Hz. İsa aleyhisselâm, uyumakta olan birisine:
— Uyan ve kalk! dedi. Diğer insanlarla beraber Rabbine ibadet et..
zat cevap verdi:
— Ya İsa! Ben, ibadetimi yaptım, deyince aralarında şöyle bir konuşma oldu:
— Rabbine yaptığın ibadet nedir?
— Dünyayı ehline terkettim ya Nebiyyallah!
-- Yat, öyle ise yat... Senin gerçekten uyumağa hakkın var. Yaptıgın ibadet ne güzel ve Hak katında ne ulvi bir iba- Gettir.
Ibn-i Mes'ud radıyallahu anh buyurmuşlardır ki:
— Dünyayı terkeden ve dünya hayatına kıymet ve eheminiyet vermeyen bir âlim-i âmilin kıldığı iki rekât namaz, dünyadan yüz çevirmeyen kişinin kıyamete kadar yapacağı ibadetten Allahu teâlâ'ya daha sevgili ve hayırlıdır.
Evet; ibadetler az bile olsa ihlâs ile yapıldığı takdirde çoğundan hayırlıdır. Bahusus, zikr-i ilâhî ihlâs ile yapılacak olursa zikredeni Allahu tâlâ'nın da zikredeceğini düstur-u mükerremimiz Kur'an-ı azim-ül-bürhan haber vermektedir.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:
(Eğer, bir kimse eteklerine gümüş doldurarak fakirlere dağıtsa, diğer bir kimse de ihlâs ile Allahu teâlâ'yı zikretse, fakirlere gümüş dağıtandan Allahu azim-üş-şâna daha sevgilidir, daha üstündür.) buyurmuşlardır.
Zira, sadaka verene fakir cevap verir. Oysa, Allahu tealâ'yı zikredene bizzat yerlerin ve göklerin, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi cevap vererek o kulunu zikreder. Bir fakirin teşekkür ve temenni ifade eden zikrinden ise, Allahu tâlâ'nın mahz-1 rahmet ve inayet olan zikri evlâdır ve müreccahtır.
231556 Fezkürûni ezkürküm...
El-Bakara: 152 Meal-i münifi: Beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim.
Ey ehl-i aşk!
Fi-mak'ad-ı sıdka yetmek, Cemalullah'ı müşahede etmek, huzur-u izzete kabul olunmak için, zikrullah ile sünnet-i seniyye-i Ahmediyyeye sıkı sıkı sarılmaktan gayrı yol yoktur. Illâ zikrullah, illâ aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah'tır. Bu itibarla, âşık-ı sadıka lâzım ve lâyık olan her nefesini zikrullah ile geçirmek ve aşkullah ile yanmaktır. Seven, sevdigini dilinden düşürmez, daima zikreder. Öyle zikreder ki, zikirde ve aşk-ı muhabbette müstağrak olur. Bu yola yönelen, Hak cemaline âşık olan ve onun rizasına rağıh bulunan bu önemli hususa son derece gayret etmeli ve her ân rizayı hakkı gözlemelidir. Zikrullah, velâyet sancağıdır. Aşıkın nişanesidir, sadıkın nuru ve aşkın alâmetidir. Talip olana ve talibim diyene bidayette ve nihayette elbette ve elbette lâzımrır. Zikir, öyle bir mübarek kapıdır ki, oradan huzuru ilâhiyye dahil olunur. Esmâ'da olan müsemmâyı bulur, isminde gaşyolur. Müsemmâda mest-ü hayran kalır. Esmâ'da yok olar?, zatta da o nisbette fenâ bulur, büsbütün yok olur. Bu yolda yok olanlar ise, Hakla daim ve kaim olurlar, beka-billaha ererler, fi-mak'ad-ı sıdka postu sererler, Hakkın güllerini dererler ve Hak cemalini görürler.
Ismullah ile zikrullahta usanç gösterenler, usançları miktarı kendilerinde usanç hasıl olup gaflette kalırlar, Haktan uzak düşer, bu'diyyette bulunurlar. Zikret ki, seni zikretsin!
Zikri unutan, elbette unutulur:
le lâ lekinü kelleziyne nesullhe le-ensâhüm enfüsehüm udike hüm-ül-fâsikun..
El-Haşr: 19 Meâl-i münifi: Allahu tâlâ'nın hakkını unutaniar gibi olmayın! Allahu teâlâ da onlara nefislerini unutturdu. Kendilerine fayda verecek şeyleri işitmez, kendilerini kurtaracak hayır ve hasenatı düşünınez, azaptan korunacak amelleri işlemez oldular. Işte, onlar günahkâr olaniardır.
Demek oluyor ki, tâlibe her halinde zikretmek lâyıktır ve elzemdir. Zikir, çeşit çeşit ve mertebe mertebedir. Zikr-i cehri, zikr-i hafi, zikr-i kalbi, zikr-i ruhi, zikr-i sır, zikr-i sırrıs-sır.. Her tâlip mertebesine göre Rabbini zikretmelidir.
Kalbi zikre lâyık olan kalbinde huzur bulamazsa, lisanı ile Hakkı zikretmelidir. Kalben gafil olanlar da lisanen Rabbini zikirden hâli kalmamalıdırlar. Onun varlığını ve birliğini gafletle unutmanın, vâcib-il-vücudun varlığından gafil olmanın, onun zatını unutup ismini de unutmaman, onu külliyen unutmandan hayırlıdır. Onu lisanen zikretmen ise, aza ve cevarihinde nurdur ve ziynettir. Yalnız lisan ile zikretmek, yalnız günah ve mâ'siyyet işlemekten elbette daha iyi ve hayırlıdır.
Onu zikreyle, zikreyle ki aziz olasın ve ebedî saadete eresin!..
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır:
— Yarın kıyamet gününde, bütün mahlükatın ortasında
ümmetimden çok günahkâr bir kimseyi, Allahu zül-celâl velkemal hazretleri, bir şehadetinden ötürü azab-1 cehennemden azad buyuracaktır. Oysa, o kimse öyle günahkârdır ki, doksan dokuz sicili işlediği günahların enva'ı ile doludur. Her sicilin uzunlugu, gözle bakıldığı zaman, en son görünen yer kadardiir. Doksan dokuz sicilin tamamı, bu uzunlukta günahlarla dolmuştur. Işte, bu günahlarla dopdolu sicilleri Allahu teâlâ mizanın sol gözüne koydurur ve o kuluna:
— Bu günah sicillerine bir itirazın var mı? Yanlış yazılmış günahın var mı? Amellerini yazan melekler, işlemediğin bir suçu veya günahı yazarak sana zulmettiler mi? diye sorar. O kimse, hakkın huzurunda eli ayağı titreyerek:
— Hayır yâ Rab! der. Melekler, hepsini doğru yazmışlardır. Bu çirkin ve kötü amellerin hepsini ben işlemiş bulunuyorum, bu bakımdan bana zulmedilmiş değildir.
Allahu azim-üş-şân tekrar sorar:
— Irtikâbettiğin bu günahlara bir diyeceğin veya özrün var mıdır?
— Yoktur yâ Rab! Bana zulmetmediler, ben nefsime zulmettim.
— Dy Kulum! Benim katımda, bütün bu cürüm ve günahlarına mukabil iyi bir amelin de vardır. Doksan dokuz siciline ve bu sicillerde yazılı günahlarına rağmen, bugün senin üzerine zulüm yoktur. Getirin kulumun o iyi amelini, buyurur ve melekler küçücük bir nesne getirirler. Bunun üze-