Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Enes bin Mâlik radıyallahu anh hazretleri hikâye ediyorlar: Bir gün, Ebâ Eyyub'ün hanesinde,… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 86

Enes bin Mâlik radıyallahu anh hazretleri hikâye ediyorlar:

Bir gün, Ebâ Eyyub'ün hanesinde, Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle sohbet ediyorduk. Bir aralık, dışarıdan gayet çirkin bir ses duyuldu:

— Ya Resûlallah.. Içeriye girmeme izininiz var mıdır?

Efendimiz, hazır bulunan bizlere sordular:

— Bu sesin sahibini tanıdınız mı?

— Allah ve Resûlü bilir, dedik. Efendimiz:

— Bu sesin sahibi Iblistir, buyurdular. Hz. Ömer. ayağa kalkarak:

— Yâ Resûlallah.. Müsaade buyur, şu hainin kafasını koparayım, halkı onun şerrinden kurtarayım, dedi. Efendimiz, kendisine:

— Bunu yapmaya kadir değilsin yâ Ömer. buyurdular. Zira, kıyâmete kadar mühleti vardır. Ona hiç kimse bir şey yapamaz, buyurdular.

Hepimiz susmuş, ne olacağını bekliyorduk. Efendimiz:

— Bu, buraya gelmezdi. Her halde bir sırra mebnidir, buyurdular ve şeytanın huzurlarına gelmesine izin verdiler. Şeytan içeriye girdi. Yüzü gayet çirkindi, bir gözü kördü ve çenesinde birkaç kıl vardı. Söze başlarken. emr-i Hak ile geldiğini beyan etti ve:

— Gelmeseydim. Allahu teâlâ bana dünyada iken azab eder.

di. Bana sualler soracaksınız, ben de cevap vereceğim. dedi.

Aleyhissalâtü vesselam efendimiz. Iblis'e sordular:

— Düşmanın kimlerdir? Iblis, cevap verdi:

— Benim düşmanım, on beş sınıf kimsedir. Evvelâ, baş düşmanım sensin ve bütün Enbiyâ'dır, dedi. Resûl aleyhisselâm:

— Doğru söyledin, buyurdular. Ben de seni sevmem ve bütün nebiler de seni sevmezler. Benim de, Enbiyânın da en büyük düşmanımız sensin.

— Şeytan, düşmanlarını saymaya devam etti:

— Ikinci düşmanlarım, ilimleriyle âmil olan alimlerdir, dedi. Onlar, hem ögrenirler, hem ögretirler, hem de ögrendikleriyle amel ederler.

Üçüncü düşmanım. Kur'an okuyan ve okuduğu Kur'an ile ahlâklanan sâlihlerdir.

Dördüncü düşmanım. Allah için müezzinlik edenlerdir.

Beşinci düşmanım, hallerine razı olan fakirlerdir.

Altıncı düşmanım, merhametli olanlardır.

Yedinci düşmanım, cömert olanlardır.

Sekizinci düşmanım, sabah namazını vaktinde kılanlardır.

Dokuzuncu düşmanım, halka nasihat edenler ve halkı Allah'a çağıranlardır. Halkı islâh edenlerdir.

Onuncu düşmanım, haram yemekten sakınan ve zinâdan kaçınanlardır.

On birinci düşmanım, daima abdestli ve ibadete hazır bulunanlardır.

On ikinci düşmanım, ehl-i haya' dır.

On üçüncü düşmanım, Allah'a tevekkül edenlerdir.

On dördüncü düşmanım, fakirleri ve yoksulları sevindirenlerdir.

On beşinci düşmanım, daima Allahu teâlâ'ya ibadetle meşgul olanlardır ki onlara ZUHHÂD ve UBBÂD derler.

Bir âşıkta; terk-i Edhem. zühd-ü Cüneyd, irfan-ı Bayezid.

aşk-ı Mevlânâ olmazsa, o sâlik hedef-i maksuda nail olamaz.

Efendimiz, Iblisten tekrar sordular:

— Yâ İblis.. Ümmetimden, senin dostların var mıdır? Hangi sıfatlara sahip olanlar, senin dostlarındır? Iblis şu cevabı verdi:

-- Yâ Resûl.. Benim dostlarım da on sınıf kimsedir:

Birincisi, zâlim hükümdar ve beylerdir, halkın üzerine âmir olanlardır. Ikinci dostlarım, kibirlilerdir. Üçüncüsü, zâlimlere uşaklık eden, onlara hak sözü söylemeyerek, haksız sözlerini tasdik eyleyen ve hak sözü gizleyen alimlerdir. Dördüncü dostlarım, alış-verişlerinde halka hiyanet eden, hiyle yapan ticaret erbabıdır. Beşinci dostlarım, içki içenlerdir. Altıncı dostlarım.

halkı aldatanlar ve karaborsacılık yapanlardır. Yedinci dostlarım, giybet (dedi-kodu) edenler nemmame (Bir meclisten, diğer meclise söz götürüp getiren) edenlerdir. Sekizinci dostum. Tefecilik yaparak, faiz yiyenlerdir. Dokuzuncu dostum, yalancılar ve küfürbazlardır. Onuncu dostum, gammazlık edenler, halkı birbirine çekiştirenler, bir dostu bir dosta, halkı birbirine düşürenler, halkı birbirlerine düşman edenlerdir.

