Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Eski zamanlarda. büyük bir kıtlık olmuştu.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 596

Eski zamanlarda. büyük bir kıtlık olmuştu. Tamahkâr bir zenginin kapısına iltica eden yoksul bir kişi, ondan Allah rizası için bir parça ekmek istedi.

Hikâyemizin burasında, haklı bir sitem ve uyarmada bulunmama müsaadelerinizi rica ederim. Bu sitem ve uyarmamız, bilhassa ekmegin kadr-ü kıymetini bilmeyen ve bu büyük nimete gerekli hürmet ve riayeti göstermeyenleri istihdaf etmektedir. Bir dilim ekmek ve bir yudum su, zamanında o kadar kıymetlidir ki, bayattır diyerek hakir gördüğünüz ve yemeyip çöp tenekesine attığıniz, sokaklarda sefil ettiğiniz o nimet için, maazallah aç kalırsanız, bütün mukaddesatınızı feda edeceğinizi, üzülerek ve utanarak hatırlatırım.

Bazı nankör ve gafiller de, lokantalarda çatal ve kaşıklarını ekmekle silmekte, yağlı dudaklarını ekmekle kurulamakta ve sonra o nimeti bulaşık bezi gibi atmaktadırlar.

Bilvesile, şahidi olduğum iki vak'ayı anlatmadan geçemeyecegim:

Çok küçüktüm. Bursa, Yunan işgalinde bulunuyordu. Yunanhılar, Türk müslümanlarının ekmege olan hürmet ve riayetlerini bildiklerinden, müslümanlara mânevi bir eziyyet olmak üzere, kendilerine verilen tayın ekmekleriyle top oynar gibi oynamakta ve ayakları ile tekmelemekte idiler. Hattâ, bazılarının daha da ileri gittikleri, ekmek ile taharet ederek, helâva bıraktıkları, önlerinden artan yemek ve ekmekleri helâya döktükleri görülmüş ve işitılmişti.

Fakat, onların bu zafer sarhoşlukları çok sürmedi. Harp, bi-izni ilâhi galibiyetimizle neticelendi. Esir edilen Yunan askerlerinin bir kısmı, Bursa'ya getirildi ve sanki konulacak

başka ver yokmuş gibi. Cami-i-kebirin avlusunda nezarete alındı. Hepsi de aç ve perişandı. Onların bu hallerine merhamet eden bazı müslümanlar kendilerine ekmek atıyorlardı.

Daha dün, ekmekle top oynayan, ekmeği hor hakir gören bu nankörlerin, önlerine atılan ekmekleri kapışmak için birbirlerini çiğneyerek seğirttiklerini ibretle seyrettim. Allahu teâlâ, bunların nankörlüklerinin cezasını çektiklerini, müslüman halka göstermişti.

Şahit olduğum ikinci vak'a daha hazindir:

Askerlik hizmetimi yapıyordum. Ekmek sıkıntısı vardı.

Boğazımdan keserek artırdığım iki tayını, çocuklarıma getiriyordum. Yolda, karşıma yaşlı ve bitkin bir ihtiyar kadın çıktı ve bana:

— Asker efendi, dedi. Üç gündür açız, elindeki tayınlardan birisini bana verirsen, iki kızımdan beğendiğin ile yatmana razıyım, dedi. Biçare kadıncağızın; utanarak ve hicabından renk.

ten renge girerek yaptığı bu teklifi, tevfik-i sübhani ile reddettim ve çocuklarıma götürdügüm iki tayını da açlıktan bu derekeye düşen o kadına Allah rızası için verdim.

Balkan harbinde, Bulgarlara esir düşen ve Edirne'de saray içinde göz altına alınan Osmanlı askerlerinin, açlıktan ağaçların kabuklarını kemirdiklerini görenler ve söyleyenler vardır.

Ekmeğe nankörlük edenlere ithaf ettiğim bu vak'alar daha pek çoktur. Bugün, dünyanın bir çok ülkelerinde ve ezcümle- Hindistan'da yüz binlerce insan açlıktan kıvranmaktadır. Biz ise, yalnız Istanbul şehrinde her gün en az elli bin kilo ekmeği israf ediyor, kırıntılar halinde çöplere atıyoruz. Ayıptır, günahtır.. Allahu teâlâ, nimetini ihsan buyurduğu gibi geri almasını da bilir. Çünkü, Allah celle israfı ve müsrifleri sevmez. Kur'an-ı azimde de (YIYİNIZ, IÇINIZ.. FAKAT ASLÂ ISRAF ETME- YINIZ..) buyurulmaktadır.

Bu korkunç ekmek israfını, ilgililerin dikkat nazarlarına sunar ve iktisat ilmiyle uğraşanların mutlaka bu meseleye bir çare bulmalarını âcizane tavsiye ederim.

Unutmayalım ki, havalar hep güzel gitmez. Bazan; yağmur, kar ve fırtına da oluverir. Çoluk çocuğumuza, behemehal ekmeğin kudsiyetini öğretmeli ve onları bu israftan men'etmeliyiz. Israf, bir milleti, bir aileyi, bir serveti rahatça batırabilir. Müsrifler, şeytanın kardeşleridirler. Bin okka pirinci, bin okka bulguru, bin okka buğdayı yedir, amma bir tanesini bile israf etme!

.. Bir tek pirincin, bir tek buğdayın ve bir tane üzümün, bir yılda meydana geldiğini hatırından çıkarma.. O bir tek pirinç veya buğdayı tohum olarak kullanırsan, binlercesine sahip olabileceğini daima hatırla.. Bilhassa, o bir tanenin nasıl meydana geldigini, ne zorluklara katlanıldığını ve ne emekler harcandığını iyice düşünde, israftan vaz geş!. Kaldı ki, alın teri ile kazanılan mal, israf edilmez. Dikkat edilirse, haramdan gelen mal, israf ile heder olur.

Ehlullah demişlerdir ki:

— Eline geçen parayı, haramdan mı helâldan mı kazandığını bilmek istersen, nerelere sarfettiğine bak!. Aklın ve iz'anın varsa anlarsın, buyurmuşlardır.

Sizlere, hikâye içinde ibret verici bir kıssa daha anlatayım:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.