Abdullah bin Tahir zamanında, azılı bir eşkıya vardı. Gayet âsi ve zâlim idi. Dağlarda dolaşır, derbentlerde kervan vururdu.
Yol keser, aman vermez, kelle biçerdi. Devlet kuvvetleri, bu şakiyi ve avenesini bir türlü ele geçiremiyorlardı.
Bir sene, gayet şiddetli bir kış olmuştu. Bu azılı eşkıya da, avenesiyle birlikte gizlice bir eve yerleşmiş ve orada sakanmışlardı. Günlerden bir gün, şakilerin barınagı olan bu evin kapısı çalındı. Gelen, güzel yüzlü, tatlı sözlü bir hanım sultan idi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nesl-i pâkinden oldugunu, yardıma muhtaç bulunduğunu söylüyor ve fakat zekât ve sadaka alamayacağını, ancak hediyye tariki ile yapılacak yardımı kabul edebileceğini bildiriyordu. Şakilerden birisi, kendisini içeriye davet etti ve:
— Buyurunuz, içeriye giriniz, dedi. Hava soguk, kapının önünde üşümeyiniz.
Seyyide hatunu içeri aldılar. Fakat, kendisine yardımda bulunacak yerde, utanıp sıkılmadan evlâd-ı Resûlden olduğunu söyleyen hatuna tecavüze yeltendiler. Aralarında, kıyasıya bir boğuşma başladı. Şakilerin reisi, gürültüleri duyarak yanlarına geldi ve bu azgın kurt sürüsü ile tek başına mücadele eden hatunu, onların elinden kurtardı kendisinden özür diledi ve sebebi ziyaretini sordu. Seyyide, derdini ona da anlattı.
O zâlim ve azılı şâki, gürler gibi etrafındakilere haykırdı:
— Bugüne kadar her türlü kötülügü irtikâp ettik. Yarın Irgad, Cild 3 - F: 39
kendisinden şefaat umdugumuz Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-ül-Mennân efendimizin evlâdına da hiyanet mi edecegiz? Dünyada, adımız şakiye çıktıgı ve yüzümüz kara oldugu gibi, yarın âhirette de mi şaki olacağız? Orada da mı, yüzümüz kara olacak? Server-i enbiyadan hangi yüzle şefaat umacağız? dedi ve seyyide hatuna izâz ve ikramda bulundu, mal ve para hediye etti ve kendisini uğurlarken:
- Var git sağlıcakla kal, selâmette ol. Ceddi mükerreminden, bizlere de şefaat ve şefkat iste, demeği de ihmal etmedi.
Meğer, bu azılı şakinin avenesiyle birlikte o evde gizlendiğini, devrin emiri Abdullah bin Tahir haber almış ve evin etrafını kuşatmıştı. Mukavemetin faydasız olduğunu gören eşkiya teslim olmuşlar ve hemen o gece haklarında hükme varılmış ve halka ibret olmak üzere, ertesi sabah katlolunmaları kararlaştırılmıştı.
Hükmün infaz olunacağı gece, emir Abdullah bin Tahir, aleyhissalâtü vesselâm efendimizi rüyasında gördü. Resûl-ü efham efendimiz, kendisine:
— Yâ Abdullah, buyurdu. Hapiste bulunan eşkiyanın reisini hemen azat et ve serbest bırak.
Emir, korku ve dehşet.içinde uyandı. Kendi kendine:
— Fesübhanallah, diyordu. Bu rüya, elbette haktır ve gerçektir. Zira, şeytan aleyhissâlatü vesselâm efendimizi temsil edemez. O halde, böyle bir azılı şakiye, efendimizin şefaat buyurmalarının sebebi acep nola?
Saatlerce düşündü, işin içinden çıkamadı. Ertesi sabah, hükmün infazndan evvel icabını düşünmek karanı ile tekrar yattı ve uyudu.
Rüyasında, tekrar Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi gördü ve kendilerinden:
— Yâ Abdullah.. Eşkiyanın reisini herhalde azat et, emrini telâkki etti. Sabaha kadar beklemeğe sabredemedi, emir vererek hapishanedeki şakiyi huzuruna celbettirdi ve kendisinden ordu:
— Senin, Allah ve Resûlü ile hiç bir muamelen oldu mu?
Eşkiya reisi, başından geçen vak'ayı emire anlattı ve evlad-ı Resülden bir hatunu, avenesinin elinden nasıl kurtardığını hikâye etti. Emir Abdullah bin Tahir de ona:
— Bu gece, iki defa Resûl aleyhisselâmı rüyamda gördüm. Her ikisinde de senin serbest bırakılmanı irade ve ferman buyurdular. Evlâd-ı Resûle dünya hayatında ettigin bu hizmet ve iyilikten dolayı, idamdan kurtulduğun gibi inşallah âhirette de şefaatine nail olur ve azaptan halâs olursun, var git serbestsin, dedi.
Harami, bu haber üzerine derhal tövbe ve istiğfar eyledi.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi, onun âlini, evlâdını, ezvacını ve ashabını sevenlere lâzım olan da, onun şeriatine ve sünnet-i seniyyesine riayet etmek, zâhirini şeriat-i garrayı Ahmediyye ve bâtınını muhabbet ve meveddet-i Muhammediyye ile tezyin eylemek ve böylelikle ebedi saadet ve selâmete erişmektir. Yoksa; şeriatsiz, tarikatsiz, muhabbetsiz, meveddetsiz hiç bir şey ele geçmez. Illâ muhabbet, illâ muhabbet.. Illâ hizmet, illâ hizmet..