Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Sureyr-i Sakati sırrahul-lâtif efendimiz, bir gün halka vâ'z-ü nasihatte bulunuyordu.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 653

Sureyr-i Sakati sırrahul-lâtif efendimiz, bir gün halka vâ'z-ü nasihatte bulunuyordu. Dersinin sonunda:

— Ne garip ve tuhaf şeydir ki, bir zayıf bir kaviye muhalefet ediyor buyurdular ve kürsüden indiler.

Ertesi gün, gayet asabi ve gazaplı bir zat, Hazret-i Sureyr'i gördü:

— Ey şeyh, dedi. Dün dersinizi dinledim. Dersinizin sonunda, bir zayıf bir kaviyye muhalefet ediyor buyurdunuz. Bu sözerinizden hiç bir şey anlayamadım. Lûtfen bana bunun mânasını açıklar mısınız?

Hazret-i Şeyh, kendisine cevap verdi:

— Zayıf olan kuldur. Kavi olan Hâlıktır. Kul, nasıl olur da efendisine muhalefet eder demek istedim. Asker kumandanına, hizmetçi emrinde bulunduğu şahsa, memur âmirine, işçi ustasına karşı gelebilir mi? Böyle bir şey görülmüş müdür? Halbuki, bunlar aynı cinstendirler. Etten, kemikten, sinirden, kandan yaratılmış mahlüklardır. Hepsinin mahiyyet ve bidayetleri aynıdır. Böyle olduğu halde, diğerine nisbetle daha kuvvetli olan kumandan askerini, bey hizmetçisini, âmir memurunu ve usta işçisini gerekirse cezalandırabilir değil mi? Aynı cinsten oldukları halde, kavi zayıfı cezalandırdığına göre, zayıf olan kulun kavi olan Allahu teâlâ'ya muhalefet etmesi acip değil de nedir?

Sual soran zat, bu sözler üzerine ağlamağa başladı ve:

— Yâ Sureyr, dedi. Ben, zayıf bir kul iken kaviyyül-azize çok muhalefet ettim. Şimdi, tövbe etmek isterim. Fakat, üzerimde kul hakkı çoktur. Hukuk-u ilâhi olan namaz ve oruç borçlarımı kaza edeyim amma, hukuk-u ibadı nasıl ödeyim? Acap bunun çaresi nedir?

Hazret-i Sureyr, kendisine şöyle nasihatte bulundu:

- Once, üzerinde hakları bulunan kimselerin haklarını eda eyle ve rizalarını al.. Haklarını edaya muktedir olamadıklarının haklarını, eğer Allahu teâlâ'ya dost, veli olabilirsen;

Allah celle senin namına kaza edecektir. Haberde gelmiştir ki, kıyâmet gününde Hak tâlâ'nın velilerinden bir kimseden, herhangi bir kimse hakkını istediğinde melekler ona: (Yukarıya bak..) derler. Hak sahibi yukarıya bakar ki. cennât-1 âliyatta bulunan köşk veya saraylardan birisi kendisine gösterilmektedir.

Hayretler içinde kalır ve niyazda bulunur: (Yâ Rabbi! Bana gösterdiğiniz bu makam, hangi Nebi'nin veya hangi velinin makamıdır?) Kendisine cevap verilir: (Bu gördüğün makam ne bir Nebi'nin ne de bir velinindir. Onun, henüz sahibi yoktur. Her kim, bu sarayın bedelini ödeyebilirse, bu makam kendisine verilecektir.) Hak sahibi olan kimse, bu makama imrenir ve özenir, tekrar niyazda bulunur: (Yâ Rab! Bu makamın bahasını ödemeye benim gibi bir âcizin gücü yetmez. Böyle bir âli makamı nasıl alabilirim? Bahası nedir?) Hitab-1 izzet vârit olur:

(Hakkını falep ettiğin şu kul üzerindeki hakkını bağışlaman, bu sarayın bahasıdır.) Hak sahibi derhal hakkını bağışlar, huzur-u hakta helâllaşırlar ve o yüce saray kendisine bahş ve temlik olunur. Allahu tâlâ'nın velilerine ihsanları çoktur. Sen, tövbe ederek Hak sübhanehu ve teâlâ'ya dost olmaya sâ'y-ü gayret edegör. Sen, Allahu teâlâ'yı sevdin; Allahu teâlâ da seni sevdi mi mesele kalmaz.

Aşağıda sayacağımız yedi kelimeyi muhafaza eden kimseler, Allahu teâlâ ve melekleri indinde makbul ve şerif olurlar:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.