Halbuki, Fahr-i Risalet efedimizin nazarında, cennetin de, cennet saraylarının da, cennet libaslarının ve nimetlerinin de hiç bir kıymeti yoktur. Onun, pâk ve musaffâ kalbinde Rabbinin aşkı, insanlara rahmet ve şelkat hissi doludur. Zira, o Rahmeten-lil-âlemiyndir, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Onun bütün arzusu ve iştiyakı, Rabbinin izniyle ve rizasiyle ümmetinin azaptan kurtulmasıdır.
Iyi biliniz ki, kalb-i pâk-i Muhammed aleyhisselâmda, yalnız iki istek mevcuttur: Biri, Rabbin rizası ve digeri de ümmetinin azaplardan halâs olarak cennete girmesi, cennet nimetlerine ermesidir. Hattâ, ümmetinin azaptan kurtulabilmesi için ciğerpâre evlâtlarını, torunlarını, bütün yakınlarını ve kendi nefsini dahi fedaya hazır bulunduğunu açıkça beyan buyurmuşlardır.
İşte, bunun içindir ki Hak celle alâ, kendisine:
s'o.
9.°.
Ve le-sevje yû'tiyke rabbüke je-terdâ...
Ed-Duhâ: 5 (Rabbin, seni razı kılıncaya kadar, sana verecektir..)
buyurmuştur. Bu dünya âleminde; insanlar, melekler ve hayvanlar da dahil olmak üzere, bütün mahlükat-ı ilâhiyyeye tahsis buyurulan merhamet, Hak tâlâ'nın merhametinin yüz cüz'ünden bir cüz'üdür. Âhirette ise, mütebaki doksan dokuz cüz merhamet-i ilâhiyye, Ümmet-i Muhammed için ayrılmış ve hazırlanmıştır.
Allahü teâlâ, bu âyet-i celile ile, gerek Habib-i edibine, gerekse onun ümmetine daha neler vâ'd buyurmaktadır:
— Ey ekmel-ir-rüsul.. Yakın zamanda, seni razı kılıncaya kadar vereceğim. Bu kerem ve ihsanlarımı, ulûm-u evveliyn ve âhiriyni, dünya ve âhiret ilimlerini sende cem'edeceğim. Senin ümmetin, kıt'alar fethedecek, kıyâmete kadar bâki kalacaktır.
Ahirette ise bahşedeceğim nimetlerin künh-ü hakikatini ben azimüş-şândan gayri kimse bilmez ve bunlar saymakla tükenmez.
Sırası gelmişken, bir hakikati daha açıklayalım:
Resûl-ü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, mi'râcında şöyle bir niyazda bulundular:
— Yâ Rabbi.. Kıyamet günü, ben ümmetimin yanında bulunmadan, onları hesaba çekme.. Ümmetimi, babasız yetimler gibi mahzun ve mükedder etme.
Bu münâcatlarına karşılık, hitab-ı izzet vârid oldu:
- Ey Habibim.. Niyazını kabul ettim. Sen, ümmetinin yanında bulunmadıkça, onları muhasebe etmeyeceğim.