Şeyh Ahmed-i Gazâli, kardeşi İmam-ı Gazâli ile sohbet ederlerken:
— Senin bütün ilmini ve te'lif ettiğin kitaplarını. iki kelime ile topladım. O iki kelime, senin ilminin tamamına ve bütün eserlerine muadildir:
Et-Tâ zim-i bi-emrillâh Ve şefkat-i alâ halkıllâh buyurmuşlardır.
vardır:
Allahu sübhanehu ve teâlâ'yı sevenlerin beş âlâmetleri
BIRINCISİ IKİNCISI ÜÇÜNCÜSÜ:
DÖRDÜNCÜ:
BEŞINCISI:
Derya gibi sehvettir.
Güneş gibi şefkattir.
Toprak gibi tevazüdur.
Ölüm gibi hilmiyettir.
Gece gibi örtmektir. (Halkın ayıplarını setretmektir.)
Bu beş haslete sahip olanların, Hak celle ve alâ'yı sevenler olduğu bilinmelidir. Derya gibi keremi ve sehaveti, güneş gibi şefkati, toprak gibi tevazu'u, ölü gibi hilmiyyeti, yanı yumuşaklığı ve gece gibi setri olmayan kimsenin. Allahu teâlâ'- ya muhabbet iddiasının aslı ve hükmü yoktur. O kimse yalancıdır. Zira, Allahu teâlâ'ya muhabbet iddiasında bulunan kimsenin Nebi-izişân'a tâbi olması şarttır. Nebi aleyhisselâmda da bu sıfatlar cem'olmuştur, hattâ bu sıfatların da fevkindedir.
Ey hak yolcusu:
Fırsat elde iken, iraden elinde iken, zikr-i Hüdâ dilde iken, ruh kuşu beden kafesinde iken ve henüz tövbe kapıların kapanmadan, çenen kilitlenmeden, nutkun tutulmadan gafletle aylak aylak vakit geçirme!.. Sana emanetullah olan bu vücudunu mâ'siyyetlerle göçürme!.. Ayağını, sırattan sürçtürme!.. Vakitler geçiyor, geceler ve gündüzler, durmadan ömür kumaşını biçiyor. Gün batıyor, şafak atıyor.. Her gün, nice güneşler, hilâller, hilâl kaşlılar, âhu bakışlılar batıyor. Servi boylar devriliyor, taze kabirler sivriliyor. Kaçtıkça ecel ardımızdan geliyor, kaçındıkça iradelerimiz elden gidiyor. Gelin, Allahu teâlâ'- ya rücû edelim.. Iradelerimiz elde, zikr-ü tevhidimiz dilde, kuvvet ve kudret belde iken, gaflete düşmeyelim, aldanmayalım.
dünyaya güvenmeyelim.. Gün olur, iradelerimiz elden, zikr-ü tevhid dilden, kuvvet ve kudret belden gidiverir. Son pişmanlık fayda etmez. O zaman ağlamanın ve çırpınmanın hayrı olmaz..
Yalvarmak ve yakarmak, kaybettiklerimizi geri getirmez. İş işten geçmeden, can kuşu beden kafesinden uçmadan, fırsat elden kaçmadan hakka rücû edelim, tövbe ve istiğfarda bulunalım, doğru yolu bulalım.
Allahu teâlâ indinde, insanların en hayırlısı, halkı hakka çağıran, hak sözü belleten, halkı hakka ileten Enbiyâ-i izâm ile, Enbiyâ'nın ilmine vâris olan âlimler ve Enbiyâ'nın haline vâris olan velilerdir. Bu zevat ile sohbet edenler, yani Allah'ın Resûllerinin ilimlerine ve hallerine vâris olanların meclislerinde bulunanlar, onların ilimlerinden ve hallerinden nasip alırlar. Kendilerini, azap deryasından kurtarırlar. Cahillerle ve kötü kişilerle sohbet edenler ise, fırtınalı havada çürük bir gemiye binmiş gafillerdir. Sonu batmak ve helâk olmaktır. Bahusus, iyi huylu, güzel ahlaklı sâlih kişilerle bir arada olanların, işleri daima hayır olur:
Güzel huylu olan kişi, Daim hayır olur işi..
Kötülükle me'lûf insan, Helâk eder seni her ân..
Hiç düşünüvor muyuz? Bizler, Hakka ne yüzle varacağız?
Işimiz, gücümüz gündüz Hakka isyan, gece haktan nisyan!..
Huzur-u Hakka varacak bin yüzümüz olsa, bini de isyan ile alûde ve kapkara.. Böyle kapkara yüzle, Hakka varılmaz. Bu günah ve isyan hamlesiyle hak dairesine girilmez. Gelin ey ehl-i insaf: gelin cananımız için, canımızdan vazgeçelim, onun yolundan gidelim.. Dünya rahatlığını terk edelim. Belimize gayret kuşağını bağlayalım. oturup bu acıklı halimize hıçkıra hıçkıra ağlayalım. Pişman olalım, kötülüklerimizden utanalım, gaflet uykusundan uyanalım.. En doğru yol olan ve Hazret-i Allah'a varan sırat-ı müstakimde sâbit-kadem olalım.. Hâlıkını.
bu dünyada iken bilemeyen, bulamayan ve anamayan, âhirette hiç bilemez; bulamaz ve anamaz. Bilse bile, orada bu bilişinden faydalanamaz.
Evza'i hazretleri buyuruyorlar ki:
Dünyada yaşadığın müddetçe, her alıp verdigin nefesinin hesabı ruz-i mahşerde hesap olunacaktır. Zikirsiz geçen nefesler için, nedamet vardır.
Yaşadığın müddetçe, kaç nefesini Allah rizasına sarf ve hasreyledin? Kaç gece, Allah rizası için rahatını, uykunu, sohbetlerini terkeyledin? Bu sorulara cevap vermek güçtür. Zira, nefsin için terkettiğin uykuları sayamazsın.
Insanların âlimi, Allahu teâlâ'dan korkarak Rabbine muti olandır.
Insanların cahili; Allah'tan korkmadan, Rabbine isyan edendir.
Hz. Osman radıyallahu anh, aleyhissalâtü vesselâm efendimize atfen şöyle buyurmuşlardır:
Bir kimse, beş vakit namazını vaktinde kilsa ve namaz kılmaya devam etse, Allahu teâlâ, o kimseyi, dokuz keramet ile mükerrem kılar:
BIR: Allahu azim-üş-şân, o kulunu sever.
İKİ: O kulun bedeni sıhhatli olur.
ÜÇ: Melekler. o kimseyi bütün kötülüklerden muha faza ederler.
DÖRT: Evine bereket nâzil ve zâhir olur.
BEŞ: Yüzünde, sâlih kullara mahsus bir nur peyda olur.
ALTI: Allahu teâlâ. o kulunun kalbini yumuşatır. Kalbi, merhamet ve şefkatle dolar.
YEDI: Sıratı yıldırım gibi geçer ve Allahu teâlâ o kuluna nârdan necat bahşeder.
SEKİZ: Veliler ve sâlihlerle haşrolur.
DOKUZ: 0 kirse âhiret korkularından emin olur. dünya da bıraktıklarından dolayı mahzun olmaz.
Evet: dersimize devam ediyoruz. Ehl-i saadetin diğer alâmetleri de şunlardır:
7) Tevazû sahibi olmaktır. Kibir. şekavet alâmeti olduğu gibi, tevazû da saadet alâmetidir.
Allahu teâlâ, dokuz tâ'ife hakkında AZAB ve VEYL kelimelerini kullanmış ve onların şenaatlerini de şöylece beyan buyurmuştur:
BIR: Namazlarını terkedenler ve namazlarını terkettiklerinden dolayı, hayıflanmayan ve pişmanlık duymayanlar.
iki: Ibadet-i maliyye olan zekâtlarını vermeyenler.
: Yalancılar.
DÖRT: Tartı ve ölçeklerinde hiyle yapanlar.
