Mevlâna Cami kuddise sırrah-us-sâmi efendimizin halka-i zikrinde oturanlar, hazretin başının üstünde tekerlek gibi bir nur görürlerdi. Halka-i zikirde bulunan zevattan bazıları, hacca gidip geldiklerinde, müşarünileyhin başında nuru görmez oldular. Bir münasebetini getirerek, kendilerinden bu meseleyi sordular.
Hazret-i aziz buyurdu ki:
— Sizler, hacca gidip gelmeden tam bir tazarrû, meskenet.
huşû, hudû ve ittika sahibi idiniz. U'cub ve riyadan sakınırdınız. Şimdi, hacca gidip geldiniz ve sizlere u'cub ve riya ârız oldu. Nefsinizde bazı meziyyet ve faziletler vehmediyor. kendinizi halktan yüksek görüyorsunuz. Bunun için de, eskı maka mınızdan düştünüz ve ihlâsınızın asârı olan nuru göremez oldunuz. Nur, hâlâ yerinde amma, sizin görüşünüz yerinde değil.
Evet, yaptığın hayrı unutmazsan, o hayırdan sana hayır gelmez. Onun için; hayrını unut, şerrini unutma!.. Hayır, Allahu tâlâ'nın tevfiki ile, şer ise nefsin iğvası neticesi zahir ulur.
Bundan dolayı, hayrı Allah'tan ve şerri nefsinden bilmen lâzımdır. Isnat edilen amel-i hayr, insana hicap olur.
Kâbe'tullaha yüz sürenlerin, bir daha ölünceye kadar kibir ve gururdan kaçınmaları, helâldan kazanmaları ve helâl yemeleri icabeder. Malı helâl olmayanın. haccı mebrur olmaz Kazancı haram olanın, haccı kabul olunmaz. Hac farizasını ifadan sonra, Allahu tâlâ'nın nehyettiklerine dönmeyenler, ibadet ve tâ' ate devam edenler, meydan-ı haşre günahsız olarak giderler. Allahu tâlâ'nın davetlileri, orada kalırlar. Ibrahim aleyhisselâmın davetine icabet edenler ve vukarıda anlattığımız şekilde tam ve eksiksiz bütün hac menâsikini yerine getirerek her türlü kötülükleri terk ve sâlih birer insan sifatı ile yerine yurduna dönenler de Ibrahim aleyhisselâmın davetlileridirler.
Bu davet-i hakkı ve davet-i Ibrahim'i gören Iblis de. âlemi ervaha hitap eder ve ona da LEBBEYK diyenler bulunur. Hac dönüşlerinde, hacca gitmeden ne iseler yine aynı olanlar. kötülüklerden sıyrılamayanlar da yalnız isimleri HACI ve kendileri Iblis'in uşağı olurlar.
Son defa hacca gittigimde. orada gördüklerimi anlatayım da, hükmü sizler veriniz:
Şeriat-i Ahmediyye göğe çekilmiş ve cahiliyyet vaktindeki Kureyş kâfirlerinin ve müşriklerinin haccına dönmüş sandım.
Kadın erkek beraber tavafı eda etmek mi dersiniz; kadın ve erkek aynı safta ve hattâ bazan kadınlar ön safta ve erkekler arka safta namaz kılmak mı dersiniz; necaset üzerinde secde edenler mi dersiniz; hangi birini sayayım, hangisini anlatayım?
Medine-i tâhirede cuma namazında, hemen arkamızdaki
safta karılarıyle aynı safta oturup namaz kılan hacı efendiye.
— Böyle namaz kılınmaz. Bu şekilde namaz kılmanız, şeriat nazarında şayanı kabul değildir, diyecek oldum. Açtı ağzı- n1, yumdu gözünü:
— Be adam, dedi. Burasını orta Anadolu mu sandın? Senden akıllı, senden âlim kimse yok mu burada?
İmamın önünde durarak namaz kılanları mı, yalın-ayak helâya girdikten sonra, sözüm ona abdest alarak yine necasete basa basa yalın-ayak Ravza-i Nebiyye girenleri mi. Ravza-i mutahharada, kahvehane gibi oturup alış-verişten konuşanları, neleri kaça aldıklarını anlatanları mı, hangisini anlatayım. Hatırladıkça, onlar hesabına hâlâ ben utanıyorum.