü? Işte, o hücre benimdi ve ben orada 1000 yıl Rabbime ibadet ettim. Ikinci kat gökyüzüne vardığında kızıl altundan bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm...
— O makam da benimdi. Orada da Rabbime 1000 yıl ibadet etmiştim. Şimdi, o makam virandır. Üçüncü göğe vardığında, ak inciden yapılmış bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm...
— Orası da bana aitti. O makamda da, 1000 yıl Rabbime ibadet ettim. Dördüncü gökte, kızıl yakuttan bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm..
— Vaktiyle o da benimdi ve ben orada da 1000 yıl Rab..
bime ibadet ettim, hâlen orası da virandır. Beşinci gökte, yeşil zümrütten bir hücre gördün mü,
— Evet, gördüm..
— Altıncı ve yedinci gökteki makamlarım, hepsinden â'lâ ve râ'nâ idi. Herbirinde biner yii Rabbime ibadet ettim.
Arş önünde de bin yıl, ibadet ettim, kürsüye çıkıp meleklere vaaz-ü nasihatte bulundum ve sonunda gönlümde u'cub ve kibir belirdiğinden, rahmet-i ilâhiden merdut oldum, dedi ve hâ'ib-ü hâsir huzur-u Habib-i Kibriya'dan ayrılıp gitti.
Ey rizayı Hakka talip olan aziz cemaat:
Iyi bilmelisin ve iyice bellemelisin ki; zerre kadar iyman, insanı cennete ilettiği gibi, zerre kadar kibir de insanın cehenneme girmesine sebebolacaktır. Zerre kadar kibiri olan kimseye, cennet haram kılınmıştır. Kibirlilerin mekânı cehennemdir. Orası, ne kadar çirkin ve kötüdür. Tevazu sahibi ol ki, cennete giresin. Zira, iymanın alâmeti TEVAZÜ ve küfrün alâmeti de KIBIR'dir.
Imdi, aklı olana bu kıssa kâfidir. Insan, yıllarca ibadet ve tâ'atte bulunsa ve fakat kalbinden kibir ve u'cubu gideremese, sonunda tıpkı şeytan gibi rahmet-i ilâhiden dûr olur. U'cubu terketmemek, ibadet ve tâ'atine güvenmek, herkesi kendisinden aşağı görmek, kibirlenmek, şeytan sıfatlarındandır, Bu gibilerin âhir ve âkibetleri hüsrandır. Iymansız olarak âhirete gitmelerine sebeptir. U'cubu, kibiri, riyâyı terketmek ise, mucib-i gufran ve câlib-i rizayı Rahmandır, devam-ı iymandır.
Şu gerçegi hiç unutmamalıdır:
Kalp hastalıkları, aşağıda sayacağımız yedi çirkin sıfattır. Bunları zamanında teshis ve tedavi eden, ebedi hayata kavuşur. Kalbin mâ'nevî hastalıkları şunlardır:
1. U'cub 2. Riyâ 3. Hased 4.
Kibir 5. Kin 6. Mal sevgisi 7. Makam sevgisi Bunlara bağlı iki sıfat daha vardır. Biri şehvet ve digeri haram yemektir. Bu kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulamayanların âkibetlerinden korkulur. Bu çirkin sıfatlar, kişinin iymansız olarak âhirete gitmesine sebebolur. Bu kalp hastalığının tedavisi ise şöyle olur:
U'cubun tedavisi; ibadet ve tâ'atine güvenmemek, Allahu teâlâ'nın lûtuf ve keremine sığınmak ve güvenmektir.
Riyânın tedavisi; ne derlerse desinler, insanların dediklerine uymamak, hakkın rizasına talip olmak, ne yapılacaksa Allah için yapmaktır.
Hasedin tedavisi; kimsenin malına ve canına göz dikmemek, herkesin elinde bulunan nimetin devamını Allahu teâlâ'dan dilemektir.
Kibirin tedavisi; herkese karşı alçak gönüllü ve mütevazi olmak, şimdi bulunduğu hali degil, vaktiyle baba sulbünden bir katre meni olarak ana rahmine kan pıhtısı halinde düştüğünü ve öldükten sonra da çürüyüp toprak olacağını düşünmek, karşısında bulunan herkesin de aynı halde ve aynı maddeden vücuda geldigini hatırlamak, bu bakımdan kimseden farklı ve üstün olmadığını bilmektir.
Kinin tedavisi; başta Resûl-ü zişân efendimiz olmak üzere bütün Nebileri ve velileri kendisine örnek ve rehber seçmek, onların düşmanlarından öç almak şöyle dursun, hayatlarına kastedenleri dahi affettiklerini gözönüne getirmektir.
Kendisine kötülük edenlere, kötülükle değil, tam tersine iyilikle muamele etmektir.
Mal sevgisi hastalığının tedavisine gelince; risâlemizin başında da açıkladığımız gibi malın fâni, gelip geçici ve elden çıkıcı olduğunu, malı verenin de alanın da Allahu teâlâ'- dan başkası olmadığını düşünerek mala meyil ve muhabbet etmemek ve Mâlik-el-mülk olan Rabbine muhabbet etmektir.
Makam sevgisi hastalıgından kurtulmak için de, kendisinin o ânda işgal ettiği ve pek güvendiği makamın, kendisinden önce başkaları tarafından işgal edilmiş bulunduğunu düşünmek, onlar nasıl ölümden kurtulamamışlarsa, birgün ecelin kendisine de gelip çatacağını hatırlamak, bu makamın, onların ölümlerinden sonra kendilerine hiçbir yararı bulunmadığı gibi, kendisine de hayrı olmayacağını akıldan çıkarmamak, ne kadar yüksek bir makam işgal ederse etsin, kendisinden ve herkesten büyük bir Allah bulundugunu ve önünde sonunda bütün mahlûkatın ona rücû edeceklerini, herkesin yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğini tefekkür ve tezekkür etmektir.
Müslüman denir hakikatte hemen onlara ki, Vermediler dü-cihana dil, Hüdâ'ya taptılar;
Ilimle â'male magrur oluben çok kimseler, Gittiler rah-ı dalâle, Rah-ı haktan saptılar...
Ey ihvan-1 din-î mübiyn!
Allahu teâlâ, seni ve beni bu kötü ve çirkin sıfatlardan korusun... Aklım erdigince bu kalp hastalıklarının tedavisi
hakkında ögütler verdim. Ancak, unutmamalıdır ki, bu hastalıkların tedavisi için Rabbimizin tevfiki şarttır. Tevfik-i Rahman olmazsa, kimse bu hastalıklardan kurtulamaz. Cenab-ı Hak, cümlemize gören ve gördügünden ibret alabilen göz, işiten ve işittiğinden hisse kapan kulak, merhametli bir kalp ve her işimizde basiret ve hassasiyet ihsan ve inayet bu- Yarsan ve mâ-sin ve senamin alel-mürsiten vel-tamdi lilani Rabbil-âlemiyn, bu risâlemizin kabul ve dualarımızın makbul olması için el-Fatiha...