Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Hz. Musa aleyhisselâm, Tur'a giderken beline Mecusi kuşağı kuşanmış bir ihtiyarın ateşe taptığını…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 47

Hz. Musa aleyhisselâm, Tur'a giderken beline Mecusi kuşağı kuşanmış bir ihtiyarın ateşe taptığını gördü. Bunca yıl yaşamış, saç sakal agartmış, âdeta beli bükülmüş bir ihtiyarin, hâlâ dalâletten kurtulamamış olmasına ve ateşe tapmasına pek acıdı ve o biçareye rahmet nazarı ile nazar etti. S1- rası gelmişken söyleyim: Peygamberlerin ve Hak veliierinin rahmet nazarlarına ugrayanlar, merhamet olunurlar. Zira, bu zevat-ı âlişanın hürmet ve izzetine, Allahu azim-üş-şân da o kula rahmet nazarı ile nazar buyurur. Hz. Musa aleyhisselâm, o yaşlı Mecusi'den sordu:

— Ey ihtiyar! Kaç yıldır bu ateşe tapar ve Allahu teâlâ'ya şirk koşarsın?

İhtiyar cevap verdi:

—- 490 yıldır, ben bu ateşe taparım.

— Vah vah!.. Yazık sana, gel bu dalâletten vazgeç! Bugüne kadar yaptıgına ve taptıgına pişman ol, tövbe et ve âlemlerin Rabbi olan ol Melik-i Cebbar'a iyman getir ki, ebedi âlemde seni cehennem ateşiyle yanmaktan kurtarsın.

— Yâ Musa! 490 yıl hakka şirk koştuktan sonra iyman getirerek hakka rücû etsem, beni kulluğuna kabul buyurup affeder mi, nârından azad eyler mi, cennetine koyar mı?

— Elbette kabul eder, elbette af ve magfiret buyurur, elbette seni kulluğuna ve cennetine kabul eyler. O Ekrem-elexremiyn, Erham-er-Rahimiyn'dir. Dergâhına yüz tutanları aslâ bos cevirmez ve mahrum da etmez. Iyman edenin iymaninı, tövbe edenin de tövbesini kabul eder ve onu bağışlar.

— Yâ Musa! Beni, bu küfür ve isyan çokluğuna rağmen gerçekten kulluğuna kabul buyuracağını biliyorsan, bana iyman arzeyle...

Hz. Musa aleyhisselâm, ona iyman arzetti ve yaşlı zat Kelime-i şehadet getirdi ve şeref-i iyman ile müşerref oldu.

Ne var ki, bu hakka dönüşü, hakka kulluk lezzetini tadışı ve günahlarının bağışlanışı, onu heyecanlandırmış ve ihtiyarcık hıçkıra hıçkıra ağlamağa başlamıştı. Adeta geçmiş günahlarını ve mâ'siyyetlerini gözyaşlarıyla yıkıyor gibiydi. Uzun

uzun ağlayıp sızladıktan sonra, oldugu yere çöküvermişti.

Musa aleyhisselâm, onu kucaklayarak kaldırmak isteyince, ruhunun âlem-i bekaya uçtuğunu, mest ve bihuş ecel şerbetini içtiğini, saadet ve selâmet diyarına göçtüğünü anladı. Onu, oracıkta yıkadı, kefenledi, kendisine dualar ederek kabrine yerleştirdi ve Rabbine niyazda bulundu:

— Ilâhi! Ey benim Rabbim ve âlemlerin hâliki olan ulu Allahım! Bu zata ettiğin muameleyi bana bildir. Zira, 490 yıl sana şirk koştuğunu, ateşe taptığını bizzat kendisi ikrar ve itiraf etmişti. Henüz iymana geldiği ve daha zat-ı ahadiyyetine ibadete dahi fırsat ve imkân bulamadıgı halde, bir şehadetinden ötürü kendisine bahşettigin ihsan ve atâyı bana bildir ki, kavmimi tenvir edeyim, bu mutlu haberi sana ve bana iyman edenlere de müjdeleyeyim.

Bu münâcatına karşılık, hitab-ı izzet şerefsadir olarak şöyle buyuruldu:

— Yâ Musa! Bilmez misin ki, bize şehadet edene biz de şehadet ederiz. Her kim, şehadet kelimesini getirmeğe sulh olursa, biz onu dostlarımızdan kılar, ona keramet hil'atini giydirir, başına iyman tâcını koyar ve kalbini muhabbetimizle doldururuz. Kendisini â'lâyı ıllıyyine alır ve FI MAK'AD-I SIDK'a eriştiririz.

Hz. Musa aleyhisselâm, Rabbinin bu tebşiratını ve o yaş- Iı zatın bir şehadetle ind-i ilâhide erdiği izzet, keramet ve saadeti, o ihtiyarın kavmine ve kabilesine tebliğ etti ve LA ILÂ- HE İLLALLAH MUSA KELİMULLAH şehadetiyle nasıl bir devlete nail olduğunu da anlattı. Evet, bir şehadet kelimesi deyip geçmemeli! Bir şehadetin ne demek olduğunu, onu okuyanın ne yüce mertebelere eriştiğini ancak Allahu azim-üş-şân bilir. Şehadet kelimesi okunduğu zaman, arş-ı a'la gaşyolup titrer. Hâlis niyyetle şehadet kelimesini söyleyen kimseyi Hak teâlâ af ve magfiret buyuruncaya kadar arşın titremesi durmaz® Hz. Musa aleyhisselâmın telkiniyle nübüvvetini tasdik ederek bir şehadet kelimesini okumakla, 490 sene küfür, şirk ve mâ'siyyet girdabında çalkalanan bir ihtiyar, bu keramet ve saadetlere mazhar olursa, Habib-i Hüdâ ve şefi-i Rûz-i ceza olan aleyhissalâtü vsselâm efendimizin telkiniyle, onun nübüvvetini ikrar ve tasdik eyleyerek:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.