Zamanı saadette, Resûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin huzurlarına bir Habeşi köle geldi ve
— Yâ Resûlallah, dedi.. Ben, kötü bir iş yaptım. Acaba.
yaptığım bu kötü işe tövbe etsem, Allahu teâlâ tövbemi kabul buyurur mu?
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:
Ve hüvellezi yakbel-üt-tevbete an ibâdihi...
Eş-süra: 25 (Allahu teâlâ, kullarının tövbelerini kabul eder.)
nazm-ı kerimini okudular.
Köle sevinerek çıktı, gitti. Fakat, bir müddet sonra elleri ve ayakları tirtir titreyerek, yüzünde korku ve dehşet izleri belirmiş olduğu halde tekrar Huzur-u-Nebeviyye geldi ve:
— Yâ Resûlallah, dedi. Ben o kötü ve çirkin işi yaparken.
Allahu teâlâ beni görüyor muydu?
Nebiyyi âhir-zaman:
— Sus ya Abdullah, ey Allah'ın kulu.. Bu nasıl söz? Allahu teâlâ'dan saklı, Hak celle ve alâdan gizli bir şey olur mu?
Tabi'i, elbette görüyordu, buyurdular ve şu âyet-i celileyi okudular:
Yâlemü hâinetel-â'yüni ve mâ tuhf-is-sudûr...
El-Mü'min: 19 (Allahu teâlâ, nehyettiği şeylere bakan hain gözleri ve kalplerde gizlenen herşeyi bilir.)
Habeşi köle, bu sözleri duyar duymaz, gözlerinden nedamet yaşları akıtarak ağlayıp sızlamaya:
- Vah, eyvah.. Allahu teâlâ tövbeleri kabul ediyor amma, yaptıklarımızı da görüyor, ben onun huzuruna nasıl varır, cemal-i bâ-kemaline nasıl bakarım? diyerek feryat etmeğe başladı, tekmil vücudu râ'şeler içinde can ve gönülden AL- LAH seyhası ile terk-i hayat eyledi.
Dikkat buyurunuz müminler:
Bu mübarek zata, yapacağı tövbenin indallah makbul olacagını, Resülü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz müjdelemişti. Hal böyle iken, bu temiz yürekli ve Allahu teâlâ'dan gerçekten korkan köle, yaptığı kötülükten dolayı Rabbinden o kadar utanmış. o derece hayâ etmişti ki, vicdanını bu utancının tesirinden kurtaramamış, derin bir üzüntü içerisinde kerim olan Allah'ının deryayı rahmetine can atmıştı. Işte, gerçek müttekiler böyle olur. Onlar, Allahu teâlâ'dan hem korkar, hem de hayâ ederler. Insana lâyık, ittikaya muvafık olan da budur.
Allahu teâlâ, bizlere kendisinden korkmamızı emr-i-fer- Irgâd, Cilt: 3 -- F: g
man ediyor. Esasen, ittikanın mâ'na ve medlûlü de budur. Ittika, bir müslümanın Haktan hakkıyle korkarak, Allahu teâlâ'nın rizasına muvafık hareket etmesidir. Namazlarını huşû ve hudû ile kılanlar, Allahu teâlâ'dan korkanlar ve ona âsi olmaktan kaçınanlar, Allahu tâlâ'nın hoşlanmadığı sözlerden ve işlerden ırâz ederek ırz ve iffetlerini koruyanlar, emanete riayetkâr, ahidlerine vefakâr olanlar, ölünceye kadar Rabbilerine ibadet ve tâ'atte bulunanlar, namaz kılmak için huzuru izzete çıktıklarında Allahu teâlâ'dan havf ve ona zillet ve tevazu edenler, namaz kılarken saglarında ve sollarında kimlerin bulunduğunu bile farketmeyenler gerçek müttekilerdir ki, ancak bunlar felâha ermişler, nârdan kurtulmuşlar ve daha dünyada iken cennete ayak basmışlardır. Firdevs-i-â'lâ, işte bu sıfatlara sahip ve malik olan kutlu kişiler içindir ki, onlar orada daimi ve ebedi kalacaklardır.
Müttekilere hidayet eden de Kur'an-1-azim-ül-bürhandır.
Kur'an-ı-kerim o kitaptır ki, Allahu celle celâluhu yüz suhuf ile üç büyük kitap olan Tevrat, Zebur ve Incil'de inzâlini va'- deylediği kitab-ı-kâmil olarak indirmiştir.
Allahu azim-üş-şân, şöyle buyurmuştur:
(Eğer, abd-i hassım olan Habibim Muhammedime indirdiğim bu kitabımda, zerrece şek ve şüpheniz varsa, sûrelerinden en kısa bir sûresinin mislini getiriniz. Hatta, insanlar ve cinniler bu hususta birbirlerine yardımcı olsalar dahi, yine en kısa süresinin bir mislini getirmeye muktedir olamayacaklardır. Kıyâmete kadar da bu, böyle olacaktır.)
Ve in küntüm fi reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdina fe'tû bi-süretin min mislihi ved'ü şühedâ eküm min dünillahi in küntüm sâdıkıyn...
El-Bakara: 23
(Eğer, kulumuz Muhammed aleyhisselâma parça parça indirdiğimiz Kur'an'ın, Allahu tealâ tarafından gönderildiğinden şüphede iseniz, siz de o belâgat ve fesahatte, onun benzeri bir sûre meydana getirin. Ve Allahu tealâ'dan gayrı bütün güvendiklerinizi, ibadet ettiginiz ilahları, insanlardan ve cinlilerden yardımlarını istediklerinizi yardıma çağırın ki, size Resûl aleyhisselâmın getirdiği gibi bir sûre meydana getirsinler. Eğer, Muhammed aleyhisselâm onu kendiliğinden söylemiştir sözünde sadıklardan iseniz, bunu yapın..)