Ey Hak yolcusu:

Şeytanın düşmanları ile dostlarını birer birer saydım. Ibadet edenler şeytanın düşmanı, ibadet etmeyenler de şeytanın dostudur. O halde, kendisi Allahu teâlâ'ya ibadet etmediği gibi, ibadet etmek isteyenleri de engelleyen ve alakoyan bir mürşid, bir veli tasavvur olunabilir mi? Beş vakit namazdan halkı alakoyan, orucu yediren de velidir amma, Hak velisi değil, şeytan velisidir Allahu tâlâ'nın düşmanıdır. Bunların hallerini, yarın kıyâmet gününde göreceğiz. İdlâl ettiği, sapıtıp azdırdığı müridleri ile kavgaları ve çekişmeleri,, pek zorlu, pek çetin olacaktır. Bunlar, nâra atıldıklarında:

İnnâ künnâ leküm iebe'an..

Ibrahim: 21 (Biz, size tâbi idik..)

- Evet; bizler sizi veli zannettik, adam bildik, etrafınıza toplanarak size tâbi olduk. Halbuki, siz bizi kâfir yaptınız. Al-

lah'tan ve ona ibadetten men'ettiniz. Sizin ifsadınızla ilm-i-hai bile okuyamadık. Hakk'a giden yol üstüne oturdunuz, bizi haktan men'ettiniz. Hani ENEL-HAK diyordunuz? Hani, namazda ne var? Insan yatıp kalkmakla ne elde edebilir diyordunuz? Hani, aç durmakla ele ne geçer diyordunuz? Bizden nezirler alarak. do- Iandırıyordunuz.. Biz de ne sersem, ne ahmak insanlar imişiz ki.

sizi adam sandık, müşkilde size uyduk.. Haydi, şimdi bizi bu azaptan kurtarınız İnnâ künnâ leküm tebe'an fehel entüm mugnîne annâ min azâbillalıi min şey.

Ibrahim: El (Dünyada, biz size tâbi idik. Reyinizle peygamberleri yalanladık, verdikleri öğütlere yüz çevirdik, şimdi Allahu tâlânın azabından birazcık olsun, bir şeyi bizden def'edebilir misiniz?)

— Evet; Allahu tâlâ'nın azabından birazcık olsun kurtara bilir misiniz? Hani bize (Cenneti ne yapacaksın? Seni, cemale göfüreceğim..) diyordunuz. Cennetten vazgeçtik, hiç değilse bizi nârdan, ateşten kurtarınız. Hani, bana cenneti satmıştın ve beni nârdan kurtarmıştın? diyerek yüzlerine tükürecekler ve yakalarına yapışacaklardır. O sahte mürşitlere, yüz binlerce lânetler okuyacaklardır. Hâsılı, kulları Allahu teâlâ'dan ayıranlarla, halkı dalâlete sürükleyenlerle. bunların peşlerinden gidenler arasında müthiş bir mücadele olacaktır. O gün, herkes hakikati bütün açıklığı ile anlamış ve mücrimler meydana çıkmış olacaktır. O gün, insanları Haktan alakoyanların maskeleri sıyrılacak. külâh düşecek ve kel sırıtacaktır. O gün, herkes dostunu düşmanını bilecek, anlayacaktır.

Aldananlar, daha mezara girer girmez hakikatleri anlayacaklardır. Mahşer yerinde onlarla karşılaşınca. kendilerini Hak

yolundan saptıranların yakalarına sarılacaklardır. Azabın şiddetini gören ve bu bedbaht güruh, saçlarını başlarını yolarak sızlanacaklar ve:

— Eyvah, biz aldanmışız.. Altın yerine bize paslı teneke vermişler. Öyle bir teneke ki, içi yılanlarla, gıyanlarla dolu... Ömrümüzü bâd-ı havaya verdik, Rabbimize ibadette gaflet ettik, kötü itikat ile imanımızdan olduk, heyhat mahvolduk, diyeceklerdir.

O gün, hıristiyanlar papazlarına, sapıkların tarikatlerinde bulunanlar, halkı idlâl eyleyen şeyh suretindeki yalancı. dolandırıcı, sahte mürşitlere, millet-i islâmiyeyi birbirinden ayıran.

aralarına tefrika sokan, şeri'at ile alay eden, sözü başka, özü başka mülhidlere; müridleri dehşetle saldıracaklar ve:

— Hani, bize sattığınız cennet nerede? diyecekler. Hiç olmazsa, bizi bu azaptan kurtarabilir misiniz? A'raf denilen yere götürüp, orada akıl hastaları ile birlikte dünyadaki gibi çalışıp çabalamamızı sağlayabilir misiniz? Işte o zaman onlar:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.