Şeyh Ebû-Hafd rahmetullahi aleyh naklediyor:
Süfyan-ı Sevri'den işittim. Müşarünileyh, hacca niyetle yola çıkmıştı. Çöllerden geçerken, bir kimse çıkageldi ve bizim kervana karışarak yoldaş oldu. Fakat, bu yabancı namaz kılmıyor ve bizimle yemek de yemiyordu. Ben, o kimseye:
— Neden Rabbil-âlemiyne ibadet etmiyorsun? Dedim.
Bilmez misin ki, namaz hakkın pek sevdiği ve Resûl-ü zişânın gözümün nuru buyurduğu bir ibadettir. Niçin namaz kılmıyorsun? Hem, bakıyorum bizimle yemek de yemiyor ve bizim sohbetlerimizden âdeta kaçıyorsun.
O kimse, hristiyan olduğunu söyledi, adını sordum ve Abd-ül-Mesih olduğunu ögrendim. Kendisine:
— Bizim kervanımız, gördüğün gibi hac niyyetiyle Mekke-i mükerremeye gitmektedir. Sen ne tarafa gideceksin? diye sordum. Cevaben:
— Müslümanlar, her yıl akın akın bu yola gidiyorlaî.
Ben de, niyyet edip yola çıktım. Müslümanların Mekke-i mükerreme ve Kâbe-i Muazzamada ne yaptıklarını gözlerimle görmek istiyorum. Sizin, Kâbe dediğiniz yeri de çok merak ediyorum. Orada, nasıl ibadet ettiginizi görmek ve bilmek emelindeyim, dedi. Bunun üzerine kendisine şu öğütlerde bulundum:
— Öyle ise, bizden ayrılma ve bize karşı çekingen durma, dedim. Bizler, el-hamdü lillah mü'minleriz, sana hiçbir fenalığımız olmaz.
Kendisine gösterdigim bu ilgi ve verdigim teminat, onun da hoşuna gitmiş olmalıdır ki, yanımıza sokulmağa ve bizlerle dostluk ve arkadaşlık kurmaga başladı. Aradan üç gün geçti, bizimle oturup konuşuyor, sohbetlerimizi dinliyor ve fakat yine yemek yemiyordu. Onun bu haline cidden taaccüb
ediyordum. Bu adamcagız, ne yemek yiyor, ne de su içiyordu. Dördüncü gün bana:
— Yâ Süfyan! dedi. Rabbin katında kadrin ve merteben varsa, dua et bize yiyecek bir şeyler versin ki yiyelim.
Ona dedim ki:
— Yâ Abd-ül-Mesih! Sen de insansın, ben de insanım.
Benden istediğini Rabbinden istesen daha âlâ olur.
Daha sözümü bitirmemiştim ki, o hristiyan yol arkadaşımız yüzünü yerlere sürmeğe ve alnını topraga dayayarak dua etmeğe başladı ve hemen o ânda gayet büyük bir sofra halk ve icad olunduğunu gördük. Içinde, türlü türlü nimetler, tarif ve tavsif edilmeyecek nefasette yiyecekler ve çeşitli meyveler ihsan olundu. Bu hali görünce, ibret-i hak galebe edip gayet perişan oldum. Bu adam, bâtıl bir dinden iken Allahu teâlâ'ya niyazda bulunuyor ve duası da müstecab oluyordu.
Gayret-i islâmiyeme dokundu, rengim döndü, hayrette kaldım. Hristiyan yoldaşımız, yerden başını kaldırarak bana şunları söyledi:
— Kalbine elem ve iztirap gelmesin. Bu nimetler, senin hürmetine bahş ve inayet buyurulmuştur.
— Nasıl olur? diye yüzüne bakınca şu açıklamayı yaptı:
— Ben, Rabbime dua ederken: (Yâ Rab! Bu kimsenin dini hak ise, senin hak olan dinin hürmetine bize yemek gönder.) diye niyazda bulundum. Senin dinin hürmetine bize bu yemekler inzâl buyuruldu, dedi.
Bu kimse, iki gün daha bizimle yola devam ettikten sonra ayrıldı. Bız de yolumuza devamla Mekke-i mükerremeye vardık, Kâbe-i muazzamayı tavaf niyetiyle Mescid-i Harama girdiğimde, bu kimsenin de Müslümanlarla birlikte Beyt-i muazzamı tavaf ettigini gördüm. Yanına sokularak:
— Ey Abd-ül-Mesih! dedim. Sen, Allahu teâlâ'ya gereği gibi iyman etmeden hakkın beytini nasıl tavaf ediyorsun?
Parmağını dudağına götürüp, bana (Sus!) işareti verdikten sonra yavaşça şunları söyledi:
— Artık bana Abd-ül-Mesıh deme, Abdullah diye çağır!
Bütün halk Arafat'ta iken ben de oradaydım. Arafat'ta ârif oldum. Onlar, Arafat'tan dönerek Beytullah'a girince ben de peşlerinden gittim ve ayağımı Mescid-i haramın eşiğine koyarken hâtıftan bir nidâ işittim. Bana, şöyle hitap ediliyordu: (Utanmaz mısın ki, gördüğün kerameti inkâr ve inat yolunu terk etmeden, Rabbil-âlemiynin istediği gibi iyman eylemeden, Rabbin senden ve sen Rabbinden razı olmadan, dostlarım için bina ettirdigim beytime nasıl girebiliyorsun?) O ânda, Hak celle ve alâ hazretleri kalbime rahmet nazarı ile nazar buyurarak, Arafat'ta zat-ı hakka ârif olduğum gibi Safa'da safaya ve Merve'de mürüvvete erdim de, Kâbe-i-muazzamaya öyle girdim. El-hamdü lillah Müslüman oldum, rahat ve huzur buldum.
Ey hak ve hakikat yolcusu! Bu hikâyeleri, masal gibi okuyup geçme; kıssadan hisseni al!.. Tecessüs sakasıyla hak yoluna gidenler bile mahrum kalmazken, ömürlerini dalâlet içinde geçirdikleri halde iltifat-ı Rabbaniyyeye mazhar olurlarken, hakkın hâlis kullarına ikram olunacak iltifat-ı ilâhiyyeyi senin, irfan, iz'an ve insafına bırakıyorum:
Devamı-ı zikrile baki saadet iste gönül, Çalış tarik-i visale, hidayet iste gönül;
Tecelliyatına yârın liyakat iste gönül, Cenab-1 Hazret-i Haktan inayet iste gönül