Meşhur şi'i âlimlerinden Nasreddin-i Tûsi, bir kitap yazarak devrin halifesi Mustas'ım'a takdim eder. Halife, huzurunda bulunan şeyh-ül-islâma uzatarak, Tûsi'nin eseri hakkındaki fikrini öğrenmek ister. Şeyh-ül-islâm, kitabı alır ve muhtelit bölümlerini gözden geçirir ve görür ki, eser cidden çok yüksek bir mahiyyet taşımaktadır. Bir ân düşünür Tûsi'nin eserini halifenin huzurunda methederse. müellifi birden bire teveccühe mazhar olacak ve belki de kendi yerine şeyh-ül-islâmlığa getiri lecektir. O halde ne yapmalı? Bu değerli eseri zemmetmeli, Tûsi'nin göze girmesine engel olunmalıdır. Netekim, öyle de olur.
Şeyh-ül-islâm efendi, şahsi menfaatleri endişesiyle ilmin ve insanlığın haysiyyetini bir ânda unutur ve Nasreddin-i Tûsi've dönerek, tecavüzkâr bir ifade ile:
-- Bu kitabın yerine, Mâverâ-ün-nehrin meşhur öküzlerinden bir kaç çift getirmiş olsaydın, daha çok makbule geçerdi.
diyerek halifeye Tûsi'nin eserinin değersizliğini iymâ eder.
Nasreddin Tüsi. bu haksızlıga ve hakarete dayanamaz ve:
— Biz, Mâvera-ün-nehirden öküz getirmesini de biliriz, cevabını verir ve kitabını alarak huzurdan ayrılır.
Ne yazık ki, o da şeyh-ül-islâm gibi hislerine mağlup olur.
intikam hırsına düşer ve doğruca Hülâgû hanın yanına varır ve onu Bağdat üzerine yürümeğe teşvik ve tahrik eder:
— Bağdat. çok zengin bir ülkedir. Üstelik, halife Mustas'imın hazineleri de dünyaya bedeldir. der.
_Hülâgû Han, gök tanrıya tapan putperest bir kâfir olduğu halde Nasreddin Tûsi'ye şöyle söyler:
— Iyi, güzel söylüyorsun amma, ben Bağdat'taki halife üzerine varamam. Zira, halife Mustas'ın Hz. Muhammed'in sülâlesindendir. Bu sülâleden birisiyle cenk eder ve kan dökersem, gök tanrı yağmur vermezmiş.
Nasreddin Tûsi, bu cevaba rağmen yılmaz:
— Hakanım, der. Bağdat halifesi, Hz. Muhammed'in bilmem kaçıncı amcasının oğludur. Halbuki, Imam-ı Hüseyin Hz.
Muhammed'in torunu idi. Hicretin 63. yılında onu, evlâtlarını.
akrabalarını ve Hz. Muhammed'in diğer yakınlarını Kerbelâ'- da katlettikleri halde gök tanrı yağmurunu kesti mi?
Hülâgû Han, düşünür ve Tûsi'ye hak verir ve ordusuyla Bağdat üzerine yürür, şehri dört yandan kuşatır.
Nasreddin-i Tûsi, büyük bir şaşkınlık içinde bulunan halife Mustas'ım'ın şeyh-ül-islâmına haber gönderir ve:
— Yazdığım ve halifeve takdim ettiğim kitabı beğenmemiş ve benden Mâverâ-ün-nehrin öküzlerini getirmemi istemiştin, ben de sana onları getireceğimi vâ'detmiştim. Işte, sözümde durdum ve size Mâverâ-ün-nehrin öküzlerini getirdim. der.
Arabuluculuk vazifesiyle tavzif edilen halife Mustas'ımın şi'i olan sadrazamı, Alkame mezhep gayretiyle efendisine ihanet eder ve Hülâgû Han ile anlaşır. Sulh ve anlaşma çarelerini araştırmak maskesi altında ziyaret ettiği Hülâgû Han'ın ziyaretinden dönünce Halifeye:
— Yâ Emir-el-mü'miniyn müjde, der. Anlaşma re sulh ça.
resini buldum. Efendimizin oğluna. Hülâgû Han'ın kızını nikâhlayacağız, hemen hazırlanalım, kız istemeğe gidelim, derhal nikâh kıyılsın ve bu iş olsun, bitsin.
Kendisine müthiş bir suikast hazırlandığından haberi olmayan halife, maiyyeti erkânı ile Hülâgû Hanın vanına varmak üzere kaleden çıkar çıkmaz, hazırlanan tuzaga düşerler. Maiyvet erkânı hemen oracıkta kılıçtan geçirilir. Biçare halifevi de bir çuvala koyarlar, çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlarlar ve talihsiz hükümdarı süvarilere çiğnetmek suretiyle feci şekilde öldürürler. Mogol askerleri, ellerini kollarını sallayarak şehre girerler.
Bağdat'ı baştan sona yakıp yıkarlar, yerle bir ederler, sekiz yüz bin mâsûm insanı katlederler. Şehri tâlan ederler, islâm maarifinin şaheserleri olan nâdide kitapları Dicle nehrine atarler. Nehrin suyu günlerce kitap mürekkeplerinin boyası ile renkli olarak akar.
Görülüyor ki. Bağdat halifesinin şeyh-ül-islâmının hasedi ve yersiz endişesi. Şi'i âlimi Nasreddin Tûsi'nin intikam ve ihtirası ve nihayet Sadrı-â'zamlık makamına kadar yükselmiş Alkame haininin şahsî ve hususi menfaatinden mütevellit ihaneti.
islâm milletinden yüz binlerce kişinin böylesine korkunç' bir katli-âma ugramasına yol açmış ve bu üç zalimin ihtirası nahak yere müslüman kanı dökülmesine sebep olmuştur.
Ibrete şayandır ki, Hülagû Han kendi devlet ve milletine ihanet eden hain Alkame'ye yüz vermemiş ve bu mel'un hiyanetine mukabil beklediği ve umduğu mevkie yükselememiş ve o da katlolunarak cehennemi boylamıştır.
Bir hususu daha ehemmiyetle ilâve edelim: Katlolunan sekiz yüz bin müslümanın içinde. Alkame ve Nasreddin Tûsi'- nin mezheptaşları olan Şi îler de mevcut idi.