Ömer ibn-il Abdülâziz kuddise sirrahul-aziz, Emevî haliflerindendi. Allah'tan korkan, Allah'ı seven, dünya hayatına kıymet ve ehemmiyet vermeyen, iki gömleğinden başka gömleği olmayan bir zat-ı şerif idi. Birini yıkar, birini giyerdi.
iki kandili vardı. Birisini, devlet işlerinde kullanırdı ve bunun masrafını devlet hazinesi yapardı. Onun için, devlet işi bitince, onu hemen söndürür, şahsî işlerini görmek için kendi parası ile aldıgı ve masrafını şahsen ödedigi kandıli yakardı. Her işinde, Allah korkusu taşırdı. Her mâ'nada dürüst, âdil, zâhid ve rüşd sahibi bir halife idi. Bunun için de, bütün tebaası kendisinden memnun ve razı idiler. Müslimi, gayri müslimi, sünnisi, şi'isi, râfizisi, havarici kendisini sever ve sayarlardı. Zamanında, hiç bir isyan ve karışıklık olmamış, bütün tebaası rahat ve huzur içınde yaşamıştı.
İşte, bu kâmil zatın ölümü şöyle oldu:
Cariyelerinden birisi, bir gün kendisine:
— Yâ Emir-el-mü'miniyn, dedi.. Bu gece acaip bir rüya gördüm. Kıyamet kopmuş, insanlar mahşere dolmuş, mizan kurulmuş, cehennem ateşi insanların etrafını çevirmiş, ateşin üzerinden sırat köprüsü, cennet tarafı ile mahşer yeri arasın.
da gerilmiş.. Sizden evvel geçen halifelerden Abdülmelik Ibn-i Mervan'a: (Sirat'tan geç!.) emri verildi. Geçmek istedi, başaramadı ayakları kayarak nâra düştü. Daha sonra. Abdülmelik oğlu Velid'e aynı emir verildi, fakat o da başaramadı ve ateşe düştü. Daha sonra, diger halifelere geçmeleri emrolundu. Hepsi de birer birer sırata ayak bastılar ve sıra ile atese düştüler. Nihayet, sıra size geldi.
Cariye henüz sözünü tamamlamamıştı ki, halife Ömer ibn-i Abdülâziz hazretleri, bir sayha vurdu ve denizden çıkarılal balık nasıl çırpınır, kendisini yerden yere vurursa, aynen öyle yere düştü. Şiddetli bir ıztırap ile inledi, başını yerlere ve duvarlara vurmaga başladı.. Dehşet içinde kalan cariye sözüne devamla:
— Yâ emir-el-mü'miniyn, dedi. Vallahi, siz sıratı sâlimen geçtiniz. Cennete girdiğinizi gözlerimle gördüm.
Halife, birden sükûna erdi. Zira, cariyenin bu son sözlerini duymak nasip olmadan Allah'a vasıl olmuş ve şarab-l mevti içmişti.
Allahu teâlâ, garka-i garik rahmet eylesin..
İşte, mü'minler.. Allah'tan korkan böyle kâmiller, islâmda sayılamayacak kadar çoktur. Hiç şüphe yoktur ki, bu zevat-1 âli-kadr, cennete evvel girenlerdir.
Yarın, kıyamet gününde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şefaatiyle bütün ümmet-i Muhammed, mahşerin şiddetinden, cehennemin dehşetinden azad olacak, gıratı selametle geçerek cennet yollarında yürümege başlayacaklardır.
Ümmetin âsileri ve azgınları ise, ilâhi adaletin yerine gelmesi için Habib-i Huda efendimizin malûmatı olmadan nâra sevk olunacaklar ve orada günahları miktarınca cezalarını görecekler ve yine Habib-i Hudâ'nın hallerinden haberdar olarak Rabbine yapacağı niyaz ile, onlar da bu azaptan kurtarı.
lacaklardır.
Ahmed Mahmud Muhammed, Oldu âleme rahmet, Haktan bize inayet, Sallû alâ Muhammed..
Enbiyânın serveri, Evliyânın rehberi, Ins-ü-cin peygamberi, Sallû alâ Muhammed..
Haseneyn'in dedesi, Enbiyâlar vücesi, Âşıklardır bendesi, Sallû alâ Muhammed..
Hak nurundan yarattı, Sekiz cennet donattı, ins-ü-cinne medhetti, Sallû alâ Muhammed..
Muhammed-ül-Arabi, Bizi kıldı ebedi, Necatımız sebebi, Sallû alâ Muhammed..
Kıyamet günü gelir, Mizan hemen kurulur, Necat yolu görünür, Sallû alâ Muhammed..
Şefaati makbuldür, Her duası kabuldür, Nâsa büyük lûtüftür, Sallû alâ Muhammed..
Hamd sancağı dikilir, Cümle canlar dirilir, Şefaati tutulur, Sallû alâ Muhammed..
