Mekke-i Mükerremede, Kâbe-i şerifte bir çok zevat oturmuşlar, Allahu tâlâ'nın kendilerine bahş ve ihsan buyurduğu ni'metlerinden bahsediyorlardı. İçlerinden birisi:
— Ben, otuz yıldır Allahu teâlâ'yı görerek ibadet ederim, dedi.
Hazır bulunan velilerden birisi:
— Nasıl görüyor ve ibadet ediyorsun?
diye sordu. İddia sahibi:
- Dünya ile sema arasında görüyor ve öylece ibadet ediyorum, cevabını verince:
— Sen, otuz senelik ibadetlerini ve namazlarını iade etmelisin, buyurdu. O senin gördüğün Allahü teâlâ değil, şeytanın tâ kendisidir.
Gelelim, sahte mürşidin sorularına:
A) Azap, ruha mı yoksa cesede mi tatbik edilecektir?
B) Azap, cesede tatbik edilecekse, yanıp kûl olanlarla, denizde boğulup balıklara yem olanların kabir azabı nasıl tatbik edilecektir? Şayet, azap ruha ait ise, her insanın ruhu mahşere kadar, kabirde mi bekletilmektedir?.
C) Ölülere Kur'an okumakla günahları affolur mu? Şayet affolursa Zilâl sûresinin 7 - 8. âyetlerinde «Zerre kadar şer amelde bulunanların bu amellerini görecekleri.» beyanı sizce yanlış mıdır?
D) Olülere Kur'an okunmasının gerekli olduğuna dair Kur'an-ı kerîmde âyet var mıdır? Ölüye Kur'an okumakla ölüye ne şekilde faydalı olduğumuzu ve ölüye ne gittigini açıklar mısınız? Sevab kelimesinden anlaşılan nedir? Insanlarda bulunan beş duygudan hangisi ile sevabı idrak edebiliriz? CEHENNEM- LIK bir mevtayı Kur'an okumakla CENNETLİK yapmak mümkün ise, ibadet etmeğe ve iyi karekterli bir insan olmaya ne lüzum var? Cehennemlik bir mevtayı, Kur'an okumakla cehennemden kurtaramaz isek, ibadetini yapmış ve cennete girecek bir ameli olan SÂLİHLERİN bize ihtiyacı var mıdır?
Soruları arttıkça, küfrü ve inkârı da artan fakat her çırpınışında içinde bulunduğu pislik bataklığına biraz daha batan bu hak ve hakikat düşmanına biz de cevaplarımızı sıralayalım:
1) Günahkâr ölenlerin kabir azabına düçar olacakları, Kur'an-ı kerîm ile sâbittir. Firavun ve âlinin, akşam ve sabah nâra arzolunduklarını da yine Kur'an-ı azim-üş-şân beyan buyurmaktadır. Kabirde azap gören kimsenin bu azabı, hem cesede hem ruhadır. Nisâ sûre-i celilesinin 5 - 6. âyetlerinde: