Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Bir zamanlar. kızgın demiri eliyle tutarak döğen bir demirci vardı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 561

Bir zamanlar. kızgın demiri eliyle tutarak döğen bir demirci vardı. Kendisine, bu keramete nasıl erdiğini sordular.

Demirci, on mazlum ve bir mâsumun duası ile bu keramete eriştiğini söyledi ve anlattı:

- Ben, gençliğimde Allahu teâlâ'ya âsi bir kul idim. Bir gün, yardım istemek üzere güzel bir kadın yanıma geldi:

— Çoluk, çocuk, günlerden beri açız.. Kocam, alil ve hastadır. Kımıldamadan yatıyor. Bizler, senin mü'min kardeşleriniz, ne olursun bize yardım elini uzat ve bir kaç günlük bile olsa, gözyaşlarımızı sil, dedi.

Kadın, fevkalâde güzeldi. Onu, gönlüm çekmiş. nefsim arzulamıştı.

- Olur. dedim. Size yardım ederim amma bir şartla.. Bana râm ol..

- Ben evli ve namuslu bir kadınım, dedi. Hem, sen ruz-i Irged Clld 8 - F: 36

cezayı düşünmüyor musun? Allah'tan kork ve bana böyle bir teklifte bulunma..

Zavallı kadın, ağlayarak dükkânımdan uzaklaştı. Fakat, birkaç saat sonra açlıktan bitkin ve perişan bir halde yine geldi. Nâçar kaldığı anlaşılıyor ve bitkin bir halde bulunuyordu.

Mahzun ve mütevekkil:

- Teklifine razı oldum, dedi. Ne yapacaksan yap, fakat bize bir ekmek parası ver. Zira, çocuklarım ve kocam açlıktan helak olacaklar.

Kadını, dükkânımın iç tarafındaki odama aldım. Yüzü sapsarı kesilmiş korku ve hicaptan titriyordu.

— Nen var? dedim. Neden korkuyorsun?

Burası kapalı ve emin bir yerdir. Seni ve beni burada hiç kimse görmez.

Kadın, hıçkınklar arasında bana cevap verdi:

— Nasil gören olmaz! dedi. Ondan gizlenmek mümkün müdür? Seni ve beni gören, yarın yedi âdil şahidi de ruz-i cezada karşımıza dikecek ve ikimizi de mahkûm ettirecektir.

Bu sözlerinden hiç bir şey anlayamamıştım. Bön bön onun güzel yüzüne bakarak sordum:

— Sen neler söylüyorsun? dedim. Bizi gören kim, şahit dediklerin kimler? Haydi, göster bana da bakayım, nerede onlar? Bu dört tarafı kapalı ve gözlerden uzak kuytu odada, bizi görebilecek ve aleyhimizde şahitlik edecek kimlerdir?

Zavallı kadıncağız, gözyaşları arasında içini çekti:

— Hepsi, hepsi burada, diye inledi. Senin ve benim üzerlerimize müekkel olan melekler, omuz başlarımızda değiller mi? Onlar, aleyhimizde şahitlik etmeyecekler mi? Ben, o melekleri görüyorum. Senin, bana yapmayı düşündüğün kötülükten dolayı ağlaşıyorlar. Daha bir çok şahitler de var.. Uzerine bastığımız yer şahit, senin ve benim uzuvlarımız şahit, dillerimiz şahit, kitabımız şahit, zaman şahit, mekân şahit, Hâlık-ı kevn-ü mekân şahit.. Yetmez mi bu kadar şahit?

O korku ve titreme hir ânda benim de içime düştü.. Artık, gerçegi anlamış ve ben de aglamaga başlamıştım. Bu mübarek, kadının, hâlâ titreyen temiz ellerine sarıldım:

- Sen, benim dünya ve âhiret kız kardeşim ol, dedim.

Bir ânda, şekavetim saadete tebdil olunmuş ve libas-1 tekvayı giyivermiştim. Kadına:

- Her ne ihtiyacın olursa, çekinmeden bana gel, sana daima yardıma âmadeyim, dedim ve kendisine yetecek kadar para verdim. Dua ve senâ ederek ayrılırken:

— Allahu tâlâ'nın nârı, dünyada ve ukbada seni yakmasın, dedi ve gitti.

Işte, o günden beri ben kızgın demirleri elimle tutar ve gördüğünüz gibi yanmam. Hiç bir ateş. bu dünyada beni yakmaz, burada yakmadığına göre ukbâda da yakmayacağına iymanım var. O mâsum kadının duası berekâtiyle Allahu teâlâ bana bu kerameti lûtfeyledi.

Görüyorsunuz ya, aziz mü'minler:

Dünyada, en büyük sevap yoksula yardım etmektir. Bu kıssamızdaki gibi ehl-i ırz bir hatunun duasına mazhar olanın, şekaveti saadete tebdil olunur. Eğer. yardım ettiği ehl-i ilim, ehl-i hal ve betahsis talib-i ilim ise, alınacak sevabın ve erilecek makamın haddi hesabı yoktur. Bu kabil hayır ve hasenatta bulunanlar, canlı Kâbe'yi yapmış gibi olurlar. Kâbe deyince aklıma geldi de. anlatmadan geçemeyeceğim:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.