Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Harun-er-Reşid ile Behlûl sohbet ediyorlardı, Behlûl-ü Dânâ: - Yâ Emir-el-mü miniyn, dedi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 660

Bir gün, Harun-er-Reşid ile Behlûl sohbet ediyorlardı, Behlûl-ü Dânâ:

- Yâ Emir-el-mü miniyn, dedi. Yerin içinde, yer yüzünde ve semada çok olan nedir? Bunu bana söyleyebilirsen, çok memnun olacağım.

Halife şu cevabı verdi:

— Bunu bilmeyecek ne var? dedi. Yerin içinde en çok bulunan ölülerdir. Yeryüzünde en çok bulunan da hayvanlarla nebatlardır. Semada ise en çok bulunan meleklerdir. Zira, bunların sayılarını ancak Hâlık-ı âlem bilir, başka kimse bilemez.

Behlül, itiraz etti:

— Hayır, dedi. Doğru cevap veremediniz. Yerin içinde ölüler çok değildir. Ölülerin nedametleri çoktur. Zira, onlar dünya menzilinin sonu ve âhiret menzilinin evveli olan kabre girdiklerinde, yaptıkları kötülüklerden ve günahlardan dolayı nedamete düşerler ve feryat ve figan ederler. Ömrü azizlerini boşa geçirdiklerine, Allahsız, ibadetsiz, isyan ve nisyan ile göçtüklerine kıyamete kadar da nedamet edeceklerdir.

Harun-er-Reşid'i derin bir düşünce sarmış ve farkına varmadan gözlerinden yaşlar boşanmıştı. Behlûl, devam ediyordu:

- Yeryüzünde de en çok bulunan hayvanlar ve nebatlar değildir. Insanların hırsları, tamahları ve tul-i emelleri daha çoktur. Bir adamın bin türlü hırsı, emeli ve tamahı vardır.

Her biri kendi haline göre (Şöyle muazzam bir saray yaptıracağım.) veya: (Şunları da alacağım.) yahut: (Şöyle yaparsam, daha çok kazanacağım.) derken, gözlerini iki avuç toprak dovurur, hırs ve tamah ederek topladıklarını ve biriktirdiklerini sevmediklerine bırakırlar ve huzuru ilâhiyye tâ'atsiz, ibadetsiz ve elleri boş olarak varırlar. Bunun için, amelini kesir, emelini kısır eyle de boş yere ağlayıp durma ki, kabre girdiginde nedamete düşmeyesin.. Semada. meleklerden çok olan da, âdil kişilerin adaletlerinin ecri ve sevabıdır. Yâ Harun! Eğer, aaalet kaftanını giyer ve âdil olursan, insanlar arasında adl ile hükmedersen, büyük bir cihangir olur ve yarın mahşerde de Omer'in sancağı altında haşrolursun. Kabre vasıl oldugunda: (Artık rahat et, adaletinden dolayı ülken ve milletin emniyet ve selamettedir, hepsi senden razıdır,) nidası ile müjdelenirsin, dedi.

Hak teâlâ, kıyamet gününde meleklerine emreder:

— Bugür, mü'min kullarımı cennetime ithal ediniz. Onlara.

hurilerimi ve saraylarımı gösteriniz.

Melekler, mü'minlere cennet saraylarını ve hurilerini gösterirler. Mü'minler, kendilerine bahşolunan bu nimetleri görünce:

— Biz. Cenab-ı Hakka ne gibi bir kullukta bulunduk ki, bu nimetleri bize ihsan buyurdu? diye hayretler içinde kalırlar.

O zaman melekler:

— Bunlar, Allahu sübhanehu ve tâlâ'nın ulu nimetleridir.

Gördüklerinizin hepsi sizindir, derler.

Mü'minler, kendilerini bu nimetlere lâyık görmezler ve:

— Biz, Rabbimize aslâ lâyık olmayan ibadetlerimizden ve noksan kulluğumuzdan ötürü bu nimetlere nasıl müstehak olabiliriz? derler.

Işte, o zaman hitab-ı izzet vârit olur:

— Izzi celâlim hakkıyçün. eğer bütün cennetlerimi bir kuluma versem, ELESTÜ BI-RABBIKÜM hitabında BELÂ lâfzının değeri değildir. Onlar ki: (BEN, SIZİN RABBINİZ DEĞIL MI- YİM?) dediğim vakit: (EVET, BİZİM RABBİMİZSIN.) cevabiyle vahdaniyvetimi ikrar eylediler, elbette cennetimi onlara bahşeyledim. Bu nimetlerimi daha da ziyade kılacak ve onlara cemalimi de müşahede ettireceğim. buyurulacak ve kevfiyyeti bizce meçhul. Allahu teâlâ'ca malûm olarak cemal-i lâ-yezali müşahede olunacaktır.

