Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hz. İsa aleyhisselâm, bir gün yolda giderken, bir adamın parmakları ile saçını ve…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 181

Hz. İsa aleyhisselâm, bir gün yolda giderken, bir adamın parmakları ile saçını ve sakalını taradığını gördü ve kendi tarağını o fakire vererek o günden sonra kendisi mübarek saçını ve sakalını parmakları ile taramağa başladı.

Bir müddet sonra. bir diğer adamın da avucu ile su içmeğe çalıştığını görünce, bu defa da su içmek için daima beraberlerinde bulundurdukları maşrabayı o fakire verdi ve o günden sonra kendisi avucu ile su içer oldu.

Bir gün de, yatarken mübarek başının altına bir taşı yastık verine koymuşlardı. Şeytan onun bu halini görerek:

- Yâ Isa! dedi. Bakıyorum, dünyada canının rahatlığını arıyorsun.

Şeytanın bu sitemi üzerine. İsa aleyhisselâm yastık yerine kullandığı taşı da kaldırdı, attı.

Siz, bir de bu dünya âleminde Hz. Isa aleyhisselâmın vekilleri olduklarını iddia eden patriklere, metropolitlere, piskoposlara ve papazlara bakınız. Kimisi, dünyanın hazinelerini nefs-i nefisi için istif etmiş. kimisi Fravunların tâclarından daha kıymetli mürassâ taçları başlarına geçirmiş, sırtlarına da en zâlim hükumdarların ve diktatörlerin dahi giyemedikleri veya giymeye utandıkları allı-pullu, sırma işlemeli elbiseleri giymiş. Firavunların ve şeddat'ların oturamadıkları muhteşem binalara yerleşmiş sofralarında bir kuş sütü eksik... Milyonlarca insan çalışıp çabalayarak. bu keşişlerin doymayan ve aslâ doymayacak

olan gözlerini ve midelerini doyurup doldurmak için avuc dolusı para döküyor ve üstelik huzurlarında diz çöküyorlar. Bu rühban sınıfı sanki cenneti parsellemiş ve tapusunu da ele geçirmişcesine, her kâfir ölüsünün avucuna. sağ kalanlarında dolgun bir haraç alarak cennetin anahtarını da sıkıştırmaktan hayâ etmiyorlar. Gaflet ve dalâlet içinde bulunan bir sürü günahkârın güahlarını çıkarıyor, Tanrı adına onları bağışlıyor (?) sözün kısası dirisini başka, ölüsünü başka türlü soyuyorlar.

İşte Hz. Isa aleyhisselâm. işte onun vekilleri olduklarını söyleyenler...

Halbuki, Hz. İsa aleyhisselâm kuşları göstererek erzak cem'ini men'etmiş ve:

— Bütün kuşlar, sabahları yuvalarından çıkarlar ve akşama kadar rızıklarını toplarlar ve akşam olunca yuvalarına el leri boş olarak dönerler. Yarınki nafakanızı, bugünden toplamayınız buyurmak suretiyle ümmetine istifçiliği ve stokçuluğu yasaklamıştır.

Onun âsi ümmeti ise, dünyayı cem'ettikleri yetmiyormuş gibi; semaları, ayı ve yıldızları da fethe kalkışıyorlar. Oysa. bu ve buna benzer fetihler, ümmet-i icabet olan bizlere düşerdı.

Zira, fetih bizler için farz-ı kifâyedir. Garb âlemi aya ayak bastığına göre, ümmet-i Muhammed'e de aya ayak basmak farz-ı kifâye olur. Eğer, içimizden herhangi bir müslüman aya çıkamazsa, dünyada yaşayan her akıl-bâlığ müslüman yarın yevm-i kıyâmette namazdan, oruçtan, hacdan ve zekâttan nasıl ki sorulacak ve birisini bile eksik yaptığından dolayı mes'ul tutulacaksa, ve bu ilâhi emirleri yerine getirmeyenler nasıl ki. afv-1 ilâhiyye mahzar olamazsa, nâr-ı boylayacaksa: atomu, hidrojeni, füzesi ile doğunun ve batının keşif ve icada kadir oldukları muasır ilim ve teknik terakkileri, fenne ve san'ata müteallik ilerlemeleri islâm camiasından bir müslüman bilmeyecek olursa indallah mutlaka sorumlu olacaktır. Afv-ı ilâhî imdadımıza vetişmezse, bu bilgileri öğrenmedigimizden ötürü hepimiz azap görecegiz ve ikaba ugrayacağız. Buna katiyyen şuphe etme melidir. Çünkü:

'picle Ve'erddû lehüm mestetâ'tüm min kuvvetin...

El-Enfâl: 60 (Onlara karşı, gücünüzün yeftiği hazırlayın.)

kadar kuvvet âyeti celilesi, bu iddiamızın sarih delilidir.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nübürvetlerini ilân buyurmalarından sonra bütün insanlar ve cinniler.

hangi milletten ve hangi ırktan olurlarsa olsunlar ve hangi lisanla konuşurlarsa konuşsunlar, hepsi ÜMMET-I-MUHAMMED'- dir. Şu gerçeği iyi bilmelidir ki, her nebi bir kavme gönderilmiş, yalnız aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, bütün beşere gön derilmiştir:

BELErSI Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin-nâsi beşiyren ve neziyren ve lâkinne ekser-en-nâsi lâ yâlemün..

Sebe: 28 (Yâ Muhammed! Biz, seni bütün insanlara; tâ'at ehline müjdeci ve Allah azabiyle korkutucu olarak gönderdik. Lâkin, çoğu insanlar risaletini tasdik etmezler, cennet ve cehennemin gerçekligini bilmezler.)

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz son Nebi'dir ve kendi.- sinden sonra peygamber gelmeyecektir. Bu bakımdan, dünyanın sonuna kadar, ümmeti iki kısımdır:

ÜMMET-I-ICABET: Allah teâlâ'ya, meleklere. kitaplara ve son kitap olan Kur'an-ı mübiyne. peygamberlere ve son peygamber olan resûller resûlü Hz.

Muhammed Ibn-i Abdullah a ve kıyâmet gününe iyman edenler ki, el-hamdü lillah bizler bu zümre-i necata dahil bulunuyor:

-5is9 Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resülullah diyor ve bu imanımızı lisanımızla takrir ve kalbimizle de tasdik ediyoruz.

ÜMMET-İ-DÂVET: Henüz islâma gelmeyenler, dinsizler ve kendilerini Hz. Musa ve Hz. Isa'nın dininden ve ümmetinden farz edenlerdir. Bunlar, her ne kadar insan olarak bir akla sa hip iseler de, henüz hak ve hakikati bulamamışlar ve islâm dinine gelememişlerdir.

Halbuki, daima genç ve daima dinç olan ve on dört asir.

dan beri bütün halkı hakka dâvet eden Kur'an-1 azim-üş-şân, onları da tarik-i hak ve hidayete, yani islâmiyete dâvet etmektedir. Buna rağmen, Kur'an-ı azim-ül-bürhanı tanımayan veya tanıdığı halde iyman etmeyen, hak ve hakikati bilen ve bilmeyen veya bilmek istemeyen bu güruhu, ilâ yevm-il kıyam daima hakka, hidayete ve islâmiyete dâvet etmekte daima devam edecektir. Bu dâvete rağmen hidayete gelmeyenlere de ÜM- MET-I-DAVET denilir.

Bunlardan hidayete gelenler, bir tevhid ile islâm olurlar. Hidayetten nasibi olmayanlar da. küfr-ü dalâlette kalırlar, âhirete öylece giderler ve ebedi hüsrana uğrarlar.

Ümmet-i icabetten olanlardan bazıları da, yaptıkları kötü amellerden dolayı, isimleri defter-i islâmdan silinerek esfel-i sâfiliyne gönderilirler.

Neden böyle olur?

Çünkü, cesette silsile-i enbiyânın evveli Hz. Adem aleyhisselâmdır. Nihayeti ise, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi

-- 185 _ ve sellem efendimizdir. İyi bilmelidir ki, bu zâhirde böyledir Hakikatte ise. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin nuru evvel.

Hz. Adern aleyhisselâmın nuru sondur. Zira ruh babası Hz. Mu hammed aleyhisselâmdır. Ceset babası Adem nebidir. Bu silsile-i enbiyâdan birisinin risâletini. mü'minlerin inkârlarına müsaade olunmaz. Inkâr edenler, islâmdan çıkarlar. Bu peygamberler arasında birbirinden faik, birbirinden efdal olan nebiler var.

dır. Şu var ki, bu nur silsilesi, aslında bir tek nurdur. Bu nuru iki görenler, şaşıdır. ve onların gözleri bozuktur. Meselâ:

— Ben. Musa'ya inanırım, Isa'ya inanmam..

veya:

— Isa'ya inanırım, Muhammed'e inanmam..

Yahut:

- Muhammed'e inanırim, Isa'ya inanmam, diyenler bu tevhid nurunu parçaladıklarından, bütün enbiyâ onlara darılmıştır.. Kendisine bağlı bulunduğunu sandığı peygamber de ona da rılmıştır. Birisini inkâr, diğerlerini de inkârdır. Ne gibi? Bunu bir hikâye ile belirtelim:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.