Bir adam, mescitte namaz kılıyordu. Namazdan çıkınca, bir heybe içinde bıraktığı bin altının yerinde yeller estiğini gördü. Aynı mescitte namaz kılmakta olan Hazret-i Ali (Kerremallahu vechehu) Efendimizin hafidi İmam-ı Cafer sadık efendimize:
— Mescitte ikimizden gayrı kimse yok, paramı ve heybemisen çaldın, diyerek iftira etti. Hazret-i-Imam, her ne kadar:
— Ben, Evlâd-ı Resûldenim. Böyle şeylere tenezzül etmem, dediyse de, dinletemedi:
— Mescitte senden başka kimse yoktu ki başkası almış olsun, diyerek diretti. Hazret-i-Imam sordu:
— Heybende ne kadar para vardı?
— Bin altın vardı..
— Öyle ise gel benimle beraber, diyerek parası kaybolan adamı saadet-hanesine götürdü ve şahsına ait paradan kaybolduğu iddia olunan bin altını adama verdi. Parasını aldığı halde, küstahlığı elden bırakmayan müfteri:
— Almadınsa bana bu parayı neden verdin? diye sorunca da:
— Evlâd-ı Muhammed'e iftira ettiğinden nâra girmeni istemedim ve bu parayı sana helâl ettim, buyurarak adamı savdı.
Hazret-i Imam, bir müslümanı yalancı çıkarmak isteme.
mişti. Fakat gelin görün ki, parasının çalındığını iddia eden adam, arkadaşlarının yanına gelince, gülerek kendisine:
- Geçmiş olsun, dediler ve şaka olsun diye kendisi namaz kılarken, içinde bin altın bulunan heybeyi gizlice alıp sakladıklarını söylediler ve heybeyi sahibine teslim ettiler.
Adamcağız,.yaptığı hatayı anlayarak büyük bir üzüntüye kapıldı. Parasını kendi arkadaşları alıp sakladıkları halde, hiç suçu olmayan ve mescitte kendisi gibi namaz kılan bir zatı hırsızlıkla itham ettiğinden utandı. Şahsını tarif ederek bu zatın kim olduğunu sordu. Kendisine:
— O zat, Peygamber-i zişânın amcası oglu Hazret-i Alinin torununun çocuğudur, denilince doğru Hazret-i Imam Cafer Sadık'ın evine koştu, ellerinden öperek affını ve rizasını diledi ve haksız olarak aldığı bin lirayı iade etmek istedi... Hazret-i- İmam kabul etmedi ve adama şöyle buyurdu:
— Bu hane, Evlâd-ı Muhammed hanesidir. Bu hane, mâ'- den-i-nübüvvet, sırrı velâyet, vâris-i ulum-u Nebevi hanesidir.
Bizim mülkimizden bir şey çıkarsa, tekrar bize avdet etmez.
Verdiğimizi geri almak, bizim şânımıza münasip ve lâyık degildir. O altınlar, sana hediyyemiz olsun, güle güle harca..
Fâni dünyaya meyleden, dünyası için dinini terkeden, dünya malı için Hak binasını yıkan, ölümden ibret almayan gafil!...
Artık, kötülüklerden elini, eteğini çek.. Ölümünü düşün… Neler gördün, daha neler göreceksin... Iş, ölmekle bitmiyor. Asıl hayat, ondan sonra başlıyor. Şimdi uykudasın; bu gördüklerin rü'yadan başka bir şey değildir. Yalnız şu farkla ki, rüyada yaptıklarından mes'ul değilsin amma, dünyada yaptıklarından sorumlusun.. Yakında uyanacaksın; bütün insanlar uykuda öldüler mi, uyanırlar diyor Allah Resülü..
Yâ Rab.. Bizi, ölmeden uyandır.. İbretle bakacak, gerçekleri görecek bir göze sahip kıl.. Hayâ sahibi bir yüz, ağzımıza tatlı bir dil ihsan eyle.. T'atinden lezzet ver, kulluğuna mahkûm eyle. Tâ'ata mağrur etme.. Şekavetimizi, saadete; tarahımızı feraha; kötü ahlâkımızı, Kur'an ahlâkına tebdil eyle...
Habibinin şefaatine nail eyle... Nefsimizin tasallûtundan koru ve kurtar.. Bizleri nefsimize esir, şehvetimizle zelil eyleme.
Daima ibadetine kaim, rizanda daim, zikrinden ve Kur'anından lezzet alanlardan eyle.. Mü'min olarak öldür, salihlere ilhak eyle. Ölüm acısından, Azrail pençesinden, sû'i-hâtimeden emin kıl.. Ebrâr zümresine ithal eyle, âhir kelâmımızı Kelime-i tevhid ve Kur'an-1-mecid eyle.. Ecel yastığına başımızı koyduğumuzda, el el ile, ayak ayakla, bütün uzuvlarımız birbiriyle veda ederek (Buluşmak mahşere kaldı) dediklerinde, tâbipler ve hekimler bizden el çektiklerinde, gözlerimizden perdeyi kaldır, müjdeci meleklerini gönder, cennetteki makamımızı bize göster, bizi ehl-i necattan, zümre-i felâhtan kıl.. Kabrimizi pür-nûr, ruhumuzu sevdiklerimizi görmekle mesrur eyle.. Iltifatı Nebiyye mazhar, şefaati Kur'ana nail eyle.. Kabirde, â'mal-i-sâlihamızı enis ve yoldaş eyle.. Mağfiretinin lezzetine, keremine. lûtfuna ve izzetine eriştir.. Civar-ı Mustafa'da iskân eyle.. Bizi, ol Nebiler serveri, velilerin önderinden ayırma.. Lûtfunla cennetine, cemaline kavuştur.. Bize adlinle muamele etme, affınla ve kereminle muamele eyle.. Dünya ve ukbamızı mâ'mur eyle. Nâmerde el açtırma, düşmanı bize güldürme, aziz vatanımızı, gaziler ocagı, şehitler bucagı mukaddes yurdumuzu, isyanlarımızdan ötürü kâfirlere, zâlimlere çiğnetme…. Bizi zalemeye pâyinâl etme.. Evlâtlarımızla terbiye ettirme.. Hükümetimizi adl ile berkarar, umuru hayriyyelerinde muvaffak eyle.. Türk büyüklerini islâma ve Kur'ana hâdim eyle.. Ümmeti Muhammed'in âsilerini islâh ve affeyle.. Bizlere merhamet eyle, bizlere magfiret eyie, bizleri affeyle.. Ölmüşlerimize rahmet, sağ kalanlarımıza dareynde saadet ve selâmet, kötülüklerimize nedamet, rızıklarımıza vüs'at, hayırlı işlerimizde gayret ve muvafakiyet ihsan ve inayet eyle. Bize, çirkini güzel, güzeli çirkin gösterme.. Topaklarımıza hayırlı bereket, hüccac-ı müslimiyne selâmet, ordularımıza nusret ve muzafferiyet nasip eyle.. Bu nâçiz risâlemizi okuyanları irşâd eyle.. Bu risâlemizi indinde ve ind-i-Re.
sûlüllah'ta makbul ve mergub eyle.. Bize hayatımızda dua edenleri, mematımızda rahmet ve Fâtiha ile ananları iki cihanda aziz eyle.. Âmin diyen dilleri nârından azad eyle.. Âmin bi-hür meti seyyid-il-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn. kabul-üd-dua el-Fâtiha..
27/Ocak/1969 9/Zilka'de/1388 EL-HAC IRŞÂD