Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bir memlekette, âbid ve zâhid olarak tanınmış bir kişi vardı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 67

Bir memlekette, âbid ve zâhid olarak tanınmış bir kişi vardı. Hacca gitmeğe hazırlanan bir zat, onun bu haline güvenerek, yetişkin kızını kendisine emanet etti; hac kafilesiyle Hicaz'a müteveccihen memleketinden ayrıldı.

Aradan günler geçti. Şeytan aleyh-il-lâ'ne, emanet edilen kıza tecavüz etmesi için adamcağıza vesvese etti. Nefsi ile uzun bir mücadeleden sonra, nihayet mağlûp olarak zavallı kızı kirletti. İş olup bittikten sonra pişman olmuştu amma, neye yarar? Hac dönüşü, babasına ne diyeceğini, halkın yüzüne nasıl bakacağını düşündükçe, kendi kendisine lânet ediyor, ağ lıyor, sızlıyor, tövbe ve istiğfarda bulunuyor, fakat her şeye rağmen bu işin içinden nasıl çıkacağını kestiremiyordu. Yaptığı bu kötülüğü temizlemek kolay değildi. Çaresizlik ve bunaltılar içinde, bu büyük sırrını bir âlime söyledi. Artık, eskisi gibi halkın içine karışamıyor, ortalıkta görünmekten ve halktan utanıyordu. Bu felâketine sebep, henüz tam mâ'nasıyla zühd-ü tekva sahibi değilken, kendisini öyle göstermiş ve abdiyyetini ilân etmiş olmasıydı. Halbuki, henüz nefsine mahkûm iken, kendisini nefsine hâkim gibi göstermiş ve herkese böyle tanıtmıştı.

Akıl danıştığı âlim, kendisine bu felaketten kurtulmanın çaresi olarak, kirlettiği kızı nikâhı altına almasını, malından ona hisse tanımasını ve bir müddet terk-i diyar etmesini öğütledi ve bu arada nefsine hâkim bir pehlivan olabilmek için, bir velinin taht-ı terbiyesine girmesini tavsiye etti. Ona dedi ki:

— Seni, nefsine hâkim kılabilecek zat, Bestam şehrinde bulunan Bayezid-i velidir. Ona git, kendisini gör, ancak o seni terbiye ve nefsine hâkim edebilir, seni göründügün gibi yapar..

Adamcağız, kendisine emanet bırakılan kızı nikâhladı, malı.

nın yarısını ona verdi, sonra kızı tekrar boşayarak Bestam şehrine gitmek üzere memleketinden ayrıldı. Yol boyunca, konakladığı her yerde, nereden gelip nereye gittiğini soranlara:

— Bestam şehrinde Bayezid-i Bestami adında bir veli varmış, o zatın ziyaretine gidiyorum, dedikçe bir çok kişiler kendisine hazret aleyhinde beyanlarda bulunuyorlar ve onu çekiştiriyorlardı.

Ama, o bütün bu söylenenlere aldırış etmedi ve nihayet günlerden bir gün Bestam şehrine vardı. Baktı ki. orada da bir çokları hazreti şeyhin aleyhinde atıp tutuyorlar. Bu işe şaşırıp kaldı ve kendi kendisine:

- Allah, Allah.. dedi. Ben kırk yılda bir şeytana uydum, sonra nâdim oldum ve yaptıgımı kat kat ödedim. Bana kendisini sağlık veren zat müstesnâ olmak üzere yol boyunca herkes bu zatın aleyhinde konuştu. Şimdi, burada da hemşehrileri onu kötülüyorlar. Bunda bir acaiplik var ama, buraya kadar geldim, kendisini bir defa görmeden gitmem, düşüncesiyle sordu soruşturdu ve Bayezid-i Bestami hazretlerinin evini öğ rendi. Meğer, hazretin evi şehrin dışında bulunuyormuş. Yorgun argın oraya vardı ve dış avludan içeri baktı. Ne görsün?

Beyaz sakallı, nurani bir zat oturmuş, karşısında hesnâ müstesnâ bir güzel kız, elinde bir bardak hazrete bir şey içiriyor.