BEŞ: Âhireti inkâr edenler.. (Ömürlerini bu inkârları ile, dünyada telef edenler.)
ALTI: Kibire düşerek hakkı kabul etmeyen zâlimler..
YEDİ: Insafı terkedenler..
SEKIZ: Vâz'u nasihat kabul etmeyenler.
DOKUZ: Insanları, yüzlerine karşı meth ve arkalarından zemmederek kaşları ve gözleriyle onlarla eğlenenler.. (Ki, bunlara HÜMEZE ve LÜMEZE denir.)
Işte, VEYL (Yazıklar olsun, vay olsun..) ve AZAB ile tehdit buyurulan dokuz tâ'ife de bunlardır. ALLAHUMMAH- FEZNÂ..
Bir tâ'ife daha vardır ki, onlar da Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Tevrat'da zikrolunan sıfatlarını inkâr edenler ve âhir zaman Nebisinin bu sıfatlarını tağyir eden Yahudi hahamlarıdır ki, bunlar sıfat-ı nebi aleyhisselâmı tebdil ve tağyir etmek suretiyle halkı tarik-i haktan men'- eden sahtekârlardır. Onlar, yol kesen haydutlardan daha aşağı ve hırsızdan bayağı kimselerdir.
Insanları, yüzlerine karşı meth ve arkalarından zemmedenlerle ilgili âyeti kerimenin, ehl-i ibret için şayanı dikkat bazı hususiyetleri daha vardır.
sosés lee '11 a silo silal Veylün li-külli hümezetin lümeze ellezi ceme'a mölen ve addedehu yahsebü enne mâlehu ahledeh...
El-Hümeze: 1—2—3 (Veyl insanları arkalarından çekiştirmeyi, yüzüne karşı zem ve istihza eylemeyi huy edinene.. Ki, onlar mal biriktirir de onu sayar, durur. Malı, gerçekten kendisine ebedi.
olarak kalacak ve ebedi bir hayat verecek sanır.)
Insaf ile söyleyiniz; içinde yaşadığımız cemiyette, bu tipte insanlar yok mudur? Bu gibiler, zannederler ki, topladıkları bu mallar, onları dünyada ebedi kılacak ve ölümden kurtaracaktır. Heyhat!.. Hiç te böyle değil.. Onların topladıkları mal, kendilerini ölümden kurtaramayacak, dünyada ebedi kılamayacak, hattâ kendilerine dahi kalmayacaktır. Şeref ve fazileti malda ve parada vehmedenler, cahil denîlerdir. Insanın şerefi, fazileti ve haysiyyeti, hiç bir zaman mal ile, para ile değildir.
Insanın, ind-i Bâri'de şeref ve fazileti, tahsil-i mâ'rifetullah ile yani Allahu teâlâ'yı bilmek, Allahu teâlâ'yı bulmak ve Allahu teâlâ'yı anmakla gerçekleşir. Riza-i Bâriye nail olmayınca; ne malla, ne güzellikle, ne mansabla, ne kasa ve kese ile şeref ve fazilet sahibi olunamaz. Eger, kadr-ü şeref para ile, çok mal ile olsaydı: Hz. Isa aleyhisselâm fakirliğinden ötürü semaya çıkmazdı. Karun da, zenginligi dolayısiyle yere batmazdı. Hz.
Isa aleyhisselâmın, semaya urucuna sebep, dünya malına meyletmemesi, Karun'un yerin dibine batması da malının çokluğuna güvenmesi ve şımarmasıdır. Fâsit zanları olanlar, başkalarında kusur ve noksan ararlar. Bu, tıpkı bir körün, diğer bir körün görmemesini ayıplaması gibidir.
Insan-ı kâmil odur ki, kendi ayıplarını görmekten, başkalarında ayıp aramaya fırsat ve imkân bulamaz. Kendi ayıbını gören ve bilen, başkalarının ayıplarını göremez:
Kimse takdir edemez âlemde, Kendi mahiyyetini re'yile, Münhasır vasıta-i rü'yet iken, Göremez kendini dide bile..