Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Hadis rivayet eden bir zat-ı şerifi, ziyarete giden bir kimse, hazretin bir perde…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 617

Hadis rivayet eden bir zat-ı şerifi, ziyarete giden bir kimse, hazretin bir perde arkasında bulunduğunu görür. Kendisi ile, bu şekilde arada perde olduğu halde sohbet ederler. Bir aralık, ziyaretçi:

— Efendim, şu hicabı lûtfen kaldırsanız da, cemalinizin müşahedesiyle şerefyâp olsak, temennisinde bulunur.

Hadis rivayet eden zat:

— Sizinle, perdesiz görüşmeğe ve müsafaha etmeğe utanırım, cevabinı verir.

Ziyaretçi, ısrar eder:

— Aman efendim, bunda utanılacak ne var?

Perde arkasında gizlenen zat, bu hareketinin sebebini açıklar:

— Öyle ise arzedeyim de dinleyiniz: Bir müddet evvel, bir Hadis-i şerif rivayet ettiler. Aklıma ve mantığıma uyarak, itiraz etmek ve böyle bir hadis-i şerifin vârit olamayacağını ileri sürmek ve reddeylemek gafletinde bulundum. Bu sebeple de, bu azaba düçar oldum. Gördügünüz gibi, perde arkasında oturuyor ve yüzümü kimseye gösteremiyorum. Maalesef, reddetmek cür'etinde bulunduğum Hadis-i şerif şu idi: (Bir kimse, cemaatle namaz kılarken, imamdan evvel secdeye baş koyar veya imamdan evvel secde ve rüküdan kalkacak olursa, o kimsenin yarın âhirette başı, eşek başı gibi olur.) mealinde idi. Ben, haddimi bilmeyerek:

— Canım nasıl olur? Bu kadarcık bir kabahatten dolayı nasıl olur da başı, eşek başına döner, mütalâasında bulunmak küstahlığını irtikâp ettim. Allahu teâlâ, benim başımı dünyada iken eşek başına tebdil etti, bu yüzden kimsenin huzuruna çıkamıyor ve başımı gösteremiyorum, der ve başını ziyaretçisine gösterir ki, ne görsün? Biçarenin başı, gerçekten eşek başı oluvermiş.

Şul halde, bir Hadis-i şerifin mefhumundan şüphe edenin başı, eşek başına tebdil olunursa; senin ve benim ve şeriat-i garrayi Ahmediyyeye muhalefet edenlerin hallerinin ne olacağını düşünelim!..

Evet, ilmiyle âmil olan bir âlime ittiba, gerçekten sebeb-i necattir. Zira, ilimleriyle âmil olan âlimler, nâzil olan nura vâristirler. Böyle bir nura ittibâ edenler de, elbette önlerindeki hendeği, çukuru, bataklığı görür ve helâk olmaktan kurtulurlar.

Allah celle, Habib-i edibine:

isis ils gil Vet tebea millete Ibrahiyme haniyfâ...

En-Nisâ: 125

(Ve Allahu teâlâ'yı bir tanıyan Ibrahim'in dinine tabi olmuştur.)

buyurmuştur. Yani:

- Ey Habibim.. Millet-i İbrahim'e ittibâ eyle, ferman-1 sübhanisinde bulunmuştur.

Demek ki ilmiyle âmil olan bir âlime tâbi olmanın lüzumu, bu âyet-i celile ile sabit bulunmaktadır. İttibâsız olmaz. Senin vücudun boş bir bardak gibidir. İlmiyle âmil olan âlim de sâki durumundadır. Boş olan bardak, böyle bir sâki eliyle aşk.

muhabbet itaat şarabı ile doldurulmazsa, ebediyyen boş kalır.

Yahut, bir dâl veya mudil gelir, o bardağın boş olduğunu görür ve onu —maazallah— necasetle doldurur.

Ilmiyle âmil olan âlimin doldurduğu bardak, mukaddestir, temiz ve tahirdir. Ehl-i dalaletin necaset ile doldurduğu bardak ise, tabiatiyle necis olur ve necis kalır.

Ilmiyle âmil olan veliyullah'a ittibâ ile, insan aziz ve şerif olur. Irfana erişir, mârifete erer ki, enhâr-1 cennet de bu hâlete erenlere mârifetullah enhârı olur.

Sözün kısası, özü ve özeti: â'mal-i salihât- zâhire ve â'mal-i salihât-1 bâtina, cennete duhule sebep teşkil eder. Zira, â'mal-i sâliha erbabina, Allahu tâlâ'nın vâ'di vardır ve Allahu sübhanehu ve teâlâ vâ'dinden aslâ dönmez.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.