Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bir padişah, veziri ile ülkesini dolaşıyor, halk hükümdara karşı sevgi tezahürleri gösteriyordu. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 646

Bir padişah, veziri ile ülkesini dolaşıyor, halk hükümdara karşı sevgi tezahürleri gösteriyordu. Bu esnada, bir derviş de bir dükkâna oturmuş, dikkat ve ibretle olup bitenleri seyrediyordu. Padişah, kendisini tâ'zim ile karşılayan halkın arasından geçerek, dervişin bulunduğu dükkâna girmişti. Fakat, derviş oralı olmamış ve ayağa dahi kalkmamıştı. Fena halde sinirlenen padişah, vezirine hitaben:

— Bu edepsiz dervişin hakkından gelinsin, emrini verdi.

Derviş, bu emr-i padişahiye rağmen istifini bozmadı ve vezire dönerek:

— Ağana söyle, hükmünü kendisine muhtaç olan ehl-i dünyaya icra etsin. Benim, Allahu teâlâ'dan gayri kimseye tâ'zim ve ihtiyacım yoktur. Dünyadan yüz çevirmiş fakir bir kimseye hükmünü icra etmeye yeltenmesin. Ben, dünyadan ve padişahtan bir şey istemem ve beklemem, dedi.

Ehl-i hak bir zat olduğu anlaşılan padişah, yaptığına nâdim olmuştu. Bu defa vezirine:

— Bu garip derviş doğru söylüyor, dedi ve kendisine ihsanda bulunulmasını emretti. Vezir, dervişe:

— Ey derviş, sultanımızın iradesini duydun, dedi. ne istersen iste..

Derviş, bu teklife de cevabı yapıştırdı:

— Hür olan, köle olandan ne isteyebilir? dedi. Ben hürüm, padişah ise köledir.

Bu sözü padişahı üzmüştü. Dervişe sordu:

— Ben köle miyim?

Derviş, büyük bir sükûnetle fikrinde ısrar etti:

- Elbette kölesin, dedi. Zira, nefsine tâbi ve şehvetine esirsin. Padişahsın amma, nefsinin kulusun, kölesisin.. Senin hükmün ve ihsanın, ancak nefislerine kul olanlara geçer. Nefislerine kul olanlar, senin ihsanlarını cana minnet bilerek kabul ederler. El-hamdü lillahi teâlâ, ben nefsimi islâh ve onu kendime köle ederek hür oldum. Sen ise, hâlâ nefsinin kölesisin.. Köleler de, hür olanlara ihsanda bulunamazlar. Olsa olsa, hür olanlar, kolelere ihsanda bulunurlar.

Evet, o fakir dervişin yerden göge kadar hakkı vardır.

Nefislerine kul olanlar, sultan dahi olsalar yine köledirler. Nefislerine hâkim olanlar ise, fakir dahi olsalar hür ve sultandırlar. Hem, övle bir sultandırlar ki, onların saltanatları aslâ yıkılmaz, ebedi ve daimidir.

O halde, nefsini esir ederek, hür olmak mertebesine ulaşmağa çalış.. Insan ol; dışın insan olduğu gibi, için de insan olsun.. Zâhirde, Allahu teâlâ'ya iyman ettiğin, namaz kıldığın, oruç tuttugun, hac ettigin ve diger zâhiri ibadetleri yerine getirerek islâm olduğunun alâmetlerini izhar ettiğin gibi, yani cesedini, dış görünüşünü islâm ettiğin gibi, kalbinden de kin.

hırs, tamah, gazap, haset, kibir, riyâ, u'cup ve şehvet gibi insanı insanlıktan uzaklaştıran kötü hasletleri sök at, içini de bu kötülüklerden temizle, nefsini de islâm eyle.. Zâhirin islâm olduğu gibi, bâtının da islâm olsun.. Ruhun islâm olduğu gibi.

nefsin de islâm olsun, nefsin de iyman eylesin..

Ruhları islâm, cesetleri islâm ve fakat nefisleri kâfir olan çok insan vardır. Islâmım diyen, namaz kılan, oruç tutan, hattâ zekât veren ve hacca giden kimselerde kin, haset, gazap, u'cup, riyâ, süm'a, mala ve câha tamah gibi kötü hasletlerin belirtileri bulunursa, onların henüz nefislerini islâm edemediklerine hükmetmek lâzımdır. Nefsini islâm etmek pek güçtür. Kâfirlerle mûcadeleden, nefis ile mücadele daha zordur.