Fahr-i alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de:

- Ben, cennete girmeyince hiç bir Nebi cennete giremez.

Benden önce cennete girmek. bütün Nebilere haramdır. Netekim, ümmetim cennete girmedikçe. başka hiç bir ümmet de

cennete giremeyecektir. Başka ümmetlere, ümmetimden evvel cennete girmek de haramdır, buyurmuşlardır.

Insanlara bahş ve ihsan buyurulan lezzet, şu üç şeyle kaimdir:

1) Mesken 2) Yemek ve içmek 3) Nikâh Onun içindir ki, Cenab-ı zül-kerem-i vel-lûtuf hazretleri, mü'- minlerin ebedi meskeni olan cennat-ı vâ'd buyurdu ve mü'minlere bu meskeni müjdeledi:

Ve beşşir-illeziyne âmenu ve amil-us-sâlihali enne lehüm cennâlin Tecriy min tahri-hel enlıér El-Bakara: 25 (Yâ Muhammed! Müjdele ve sevindir o mü'minleri ki, salih ameller ve yararlı işler işlemişlerdir. Onlar için bir çok cennetler vardır ki, ağaçlarının ve evlerinin altından irmaklar akar.)

buyurulmuştur. Orada, yine mü'minlere ikram ve in'am olunacak yiyecekler ve içecekler de:

Küllemâ ruziku minhâ min semeretin rızkan kalû hâzellezi ruziknâ min kabl.

El-Bakara: 25

--663 - (Her defasında, bu cennet meyvelerinden bir şeyle rızıklandıkları vakit: BİZ BUNU DÜNYADA DA YE- MİŞTİK diyecekler.)

âyet-i celilesi ile beyan buyrulmaktadır. Üçüncü nimet olarak Ve lehüm fiyhâ ezvâcün mutahhareh El-Bakara: 25 Ve onlar için orada hayız gibi, kir gibi, kötü huy gibi eylerden tamamen temiz, tertemiz eşler de vardır.)

buyrulmaktadır.

Acaba, o nimetler de dünya nimetleri gibi elimizden çıkar mı endişesini kalplerden bertaraf etmek için de:

.9 = Ve hüm fiyhâ halidûn...

El-Bakara: 25 (Ve orada, bir daha çıkmamak üzere daimi olarak kalacaklardır.)

âyet-i kerimesi ile temin buyurulmuştur. Demek oluyor ki, bütün bu nimetler, ebediyyen mü'minlerin olacak ve aslâ geri alınmayacaktır. Bahşolunan o mülkün fenâsı ve zevali olmayacağını, verilen ebedi hayatın ölümü bulunmayacağını, verilen sıhhatin hastalığı, gençliğin ihtiyarlığı. güzelliğin çirkinliği. kuvvet ve kudretin zayıflığı olamayacağı da temin ve tebşir bururulmaktadır.

Bilindiği gibi. dünya kadınları iki güzelliğe maliktirler. Bu güzelliklerden birisi ivaz güzelliği. diğeri ise atâ-i ilâhî güzelliğidir. Allah celle, kadınlara da o kadar güzellik ihsan buyuracaktır ki, hurilerin güzellikleri dünya kadınlarının güzellikleri yanında aya nisbetle yıldızın güzelliği gibi kalacaktır. Hurilerden

birisi, denizlere tükürse, denizlerin suyu tatlı olurdu. Onların güzellikleri yanında ay ve güneş kararırdı, denilmektedir: Allahu teâlâ, dünya kadınlarına cennette öyle bir güzellik atâ buyuracaktır ki, bunların güzellikleri yanında hurilerin güzellikleri ayın yanında yıldız mesâbesindedir.

Hanım kardeşim:

Erkek mü'minin kırk senede eremediği makama, sen kırk günde erebilirsin. Hanımlığını bil, ırzına ve iffetine sahip ol, namazını kıl, kocana itaat et, kanaat ehli ol, israftan kaçın, kocana karşı hiç bir zaman: (SENIN NEYINI GÖRDÜM KI..)

deme, nankörlük etme, erkeğinin yüzüne çatık kaşla ve asık suratla bakma, tatlı dil ve güler yüzle onu teselli eyle, derdine ortak ol, onun için Allahu teâlâ'ya dua et, âsi bile olsa islâhı için dua et, yine de kendisine itaatte kusur etme, getirdiğine razı ol ve kanaat eyle, hakkını ödeyemezsin. Kadının, kocasına itaati, kulun Allah'a itaati gibidir.

Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

(Bir kadın, beş vakit namazını kılar, ramazanda orucunu tutar, irz ve iffetini muhafaza eder ve kocasına da itaatte bulunursa, o kadın sekiz cennetin hangi kapısından dilerse cennete girsin.) buyurmuşlardır.

Yine aleyhisselâtü vesselâm efendimiz: (KOCASINA İTA-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.