Şimdi yapılıyor mu, bilemiyorum. Eskiden, Medine-i-münevvere halkı, yılda bir kerre aleyhisselâtü vesselâm efendimizin hücre-i muattaralarına bir miktar buğday takdim eder ve yıl içinde ne kadar borçlanmış iseler, borçlarından kurtarılmalarını niyaz ederlerdi. Buna riayet etmeyenlerin, o yıl içinde borçlarını ödeyecek kadar kazanç elde edemeyeceklerine inanılırdı.
E ayura risal etmebr tora ini ol konu bule ayazon yedinci gecesi, akşam ile yatsı arasında, huzur-u Nebeviyye varılir ve:
— Yâ Resülallah.. Benim şu kadar borcum var, âtayay-ı aliyyenize muhtacım. Beni, bu borcumdan halâs buyurun, niyazı ile beraberinde getirdiği buğdayı, muvacehe-i saadet penceresi hizasındaki boşluktan, hücre-i muattara-i cenab-ı risaletpenahiye bırakırdı.
Filhakika, bu şekilde buğday takdim edenlere, borçlarını ödemege yetecek kadar para zuhur eder, hattâ ömürlerinde isimlerini dahi duymadıkları kimselerden hediyeler alırlardı.
Bu sebeple, Medine-i-münevvere ahalisi, borçsuz kalmamayı âdet edinmişler ve borçsuz olanları da takbih eylemişlerdir.
Bir yıl, Medine-i-münevvere ahalisinden birisi:
— Yâ Resûlallah.. Şu kadar borcum vardır. Hazine-i lûtuf ve merhametinden tediye buyurulmasını niyaz ederim, demeğe utanmış ve eşiyle görüşerek, o yıl oluru ile idare etmeğe ve aleyhissalâtü vesselâm efendimizi tâ'ciz etmemeğe karar vermişler. Bu karara vardıklarından dolayı da, zilkaadenin on yedinci gecesi yapılan buğday takdimi merasimine gitmemişler.
Adamcağız, kendi kendisine:
- Hele bu yıl olsun sahib-i saadet efendimizi tasdi etmedim, diye sevinerek yatağına girmiş ve uyumuş.
O gece rüyasında, hücre-i muattara dahilinde muhteşem bir divan kurulduğunu görmüş. Müzeyyen bir kürsü üzerinde oturmuş bulunan zatı- hazret-i Peygamberi, etrafinda ashab-ı kiramı olduğu halde o yıl buğday takdim etmiş olanların isimlerinin okunmasını irade buyurmuşlar. Cenab-ı şah-ı velâyet Hz. Ali keremallahu vechehu efendimiz, elinde bulunan defteri açmış ve buğday takdimi süretiyle borçlarını bildiren Medine ahalisinin isimlerini okumağa başlamış:
- Yâ Resûlallah.. Ummetinden ve komşularından filân oğlu filânın şu kadar borcu vardır.. Borcunun lûtfen hazine-i nebeviyyenizden ihsan buyurulmasını niyaz ediyor. diyor ve
borcunun miktarını da söylüyormuş.. Cenab-ı risaletmeab efendimiz de:
- Verilsin, buyuruyorlar ve bir başka isim daha okunuyormuş Nihayet, sıra efendimizi tâ'ciz etmekten endişe ve hicap ederek o yıl bugday takdim etmeyen zata gelmiş. Hz. Ali radıyallahu anh onun ismini okuduğunda, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, küskün ve üzgün bir ifade ile:
- Onun bize ihtiyacı yokmuş.. Fakat. geçen seneden bakiyye yüz kuruş borcu kalmıştır, bu para verilsin buyurmuşlar.
Hz. Ali radıyallahu anh. emr-i pevgamberi deftere yazarken adamcağız korku ve dehşetle uyanmış, hemen ravza-i mutahharaya koşarak yüzünü, gözünü verlere sürmüş:
- Aman yâ Resûlallah.. Ben değil. bütün mahlukât sana muhtaçtır, niyazı ile ağlamış. sızlamış, tövbe ve istigfar ederek bir daha ölünceye kadar borçsuz durmamıştır.
Merak edenler, Merhum Eyüp Sabri paşanın MIR'AT- UL-HAREMEYN adındaki iki büyük ciltlik eserinden. ikinci cildin MIR'AT-I-MEDINE bölümünde 4648 inci sahifelerinde bu hâdisevi okuyabilirler.
Bu vesile ile, çok mühim bir hususu daha muhterem din kardeşlerimizin dikkatlerine arzetmek isteriz:
Ummeti olmakla şeref ve gurur duydugumuz zat-ı Hazret-i risaletpenahi hakkında son derece hürmetkâr ve hukuk-u Resûlüllah'a fevkalâde riayetkâr olmak lâzımdır. Zat-ı ak des-i Peygamberiyyi üzmekten ve küstürmekten kaçınmalı.
onu üzmenin ve gücendirmenin dünya ve ahirette akla gelmeyecet ukubetlere sebep olabilecegi aslâ unutulmamalıdır.
Yukarıda hikâyesini sunduğumuz Medine-i-münevvereli zatın durumu, bu hususu açıkça belirtmekle beraber, bu mevzuda daha sarih bir fikir verebilmek üzere Hallac-1 Mansur-un başına gelen müsibetlerin sebebini de ibret ve basiret sahiblerine ithaf ediyoruz. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi üzmenin ve küstürmenin Hallac-ı Mansur'a nelere mal olduğunu da okuyunuz da, hisse alınız: