Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Ebü-Zer-il Gifari radıyallahu anh, vakt-i cahiliyette çobandı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 44

Ebü-Zer-il Gifari radıyallahu anh, vakt-i cahiliyette çobandı. Bir putu vardı, onu daima yanında taşır ve ona ibadet ederdi. Insanoğlu ne acaiptir; kendi eliyle yaptığına yine kendisi tapar. Söz sırası gelmişken söylemeden geçemeyeceğim:

Kâfirin bir putu, mü'minin bin putu vardır derler, dogrudur.

Seni haktan men'eden ne varsa, hangi şeyler seni rabbinden alıkoyuyorsa, o kadar putun var demektir. (Peki, bu putlardan kurtulmak için ne yapayım?) diye soracak olursan, sana hemen cevap vereyim: Feth-i Mekke günü, aleyhissalatü vesselam erenaimiz, nasıl k1, Kabe-l muazzamanın ıçınde ve dışındaki putları kırdırıp attıysa, hattâ İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anhı mübarek omuzlarına çıkartarak Beytullah'ı putlardan nasıl tathir eylediyse, sen de kalbindeki bütün putları kır at, dil beytini putlardan arındır ve bir daha da o beyt-i azize seni Rabbinden ayıracak putları doldurma, kalbine aşkullah, muhabbetullah, muhabbet-i Resûlüllah'tan, ashab-ı kiramın ve şâh-ı velâyet Hz. Ali'nin, Ehl-i beytin ve al-i Resülün muhabbetlerinden başka muhabbet sokma, vücut ülkesinin Kâbe'si olan kalbini iyice temizle ki, putlardan kurtulasın ve felâh bulasın! Unutma ki, kalbin temizlenmesi va sâfiyyeti ancak bu saydıklarıma muhabbetle kabil ve kaimdir.

Bu suretle kalplerini arındıranlara KALB-İ-SELİM sahibi derler. Duymadın mı ki, mal ve evlâdın, kasa ve kesenin hiçbir menfaat saglayamayacağı o ulu divanda, ancak ve yalnız KALB-İ-SELİM'e sahip olanlar necat bulurlar:

yerıne lâ yenjau mâlün ve lâ benûn illâ men etalla he bi-kalbin selim.

Eş-şu ara - 88 Meal-i münifi: O gün, ne mal ne evlât fayda verir. Meğer ki, Allahu teâlâ'ya küfür ve mâ'siyetten sâlim bir kalple gelmiş olsun.

Levh-i dili pâk edüben gayriden, Kasd-ı lika eylemedin öyle mi?

Ehl-i visâl olmak için himmeti, Fakr-ü fenâ eylemedin öyle mi?

Evet; Ebû-Zer putunu daima yanında taşır, ona ibadet eder ve ondan medet umardı. Bir gün, putuna en güzel elbiseler giydirdi ve koyunlarını ona emanet ederek şöyle dua etti:

— Ey benim maksudum ve mâ'budum! Biliyorsun, bulgün çok önemli bir işim var, bu işimi rast getir ve koyunlarımı da muhafaza eyle!

Sonra, kalktı ve o işini görmege gitti. O henüz ayrılmıştı ki, bir karga geldi, putun üstünü başını kirletti, özene bezene giydirilen elbiseleri berbat etti. Ebû-Zer, işini görüp geri dönünce putunun o pis ve kirli haline üzüldü, o güne kadar ona yaptığı ibadetten dolayı kalbine hüzün çöktü. Öyle ya; kendisini alelâde bir kargadan bile koruyamayan cansız, kuvvet ve kudretsiz, hiçbir değeri olmayan bu mânâsız nesneye o güne kadar mâ'bud diye tapındıgına pişman oldu. O ânda Allahu azim-üş-sân kalbini mâ'rifet-i tevhid lle münevver kılmış, kutur zulmetını hıdayet nuruna, dalalet musibetini tevhid ve iyman şu'uruna tahvil buyurmuş, şekavetini saadete yöneltmişti. Kendi kendisine, uzun uzun düşündü:

— Eğer, şuncağız gerçekten mâ'bud olsaydı, kendisini necasetten korur ve benim gözüme böyle pis ve çirkin bir halde görünmezdi. Hak mâ'budun bütün mahlûkata galip olması gerekir. Bu ise, benden bile zayıf ve âciz, o kadar ki üzerini

kirleten kargayı def'e dahi gücü yetmiyor, diye derin derin tefekküre daldı.

Günlerden bir gün, Medine-i münevvere'de bir zat-ı akdesin nübüvvetini ilân ettiğini ve halkı hakka dâvet eylediğini duydu. Onun mübarek yüzünü görmeden, ismine âşık olarak hemen Medine-i tahirenin yolunu tuttu. Aleyhissalâtüvesselâm efendimizi daha uzaktan görür görmez, cemalinehayran kaldı ve kalbine huzur ve sükûn doldu. Habib-i edib-i Kibriyâ aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tehayâ efendimiz hazretleri tebessüm buyurarak kendisine seslendi:

— Gel yâ Eba-Zer! Mâ'bud bilerek taptığın putun bâtıl oldugunu, karganın kirletmesinden mi anladın?

Ebu-Zer, bu mucizeyi görünce hayret ve dehşet içinde kaldı ve ağlayarak sordu:

— Dalâlet yoluna saptığım, din diye bâtıl bir puta tapüğım için vicdan azabı içindeyim. Bu şirk ve günahlarimdan.

nasıl kurtulur ve nasıl gerçek kul olurum?

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz saadetle buyurdular:

— Yâ Eba-Zer! Kelime-i şehadeti söyle.. Bütün günahlarından arınır, rahmet ve mağfiret-i ilâhiyye nail olursun.

Ebû-Zer-i-Gıfari radıyallahu anh-ül-Bâri hemen oracıkta kelime-i şehadet getirerek islâma girdi ve ebedi saadet ve selâmete erdi. Resûl-ü müctebânın en güzide sahabelerinden, velilerin sevgililerinden ve Allahu tâlâ'nın has kullarından oldu.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Bir şehadet kelimesi, bütün günahların affına vesile olur. Öyle ise, buyurun beraber t.ekrar edelim:

Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedi enne Muhammeden abdühu ve Resûlühu Bizi çün eyledin ihsana mazhar, Yine lûtf-u kerem senden ilâhi!

Visâlindir ibada ıyd-ı ekber, Yine lûtf-u kerem senden ilâhi!

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.