AŞKİ, sev Muhammed'i;
Ol cennette ebedi, Aşk ile yak kebedi, Sallû alâ Muhammed..
Evet; biz gelelim mahşer meydanında şefaat-i Resûle mazhar olarak cehenneme girmeden cennete sevkolunan ashab-1 yemine..
Bu mürüvvetli ta'ife, şefaat-i Resûlullah'a nail olarak, önlerinde Fahr-i cihan, onun arkasında enbiyâ-i. mürseliyn salâvatullahi aleyhim ecmaiyn, onların arkasında ehl-i beyt-i Mustafa, daha arkada ashab-i basefa ve ensar-1 pür-vefa, onların arkalarında Allah'ın velileri, daha sonra âlimler, sâlihler, şehitler, ashab-ı hayrat, âbidler, zâhidler, âlâ meratibihim derecelerine göre cennete doğru yürürler.
Her bir fırkaya, ihsan-ı Hudâ olarak büraklar ve cennet elbiseleri, murassâ tâclar verilir.
Fahr-i mahşer ve hayr-ül beşer sallallahu aleyhi ve sellem efendimize nurdan bir tâc, ipekten elbiseler in'am ve ihsan buyurulur, mübarek cemalinden nurlar lema'an ederek ümmetiyle birlikte cennet yoluna dahil olurlar.
Allah celle hazretlerinin, Habib-i Hudâ efendimize lûtf-u ihsanından birisi de, yukarıda bahsettiğimiz Makam-ı-Mahmud'dur. Makam-1-Mahmud, makamı şefkattir. Zira, cenab-1 Hâlık-i lâ yezal habibi Mustafa'sına mahsus olarak yedi yerde, yedi şefaat ihsan buyurmuştur ki, ol yedi türlü şefaat etse geraktir.
Birinci şefaati, büyük şefaattir ki bütün ehl-i mahşer bu şefaatten istifade edeceklerdir. Netekim, Hadis-i şerifte de buyurulduğu gibi, ehl-i mahşer bütün enbiyâdan şefaat isteyecekler ve hiç birisinin şefaate mezun olmadığını anlayarak ümitleri kesildiğinden, enbiyânın NEFSi NEFSÎ avazeleri arasında:
— Sizler, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme gidiniz. Bugün, yalnız şefaate o mezundur, ikaz ve ihtarlar üzerine huzuru nübüvvete varacaklar ve:
— Ey sahib-i ferman.. Ey dertlilere derman olan Allah'ın Resûlü.. Meded, bize yardım et.. Bizleri, bu korkunç mahalden halâs eyle ve fasl- kazanın olması için Rabbine niyaz eyle, diyerek feryat ve figanla aglaşacaklar, ol server-i âlem kazanın çabuk icrası için Hazreti Mâlik-i yevm-id-din'e, ol rahim Allah'a arz-i niyaz eyleyecek, Rabbi zülcelâl hazretleri de habibi Mustafa'sının kadr-ü şeref-ü şânını bütün mahışer halkına bildirmek için şefaat-i uzmâsını kabul buyuracak ve ehl-i mahşer hesaba çekilerek kaza hükmolunacaktır.
Ikinci şefaatleri:
Ol sultanın şefaatiyle, bir çok kimseler hesap görmeden cennete dahil olacaklardır.
Üçüncü şefaatleri:
Nice yüzbinlerce kimse.
azaba lâyık olmuş iken, Resûl-ü Rabbil-âlemiyn efendimizin şefaatleriyle nâra girmeden hennemden halâs olacaklardır..
Dördüncü şefaatleri:
Nice kimseler de, günahları sebebiyle adalet-i ilâhiye.
nin infazı için cehenneme girmişler iken, Hazreti Resûl-ü erham efendimizin şefaatleriyle cehennemden azad oluncaklardır.
Beşinci şefaatleri:
Yüzbinlerce kimse, Hak tâlâ'nın fazlı ile cennete girmiş iken, ol gonca-i bağ-ı belağat efendimiz şefaatleri ile derecatları daha ziyade âli olacaktır.
Altıncı şefaatleri:
Bazı kâfirlerin azapları, şefaat-i Resûl ile tahfif olunacaktır. Medine-i tâhirede medfun olanlara ise, şefaat-i mahsusası vardır. Zira, Medine halkı Resûlün kalesindedirler. Onların kusurları, şefaatle affolunacaktır. Bilhassa, minberi ile ravzası arasına yüz süren âşıkları, cennete salıverirler. Zira.
Resûle yakın olanlar, nail-i ihsandır. Gerek ehl-i Medine ve gerekse diger günahkâr ümmeti hakkında şefaatleri, ol Resûl-u kerimin âdetleri olmuştur. Günahkârlara şefaati, cürüm ehlinin cürümlerinin affı ve özürlerinin kabulü, o sultanın yüksek ahlâkının neticesi ve tezahürüdür.