Ey Ehl-i-iyman:
Kur'an-ı-azim-üş-şânın bu dâvetine ve bu meydan okuyuşuna, on dört asırdır icabet edebilen olmamıştır ve kıyâmete kadar da olmayacaktır.
Bir diğer ayeti kerimede de şöyle buyrulmaktadır:
Kul le'in icteme'at-ilinsü vel-cinnü alâ en ye'tû bi-misli hâzel-Kur'ani la ye'tûne bi-mislihi ve lev kâne bâ'dühüm libâ'din zahiyra...
EI-IsT8: 88 (De ki: Yemin ederim, bu Kur'anın benzerini meydana getirmek için, insanlar ve cinniler bir araya gelseler birbirlerine destek olsalar da, yine benzerini getiremezler.)
Evet; değil bir benzerini getirmek, bir hecesini ve bir harfini dahi taklit icat edememişlerdir, edemeyeceklerdir. Çünkü, hükm-ü ilâhi böyledir:
Fe-in lem tef'alû ve len tef'alû fettekun-nâr-elletiy ve kudüh-en nâsü velhacareh u'iddet lil'kâfiriyn...
El-Bakara: 24 (Fakat, bunu yapamazsınız ve hiçbir zaman yapamayacaksınız. Kur'an'ın bir benzerini getiremeyeceksiniz. O halde, iymana gelin ve o iymanla o ateşten sakının ki, çoğu zaman çırası insanlarla o taşlardır ve o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.)
Gördünüz mü mü'minler? Kur'an-ı-azim-üş-şân, kafirlere böyle meydan okuyor ve onları Hak ve hidayet yoluna çağırıyor ve diyor ki:
— Mademki münazaa ettiğiniz Kur'an'ın bir sûresinin mislini meydana getiremediniz ve mademki bundan sonra da getirmeye kadir değilsiniz, ey münkirler.. Şimdi, o ateşten sakınınız ki, o ateşin odunu ve çırası insanlardandır ve kibrit taşlarındandır ve o korkunç azap kâfirlerle münkirler için hazırlanmıştır. Inkârı bırakın, ikrara gelin.. Küfrü bırakın, iymana gelin.. Zulmeti bırakın, nura gelin.. Dalâleti bırakın, hidayete gelin.. Elinizle yonttuğunuz putları bırakın, hepinizi yoktan var eden Allah'a gelin.. O Allah'tan korkun ki, bu kitabı müttekiler için, günahtan sakınanlar ve Allah'ı sevenler için delil ve yol göstericidir. Müttekileri, günahtan sakınanları ve Allah'ı sevenleri, felâha, salâha, saadet ve selâmete eriştirir.
Muhterem mü'minler:
Bilmiş olunuz ki, ittika iki kısımdır:
Birinci kısmı sâlihlerin, âbidlerin ve zâhidlerin ittikasıdır. Onlar, kıyâmet gününü düşünürler, orada olacak muhakeme ve muhasebeyi akıllarına getirir, huzuru ilâhide bütün
- yaptıklarından sorulacaklarını, bütün fiil ve hareketlerinin hesabını vereceklerini hatırlarına getirirler, Resûller önünde, veliler yanında bütün suçlarının ve kabahatlerinin meydana çıkacağını, bütün günahlarının ve ayıplarının açıklanacağını ve mahşer halkı arasında mahçup ve perişan olacaklarını tefekkür ve tezekkür ederek, daima bunun endişesi altında yaşarlar.
Zira, bu zevat bütün yaptıklarının kıyâmet günü havaya gitmesinden ve herkesin kendilerine gülmesinden çekinirler.
Yaptıkları ibadât ve tâ'atın ind-i ilâhide kabul olunmayacağını, âsiler ve mücrimlerle birlikte nâra gideceklerini, orada düşmanlarının kendilerine:
— Aramızda ne fark kaldı? Siz; kâmil oldunuz, biz olmadık.
Şimdi hep beraber olduk.. Ne oldu, dünyada iken ibadet için çektiginiz bunca emekler ve zahmetler? Hepsi, bir hiç oluverdi. Biz, yapmadığımızdan nâra giriyoruz. sizler ise dünyada amel ettiniz amma kabul olunmadı, burada müsavi ol duk, demelerinden endişe ve havî ederler.
ittikanın ikinci kısmı ise, ârifler tekvasıdır.
Bu zevat-ı âli-kadrin bütün endişesi de, kendilerine can d. mrlarından yakın olan Allahu tealâ'ya karşı mahcup olmamak ve:
- Ey kulum.. Ben, seninle idim.. Sen kiminle idin? hitabına muhatap bulunmamaktır, onlar yalnız bundan korkarlar. Bu zevat için ne cehennem endişesi ve nâr korkusu, ne cennet ümidi, Hûri ve Gılman hayali bahis konusu değildir.
Onlar, ancak Allah rizasını ve cemal-i ilâhiyyi kaybetmekten, ondan mahrum olmaktan korkarlar. Ittikalarının temelindeki endişe ancak budur.
İşte, Kur'an-ı-azim-ül-bürhan bu müttekilere hidayet edicidir. Müttekileri nârdan cennete, bû'diyyetten kurbiyyete iletir ve onlarıHakkın rizasına ve cemaline götürür.