Bu hali görünce, aleyhinde söylenilenlerin dogruluğuna kani oldu ve kendisiyle görüşmeğe lüzum hissetmeyerek geri dönmege karar verdi ve kapıdan uzaklaştı. Tam bu sırada, Haz reti Şeyh, yerinden kalkarak kapıyı açtı ve uzaklaşmakta olan zata ismiyle hitap ederek çağırdı. Kendisini tanıyan hiç kimse bulunmayan yabancı bir şehirde, ismiyle çağrılması büsbütün garibine gitti ve bu defa büyük bir meraka kapılarak tekrar kapıya yaklaştı. Biraz önce, genç kızın kendisine bardakla bir şeyler içirdiği nurani zat gülerek:

-

— Bizi arzuladın, buralara kadar zahmet edip geldin...

Görüşmeden gitmek lâyık değildir, diyerek içeriye aldı..

Âşık isen, can baş üzre gel beri;

Münkir isen, bak kapudan dön geri..

Bu iltifat ve kerameti gören adamcagız, kendisine gösterilen yere oturdu, hal hatır soruldu. Fakat, ziyaretçinin gözleri bir hazrete, bir fıçıya, bir bardağa takılıyor ve gördüklerine bir mâ'na vermeğe çalışıyordu. Bunu farkeden Hazreti Şeyh, misafirini sû'i-zandan kurtarmak için:

— Ne bakar durursun fıçıya? diye sordu ve ilâve etti:

— Bu ev, bir Mecusi'ye ait idi. Ben satın aldım, o gördüğün fıçıda da şarap vardı, sirke yaptım ve dağıttım. Şimdi o fıçıya su koyuyorum.

Adamcağız, biraz önce gördüklerini hatırlayarak, kendi kendine:

— Iyi uydurdun ya, az evvel elinde bardakla sana bir şeyler ikram eden güzel kadını nasıl te'vil edeceksin? düşüncesine daldığı sırada, Hazreti Şeyh gazaplanır, yüzü kızarır, alnındaki damar kabarır ve sert bir lisanla:

— O gördügün; benim kızım, öz evlâdımdı.. diyerek kötü düşüncelerini yüzüne vuruverdi. Adamcağız büsbütün şaşırmış, kötü düşündüğünden dolayı üzülmüş ve utanmıştı. Hemen şeyhin ayaklarına kapanarak:

- Aman mürüvvet efendim, dedi. Beni affet, memleketim.

den buraya gelinceye kadar yol boyunca, bu şehre girer girmez de rastladığım hemşehrileriniz aleyhinizde lâyık olmayan sözler söylediler. Ben de o sözlerin tesiri altında kalmış olacağım ki, böyle kötü düşüncelere kapıldım. Fakat, çok merak ediyorum. Beni bağışlayınız, neden halka kendinizi olduğunuz gibi temiz bildirmiyorsunuz da, halkın levminden kurtulmuyorsunuz?

Hazreti Şeyh, büyük bir sükûnetle cevap verdi:

— Nefsime emin degilim ki, kendimi temiz bildireyim de.

hacca giden din kardeşlerim kızlarını emaneten yanıma bıraksınlar, sonra da o emanete hiyanet edeyim ve derdime çare aramak için diyar diyar gezeyim.

Işte, Bayezid-i Bestami hazretleri böyle bir zat-ı âli-kadirdi. Kendisini islâh etmeden, henüz nefsini iymana getirmeden kıyas-ı bâtıl ile kendilerini böyle şânı ve kadri yüce Evliyâ'ullah zanneden nefs esirlerine şeytan bile güler.

Hani, kaz gibi iri yumurtlamak sevdasına düşen tavuk, ıkınıp sıkınırken kendi yumurtasının da iri olduğunu sanmış ta kendisini yırtmış derler ya...

Evliyâ'ullah'ın, halk ekseriya aleyhinde konuşur. Fakat, veliler aleyhlerinde bulunan halktan aslâ şikâyetçi değillerdir.

Yar yüreğim yar, Gör ki neler var, Bu halk içinde, Bize gülen var..

Gülenler, gülsün;

Yâr bizim olsun, Nâdân ne bilsin, Bizi bilen var….

Onlar, yâr ile olduklarından, ağyârdan geleni duymazlar.

Onlar için belki ağyâr bile yâr olmuştur. Sevgilisi ile sevişen sevişme esnasında ayağına batan dikeni duyar mı?.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.