Somuncu Baba namiyle mâ'ruf Hamidüddin Aksarayı hazretleri, Bursa'da Yeşil camide vâ'z-ü nasihatte bulunuyor. Kur'- ân-ı azim-ül-bürhanın erfüsi mânasından nasibi olanları irşâd buyuruyordu. O devrin meşhur alimlerinden Molla Fenari hazretleri ki, cennetmekân Yıldırım Han'ın müfti-i-enâmı idi. Bu velinin meclisine, li-hikmetin tesadüf etti ve müşarünileyhin dervayıilâhiden ibadullaha saçtığı inci ve cevahirlere şahit oldu ve bildiğini sandığı sûrenin mânasını bilmediğini ve anlayamadığını anladı. Somuncu Baba'nın, yedi mealde telsir ettiği Fatiha-i celilenin mânasını zevk ile dinledi. O gün, Somuncu Baba'nın da bütün haşmet ve azameti üzerinde idi. Kürsüden, aşk ve şevk ile kendisini dinleyen ehl-i iymana hitap ediyor ve:
— Bu sûre'nin yetmiş mânası da vardır, diyordu. Yedi yüz mânası da vardır. Yedi bin mânası da vardır. Fakat, anlama- l'a irfan gerek.. Dinlemeye iz'an gerek..
Somuncu Baba'nın bu sözlerini dinleyen Molla Fenari haz retleri, hayretler içinde kalmıştı. Kendisi de âlim idi, ne var ki bildiği arabi sarf ve nahiv, bedi beyan, belâgat ve lûgatle bu esrarı çözmeğe ve anlamağa imkân yoktu. İlmî, buna kâfi değildi.
Yanında bulunanlara, ders veren zatın kim olduğunu sordu. Somuncu Baba olarak tanındığını öğrendi ve kendisinden bu ilmi öğrenmeye ve bu sırlara vakıf olmaya niyetlendi. Fakat. kendisi müfti-i-enâm idi. Işgal ettiği yer, dini makamların suretâ en yüksek mevki idi. Kendisinin, Somuncu Babadan ders aldığını kimse duymamalı, halk ve saray bu işe vakıf olmamalıydı. Gizlice ve kimse görmeden Somuncu Baba'nın zaviyesine vardı. Tekkeye girdi ve orada bazı fukara ve dervişlerin, mürşitlerine hizmet için bekleştiklerini gördü. Müftü efendiyi içeriye alarak buyur ettiler, yer gösterdiler. Oracıkta fukaranın oturdugu hasırlara oturdu, şeyhin gelmesini beklemeğe başladı.
Bir müddet sonra Hazret-i Şeyh geldi ve müftünün fukara ile birlikte hasır üstünde oturduğunu gördü. Teşrifini gören fukara ve dervişan, tâ'zimen kıyam ettikleri için, Molla Fenari hazretleri de ayağa kalktı. Hoş beşten sonra, Hazret-i şeyh Molla Fenari'den sebeb-i ziyaretini sordu. Molla Fenari:
— Cami-i-şerifte dersinizi dinlemek saadet ve bahtiyarlığına nail oldum. Hâmili bulunduğunuz ilm-i ilâhiyye tâlibim. Fakire lûtfen himmet buyursanız da, bizi de bu esrar-ı ilâhiyyeye mazhar kılsanız, dedi.
Hazret-i Şeyh, kendisine:
— Bizim vazifelerimiz biraz ağırcadır. İfası oldukça müşkildir. Eğer, yapabileceğinize güveniyorsanız hay hay.. cevabını verdi ve hemen ilâve etti:
— Müftü efendi, şimdi benim merkebime bin ve bu resmi kıyafetinle Bursa'yı bir dolaş ve sonra yanıma gel.
Molla Fenari hazretleri, şöyle bir düşündü. Kendisine emrolunan bu işi nasıl yapabilirdi? Sırtında. müfti-i-enâma mahsus resmi bir elbise ile, merkebe binerek Bursa sokaklarında dolaşmak, halkı kendisine güldürmek demekti. Sonra bu iş saraya ve bizzat padişaha da aksederdi. Bunu yapamayacağını anlayınca, Hazret-i Şeyh'e niyazda bulundu:
— Ey aziz, huzurunuzda hilâf-ı hakikat konuşulmaz. Nefsime sordum. bu işi kabul etmedi. Fakire, daha kolay bir vazife veremez misiniz?
Hazret-i Şeyh, kendisine cevap verdi:
— Mademki, tenezzül edip benim dervişlerim ve fakirlerimle şurada aynı hasır üstünde oturmak tevazûunu gösterdin. Var git.
sûre-i Fatiha'ya bir tefsir yaz, buyurdular. Bu icazeti alan Molla Fenari hazretleri, şeyhin bu lûtfuna bir mukabele-i şükran olmak üzere bir torba altın uzatarak:
- Lûtfen bu mangırlarla dervişlerinizi ve fakirlerinizi sevindiriniz. dedi. Hazret-i Şeyh, tereddüt etmeden bu teklifi reddetti. Molla Fenari:
— Itimat buyurmanızı istirham ederim ki, bu akçeler devlet
hazinesinden çıkmış değildir, dedi. Pederimden kalan çiftliğin gelirindendir.
Şeyh hazretleri, keseyi aldı ve içinden bir kaç akçe çıkararak dervişlerden birisine uzattı:
— Bu para ile biraz arpa ve saman al da, önce bizim kara kaçana bir ziyafet çekelim, emrini verdi. Derviş, koşa koşa bu emri yerine getirdi ve satın aldığı samanla arpayı, karakaçanın önüne koydu.
Yukarıda bilvesile temas etmiştik. Hayvanlar arasında bile farklar vardır, demiştik. Netekim, Hazret-i Şeyhin karakaçanı da, diğer hemcinslerinden elbette farklı idi. Önüne konulan arpa ve samanı şöyle bir kokladı ve sanki yemeğe tenezzül etmezmiş gibi arkasını döndü, arpa ve samanın üzerine işedi, ayağı ile de tepti. Hazreti Şeyh:
— Ey müftü efendi, dedi. Görüyorsun ya, senin helal diye verdigini, bizim karakaçan bile kabul edip yemedi. Nerede kaldı ki, biz dervişlerimize bu akçeleri yedirelim.
Hayretler içinde kalan Molla Fenari, evine döndü nazar-l Evliyâ ve izn-i veli ile bir Fatiha tefsiri yazdı. Arapça bilen.
lerin, AYN-UL-A'YAN adındaki bu tefsiri behemehal okumalarını tavsiye ederim.
Molla Fenari, merkebe binerek şehirde bir dolaşsaydı, acaba nasıl bir ilm-i ilâhiyye nail olacaktı. Bir nazar ile yazılan tefsir bu derece beliğ olursa, tam teveccühle yazılanın nasıl olacağını kestirmek ehl-i irfan için her halde müşkil değildir.
Ehlullahın gözlerinde perde yoktur. Baktıkları zaman haram ile helâli derhal görürler. Nimet suretindeki nikbeti ve nikbei suretindeki nimeti farkederler. Allah celle. olara hayır suretindeki şerri ve şer suretindeki hayrı görebilmek mazhariyetini de bahşetmiştir.