Abbasi halifelerinden Harun-er-Reşid'e, o devrin Fransa kralı bir gül fidanı hediye etti. Halife, bu nâdide fidanı has bahçesine diktirdi ve bakçıvanına da bu fidana azami derecede dik kat ve ihtimam göstermesini ve ilk açacağı gülü kendisine getirmesini emretti.
Fidan tuttu, yerini beğendi ve bir müddet sonra bir tomurcuk, bir gonca ve nefis bir gül verdi. Bahçıvan, bu gülü koparmaga hazırlanırken, bir bülbülün bu gülün karşısına geçerek acı acı öttüğünü gördü ve bu sahneyi seyre daldı. Bülbül, öttü öttü ve birdenbire kendisinden beklenmeyen bir hareketle güle saldırdı, gagası ve kanadı ile o nefis gülü darmadağın etti.
Bahçıvan, soluk soluğa halifenin huzuruna vararak, olup bitenleri tafsilâtiyle arzetti, affını diledi. Sultan, kendisini teselli eyledi:
- Üzülme dedi. Olan olmuş.. Bunda, elbette senin kabahatin yok.. Seni affettim.. Ey bahçıvan.. Bu öyle bir âlemdir ki,
buna etme - bulma dünyası demişler. Bu dünya, bülbüle de kalmaz..
Aradan bir zaman daha geçti. Bahçıvan, bir gün has bahçede çalışırken bir yılanın, o nâdide gülü parçalayan bülbülü yuttuğunu gördü ve derhal halifenin huzuruna koşarak:
— Efendimiz, dedi. Keramet buyurdunuz.. Dünya, bülbüle de kalmadı.. Az önce, o bülbülü de bir yılanın yuttuğunu gördüm.
Halife gülümsedi:
— Ey bahçıvan, dedi. Bu öyle bir âlemdir ki, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Herkes, önünde sonunda yaptığını bulur. Bu dünya âlemi, o bülbülü yutan yılana da kalmaz..
Yine bir zaman geçti. Bülbülü yutan yilan, otların arasından süzülerek, bahçıvanın ayaklarına sarıldı. Bahçıvan da, elindeki küreğin keskin tarafı ile vurarak yılanı öldürdü ve tezi tezine bu hâdiseyi de sultana haber verdi. Halife yine gülümsedi:
— Dy bahçıvan, dedi. Bu dünya sana da kalmaz..
Bir zaman daha geçti. Bahçıvan, büyük bir suç işleyerek halifenin gazabına ugradı ve cellâda teslim olundu. Kendisine, son arzusunun ne olduğunu soranlara:
— Son sözümü, ancak halifeye söylerim, dedi.
Keyfiyyeti sultana haber verdiler. Bahçıvanın huzuruna getirilmesini emretti ve ne diyeceğini sordu. Bahçıvan, anlatmaya başladı:
— Efendimiz, dedi. Elbette hatırlayacaksınız. Bana bir gül fidanı verdiniz ve ilk çiçeğini size getirmemi emrettiniz. Vakta ki gül kemale geldi, tam koparacağım sırada onu bir bülbül parçaladı. Bunu size arzettiğim zaman: (DÜNYA BÜLBÜLE DE KALMAZ..) buyurdunuz. Derken, o bülbülü bir yılan yuttu. Bunu da haber verdiğim zaman: (DÜNYA YILANA DA KALMAZ) buyurdunuz. O yılan da benim ayağıma dolandı ve ben de onu öldürerek efendimize bildirdiğimde: (DÜNYA SANA DA KAL MAZ..) buyurdunuz.. Hepsi doğru, iyi hoş amma, beni bir hiç yüzünden cellâda teslim ettiniz ve gerçekten bu dünya bana da kalmayacak.. Fakat, unutmayınız ey sultanım, bu öyle bir âlemdir ki, bu yaptığınız size de kalmaz. Siz de, üç beş gün sonra.
yaptığınızı bulursunuz.
Harun-er-Reşid, insafa geldi, bu haklı sözden ibret aldı. sultanlığına yakışanı yaptı ve bahçıvanı affeyledi.
Sultan-i şühedâ cenab- Imam- Hüseyn-i şehid-i Kerbela böy.
le buyurdu: