Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Imam-ı Birgivi hazretleri, o devrin şeyh-ül-islâmının verdiği yanlış fetvayı yırttığından dolayı, şeyh-ül-islâmın huzuruna…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 230

Imam-ı Birgivi hazretleri, o devrin şeyh-ül-islâmının verdiği yanlış fetvayı yırttığından dolayı, şeyh-ül-islâmın huzuruna ce!-

bedilmişti. Hazret Fetvahaneye girdiğinde, şeyh-ül islâm namaz kılıyordu. İmamı- Birgivi Buna rağmen kendisine selâm verdi.

Neyse, şeyh-ül-islâm namazını bitirdi ve imama hitaben:

— Namaz kılana selâm verilmeyecegini bilmiyor musunuz?

dedi.

Imam-1 Birgivi, sükûnetle kendisine cevap verdi:

— Evet, doğrudur.. Namaz kılana selâm verilmez, anıma sen namaz kılmıyordun ki!..

Şeyh-ül-islâm sordu:

- Peki, ben namaz kılmıyordum da ne yapıyordum? Namazda değil mi idim?

- Evet. namaz kılıyor gibiydin amma namaz kılmıyordun.

Duvarda pencere açtırmayı düşünüyordun.

Şeyh-ül-islâm bu cevap karşısında şaşırıp kalmıştı. Zira, gerçekten namaz esnasında odanın karanlık oldugunu ve bir pencere açmanın uygun olacağını düşünmekte imiş!..

Kalbindekinin keşfedildiğini anlayan şeyh-ül-islâm, İmamı Birgivi 'nin ellerine sarılmış ve affını niyaz etmiş, fetvasını yırtan zat ile karşı karşıya bulunduğunu da anlayarak, hatasını öğrenmiş ve kendisinden özür dilemiş. Ve nihayet:

- Birlikte yemek yemek saadetini bana bahşederseniz, cidden memnun olurum, teklifinde bulunmuş. Imam-ı Birgivi:

— Bu teklifinizi bir şartla kabul ederim, demişti. Sofranızda bulunur, fakat kendi ekmek ve peynirimi yerim.

Şeyh-ül-islâm, bu şartı da kabul etmiş ve böyle bir zat-ı muhterem ile biraz daha beraber bulunmak ve onun sohbetinden feyiz almak için onun mukabil teklifine de katlanmış. Böyle bir zatı.

evinde ve sofrasında misafir etmekle, dünya ve âhirette şeref kazanacağını düşünmüş.

Her ne hal ise, sofraya oturmuşlar. Kalabalık bir dâvetli topluluğu hazır bulunuyormuş. Gelen emekleri dâvetiiler âfiyetle kaşıklarlarken, Imam-ı Birgivi torbasından ekmek ve peynirini çıkarmış ve yemeğe başlamış. Derken, ortaya gayet nefis kuzu dolmaları gelmiş. Büyük tepsiler içinde nar gibi kızarmış ve iç

pilâvı ile doldurulmuş, buram buram dumanı tüten kuzu dolmasını işaret ederek, Şeyh-ül-islâm Hazret-i imama:

— Efendi hazretleri, demiş. Yemeklerimi neden yemediğinizi biliyorum. Bu kuzular, benim kendi çiftliğimden gelmiştir. Içine doldurulan pirinç de kendi arazimin mahsulüdür. Bunlar, devlet hazinesinden aldığım maaş ve tahsisat ile satın alınmış değildir.

Bizzat, kendi sâ'y-ü-gayretimle elde edilmiş rızıklardır. Lûtfen ikbal buyurmaz mısınız?

Imam-ı Birgivi, vekarla cevap vermiş:

— Siz yiyiniz, fakat beni de yemeğe zorlamayınız. Benim gördüklerimi sizler de görseniz, kat'iyyen yiyemezsiniz.

Şeyh-ul-islâm, ev sahibi sıfatiyle ısrar etmiş::

— Kullandığımız yağlar, halis tereyağıdır. Kuzular gayet besli ve pirinç de gayet makbul cinstendir. Devlet malı olmadığını da âcizane arzettim. Acaba neden tenezzül buyurmuyorsunuz?

deyince, Imam-ı Birgivi hazretleri eli ile sofrada bulunan dâvet.

lilerin gözlerini sivamış. Sıvar sıvamaz, ne görsünler? O nar gibi kızarmış kuzular, kokmuş ve kurtlanmış birer köpek leşi haline gelmişler, her bir pirinç tanesi birer kurt oluvermişler ve köpek leşine dönen kuzuların üstünde gezinmeğe başlamışlar. Herkesi dehşet içinde kalmış. Bu sırada hazret, ev sahibine hitaben:

— O kadar methettiğin kuzular, bu köpek leşleri mi? En makbul cinsten olduğunu söylediğin pirinçler, bu leşin üstünde do.

laşan kurtlar mı? dedikten sonra, elini tepsiye daldırarak bir avuç pilâv almış ve elini yukarıya kaldırarak sıkınca, avucunun kenarından kan ve irin akmağa başlamış. Imâm-ı Birgivi:

— Halis tereyağı diye övdüğün bu kan ve irinler mi? diye devam etmiş. Ben, bunu bildiğim için beni yemeğe zorlamayınız.

siz yiyiniz demiştim. Bize, bu kuru ekmekle peynir yeter de artar bile..

Bu kıssayı, ehl-i irfan ve ehl-i basirete arzeyledik.

Evet; ehlullah görür. Görmesi, hak iledir. Ehlullah işitir. Işitmesi hak iledir. Ehlullah söyler. Söylemesi de hak iledir.

Düşünsenize; Somuncu Baba'nın merkebi bile, haram ile alınan samanı yemedi, üzerine işeyerek kirletti.

Nerede kaldı ki, Veliyullah harama el süreler!.. Velinin mer.

kebi dahi haramı görür ve bilirse, veliler nelere kadir degillerdir?

Unutmayalım; onlar Hz. Muhammed aleyhisselâmın velileridirler.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.