Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Hz. Musa aleyhisselâm. zamanında, Mısır'da yağmursuz luk yüzünden korkunç bir kıtlık baş göstermişti.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 388

Hz. Musa aleyhisselâm. zamanında, Mısır'da yağmursuz luk yüzünden korkunç bir kıtlık baş göstermişti. Mısır halkı.

Musa aleyhisselâma yağmur duasına çıkmasını rica ettiler.

Üç gün sıra ile yağmur duasına çıkıldığı halde bir katre yağmur ihsan buyurulmadı ve Musa aleyhisselâmın duasına icabet tehir olundu. Kendisi, bundan dolayı hüzne kapıldı ve Rabbine niyazda bulundu:

- Yâ Rab. Karınca ve böceklerinden itibaren | bütün mahlûkat, kıtlık ve darlık içinde.

susuzluktan mahvoluyorlar. Üç gündür niyaz ediyoruz, lûtfen duamızı kabul buyurmadın ve bizi mahzun eyledin..

Allah celle hitap buyurdu:

— Yâ Musa.. Aranızda bir gammaz var.. O aranızda bulundugu müddetçe duanız tehir olunacaktır..

Hz. Musa aleyhisselâm sordu:

- Yâ Rab. O gammaz kimdir? Bize bildir de aramızdan çıkaralım.

— Yâ Musa.. O gammazın kim olduğunu size bildirecek olursam, ben gammazlık etmiş olmaz mıyım? Ben azim-üşşân, gammazları ve gammazlığı aslâ sevmediğim halde. kendim gammazlık ederek onu size nasıl bildiririm?

Birkaç gün sonra, Musa aleyhisselâma yine hitab-ı ilâhi vârit oldu:

- Yâ Musa.. O gammaz öldü.. Filân verde cenazesi hazırdır, var onun namazını kıl..

Musa aleyhisselâm, emr-i ilâhi üzerine tarif olunan yere gitti, ki ne görsün? Kırk tane cenaze hazır ve halk namazlarını kılmaya hazırlanıyor. Musa aleyhisselâm. bu kırk cenazeden hangisinin aranılan gammaz olduğunu teşhis edemeyerek münacatta bulundu:

— Yâ Rab. Bu kırk cenazeden hangisi gammazlık edendir, bana bildir..

Allahu azim-üş-şân hitap buyurdu:

— Benim bir sıfatım da SETTAR yani ayıpları örtücü dür. O gammazı sana bildirmemek için, cenazesini otuz dokuz cenaze ile karıştırdım.

Arif olanlar, bu kıssadan hisselerini alırlar. Biz şu kadarını ifade edelim ki, Allahu tâlâ'nın da sevmediğini açıkça bevan buyurduğu bu çirkin ve kötü huylar, bilhassa din adamlarında ve Hacı'lık ünvanını kazanmış müslümanlarda görülürse, insanların gözlerine bevaz üzerindeki kara leke gibi çarpar. Bu kötü huylara sahip olanlar, hem Allah celle indinde, hem de bütün insanlar yanında sevilmez, hakir ve zelil olurlar.

Her vesile ile hacılara ve hocalara temas etmemiz yadırganmamalıdır. Hepimiz görüyor ve biliyoruz ki, bir çokları sanki hacca değil de, alış verişe gitmiş gibi, eski ceket, eski palto, kadife kumaş, yatak örtüsü, seccade, tesbih ve çakmak taşı topluyorlar. Hac ahkâmından habersiz yalnız ismi HACI olsun, kendisine HACI BABA, HACI AMCA desinler için

gidip gelen bu gibi gafiller, çektikleri zahmetin vanlarına kâr kaldığını dahi farkedememekte ve üstelik hactan dönüşünde u'cub ve riyaya düşerek, kimseyi beğenmemekte, bir yandan da mülk sahibi ise orada harcadığı parayı kiracılardan çıkarmaya çalışmaktadır. Böyle hac, bövle hacılık olmaz..

Bilindiği gibi, Hz. Ibrahim aleyhisselâm Kâbe'yi bina ettiğinde, Allahu tâlâ'nın emriyle insanları hacca davet et mişti. Âlem-i ervahta, bu nidayı duyarak LEBBEYK diyen.

ler, kıyamete kadar hac farizasını ifa için hacca gidecek olan lardır. Böyle olunca da, feraiz-i ilâhiyyeyi yerine getirmek niyyeti ile hac yoluna çıkanların, hısım ve akrabası ve bütün dost ve ahbabı ile helallaşmaları, onların rizalarını almaları.

tövbe ve istiğfarda bulunmaları, üzerinde bulunan kul haklarını, kul borçlarını ödemeleri, bütün hakları sahiplerine iade etmeleri ve herkesle vedalaşarak kefeni mahiyetinde olan ihramını alıp yola revan olmaları ve Kâbe-i muazzamada hakka mülâki olmaları ve orada sag iken ölmeleri gerekir. Bunlar, hakkın davetlisi olanlardır. Zira. Kâbe'yi arzu eden orada Kâbe'yi, Kâbe'nin sahibini arzu edenler de yine orada Allahu tâlâ'nın rizasını bulurlar. Netekim. eski eşya ve mal almak.

seccade, tesbih, yüzük, takke, yatak örtüsü, kumaş, çay ve kahve isteyenler de, bu istediklerini bulur ve alırlar. Yerlerin, göklerin, Kâbe'nin, bütün mevcudat ve mükevvenatın sahibini dileyenler de Allahu teâlâ'yı bulur. onun rizasını alırlar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.