Buna binaen, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz Düşman ile Mücadeleyi küçük cihat ve nefis ile mücadeleyi büyük cihat olarak vasıflandırmışlardır. Nefis, insanın en büyük düşmanıdır. Bu en büyük düşman, zâhirde namaz, oruç, zekât

ve hac ile, bâtında ise Ahlâk-ı Muhammediyye ve siyret-i Ahmediyyeye ittibâ ile islah olunabilir.

Feth-i Mekke günü, Resûl aleyhisselâm kendilerinden eziyyet ve cefa gördüğü Kureyş kavmine şöyle hitap buyurmuşlardı:

— Sizler, bana iyman etmediğiniz gibi, iyman edenlere de yapmadığınız eza ve cefa kalmadı.. Beni ve bana iyman edenleri, hicrete mecbur ettiniz, vatanımızdan cüda eylediniz.

Sevgili amcamı ve bana iyman edenlerden bir çoğunu öldürdünüz. Bir çoğuna türlü türlü cefa ve mihneti lâyık gördünüz. Allahu teâlâ, abdine yardım etti, nusret verdi ve görüyorsunuz ki, bugün galibiyyet bendedir. Işte, feth-i Mekke de müyesser oldu. Benden, sizlere ne muamele yapmamı bekliyorsunuz?

Islâma, Nebiyyi âhir zamana ve bütün ehl-i iymana cefa eden, müslümanlara kılıç çeken, onlara elleri ve dilleri ile karşı koyanlar, derin bir mahcubiyyet ve pişmanlık içinde ancak:

-- Biz. Yusuf'un kardeşleriyiz, diyebildiler.

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin: (Benden ne muamele bekliyorsunuz?) suallerine cevaben: (Biz, Yusuf'un kardeşleriyiz..) demelerinden maksat, Yusuf aleyhisselâma haset eden, onu kuyuya atan, sonra kervana satan kardeşlerini, Yusuf aleyhisselâmın Mısır'a sultan olunca affetmiş olduğunu telmihtir. Açıkça, af dileyemiyorlardı amma (Biz de, senden bugün af ve kerem bekliyoruz) demeğe getiriyorlardı.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:

- Evet, sizleri affettim, buyurdu ve gerçekten umumî af ilân ederek kabahatli ve mahcup ehl-i Mekke'yi şâd eyledi.

Yarın, Mahşerde de ehl-i mâ'siyyeti ve ehl-i derdi de. şefaatleri ile şâd edeceklerdir. Bir babanın, evlâdını arayıp bulması gibi, günahkâr ümmetini arayıp bulacak ve mahşer korkusundan, nâr sıkıntısından kurtaracak ve şefaatiyle onları sürürlandıracaktır.

Hz. Fatıma't-üz-Zehra radıyallahu anha, kendilerine:

- Yâ baba.. Seni mahşerde nerede bulabilirim? diye sorunca, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, saadetle şöyle buyurmuşlardır:

— Ey benim kızım.. Mahşerde, mevkiflerde beni ara.. Hangi mevkifte ümmetim bir müşkilâta uğrarsa ben oradayım..

Onların müşkillerini hallederek, kendilerini sıkıntıdan halâs ve necata şefaat ederken, beni bulursun..

Demek oluyor ki, insan ahlâk-ı Muhammedi ile mütehallik olur; kini, hasedi, gazabı, kibiri, u'cubu ve riyâyı terkederek içini ve dışını tertemiz hale getirir, ruhunu ve nefsini iyman ettirirse, mal ve can muhabbeti kendiliğinden kalkar ve yerine aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah kaim olur.

Namaz kıldığın, oruç tuttuğun, zekât verdigin ve hac ettiğin halde, nefsin arzu ettiği, Allah ve Resülünün sevmediği bu kötü ve çirkin sıfatları def'ü ref'edemezsen; dış görünüşün yani cesedin gayet süslü ve temiz görünür amma, için necasetle dolu bir kaba benzer. Bunun aksi olarak, zâhirde ibadet ve tâ'- atin bulunmaz, için temiz olursa yani ahlâk-ı hamideye sahip bulunursan, bu takdirde de dışın gayet kirli ve iğrenç, için bir bakıma temiz kaldığından taharethane ibrigine benzersin. Şayet, zâhirini şeriat ile tezyin etmez, bâtınını ahlâk-ı hamide ile tathir eylemezsen, yani için ve dışın kirli olursa, içerisi ve dışarısı necasetle bulaşmış bir kaba benzersin, ki hiç kimsenin sana rağbeti olmaz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.