Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Arif-i-billah bir zengin kimse, ölümünün yaklaştığını hissederek oğlunu yanına çağırmış ve şöylece vasiyyet…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 21

Arif-i-billah bir zengin kimse, ölümünün yaklaştığını hissederek oğlunu yanına çağırmış ve şöylece vasiyyet etmiş:

— Oğlum.. Ben yakında aranızdan ayrılacağım.. Bunca yıldır taşıdığım emaneti sahibine teslim ettigim gün, beni vıkadıktan sonra kefenleyecekleri sırada, eski çoraplarımdan birisini ayağıma giydir.. Sana vasiyyetim budur, demiş..

Adamcağız, bir zaman sonra gerçekten şarab-ı-mevti içerek, mal ve mülkünden, evlât ve yalinden ayrılmış.. Hısım.

akraba, eş, dost, konu komşu cenâzeye hazır olmuşlar.. Cenâze yıkanmış, tam kefene sarılacağı sırada, merhumun oglu babasının vasiyyetini hatırlamış ve bir eski çorabını bularak ayagına giydirmek üzere gassalin eline vermiş ve:

— Babamın vasiyyeti vardır, lûtfen bu çorabı ayağına giydiriniz, demiş..

Merhumu yıkayan zat:

— Kat'iyyen olmaz, demiş.. Böyle bir şey islâmda aslâ ca'iz değildir. Şeri'atin cevaz vermediği bir şeyi yapamam..

Bu. haklı itiraza rağmen oglu ısrar etmiş:

- Efendim, babamın vasiyyeti budur, mutlaka yerine getirilmesi lâzımdır. diyerek direnmişse de gassal dinlememiş:

— Bana inanmıyorsanız, müftüye sorunuz.. Göreceksiniz ki, o dahi caiz olmadığını söyleyecektir, mukabelesinde bulunmuş.. Cenâzeyi bekleterek müftüye, vâ'izlere ve ilim adamlarına sormuşlar, hepsi de bunun ca'iz olmadığını. bövle bir vasiyyetin yerine getirilemeyeceğini. islâmda bövle bir vasiyyetin yeri olmadığını bildirmişler. Tam bu esnada. merhumun arkadaşlarından yaşlı bir zat, cenâze evine gelmis ve

hoca efendilerle babasının vasiyetini yerine getirmek hususunda münakaşa ve münazara eden ogluna hitaben:

- Evlâdım, rahmetli baban vefatından sonra sana tevdi edilmek üzere bana bir mektup emanet etmişti. Buyur, bu mektup sana aittir, diyerek bir zarf vermiş.. Çocuk, hayretler içinde kalarak zarfı açmış ve babasının mektubunu yüksek sesle okumuş:

(Oğlum!

Sana, bu kadar mal ve mülk bıraktım. Görüyorsun ya: gider ayak, bana bir eski çorabı giydirmeye bile müsaade etmiyorlar. Bir gün —Allah gecinden versin— sen de benim bu halime geldiginde, sana da kefenden başka bir şeye müsaade etmeyeceklerdir. Bu fâni dünyadan âhirete götürebileceğin.

sekiz arşın kefenden başka bir şey değildir. Ona göre aklını başına al, tedarikli, bulun, sana bıraktığım malları hevâ ve hevesin uğrunda ve sefahat yolunda değil, Allah rizasına uygun, saadet ve selâmet yollarında harca ki, iki cihanda azîz olasın..)

Anlayana ne güzel bir vâ'z-ü irşâd.. Rahmetullahi aleyh..

Şimdi, ölüm mü'mine nasıl gelir? Mü'min, vuslât-ı cânanasıl erer? Ölüm, kâfire nasıl gelir? Onu, bu âlemden inkâr ettiği âleme ve korkunç azaba nasıl yollar? Bunları anlatalım:

Rivayet olunur ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ, her mü mine öldükten sonra sorar:

- Seni tekrar dünyaya iade edeyim mi?

Mü min; Hakkın bu sualine, olüm ânında duyduğu acı dolayısiyle menfi cevap verir, yani dünyaya dönmek istemez.

Kâfir ise, gördüğü ve ileride daha da göreceğini bildiği azabın yanında, üç yüz kılıç darbesi acısı gibi olan azaba taham.

mül eder ve iyman ile ölmek, â'mal-i-sâliha işleyebilmek için tekrar dünyaya donmeyi ister.

Şehitler ise, ölüm ânında gördükleri iltifat-ı-ilâhiyyeve nail olabilmek için, tekrar tekrar dirilerek Allahu teâlâ yolunda ölmeği ve aynı iltifata nail olmayı temenni ederler.

Üseyd bin Abdurrahman hazretlerinden rivayet olunur ki meyyit tabuta konuldugu zaman:

— Kaddimûni.. Kaddimûni.. (Beni, tez ve çabuk yerime götürün) diye seslenir, duyanlar bu kelâmı duyarlar.

Kâfir ise:

— Beni nereye götürüyorsunuz? Aman beni götürmeyin, diye feryat eder ve yalvarır: Erci ûni.. Erci'ûni.. (Geri çevirin, geri çevirin..)

Mü'min kabrine vardığında, toprak kendisine:

— Sen, hayatta iken arka üstü üzerimde yatar ve beni se.

verdin. Ben de seni seviyorum.. Şimdi, rahat rahat yat, der.

Kâfir kabre girdiginde toprak ona:

— Sen, beni sevmezdin ve bana buğzederdin.. Şimdi de.

ben seni sevmiyor ve sana buğzediyorum. Sen, üzerimde iken gülerdin, şimdi ağlayacaksın. Vücudunu haram ile besledin, burada seni kurtlar yiyecekler, der ve kâfiri öyle bir sıkar ki.

kaya altında kalan yumurta gibi ezer, kemikleri birbirine gi rer. Kâfir, toprağın sıkmasından öyle bir feryat eder ki, bu feryadını insanlardan ve cinilerden başka her mahlûk işitir.

Kabir, mü'mini de sıkar. Fakat, gurbetten gelen oğlunu kucaklayan ana gibi..

Ceset, kabre konulduktan ve sual sorulduktan sonra, âlem-i.

berzaha götürülür. Üç gün sonra, Rabbil-âlemiyn'e münâcat ederek kabrine döner, gelir cesedine nazar eder ve görür ki. ceset şişmiş, ağzından burnundan kanlar, köpükler geliyor. O zaman.

cesedine hitaben:

— Dünyada yaşadığın günleri hatırlıyor musun? diye sorar ve gider.

Kırk gün sonra, yine izn-i-ilâhî ile gelerek mezardaki ce.

sedine nazar eder ki, karnı deşilmiş, kaşlar ve kirpikler dökülmüş. saçlar sakallar dağılmış, her tarafından kanlı irinli sular akmaktadır. Cesedini bu halde görünce şöyle hitap eder:

- Ey cesedim, sana ne oldu? Böyle korkunç ve iğrenç bir şekle nasıl girdin? Hani senin ok gibi kirpiklerin? Hani senin yay gibi kaşların? Hani senin sırma gibi güzel kokulu

saçların? Tozdan. topraktan kaçınır, çamurdan iğrenir, tıraşına ve süsüne itinâ ve ihtimam ederdin.. Gücüne, kuvvetine, servet-ü sâmânına, rütbe ve makamına güvenir, herkese tepeden bakardın.

Dünyada yaşadığın o günleri hatırla, der ve mahzunen âlem-i-berzah'a gider, bir daha cesedini görmez. Ancak, kabrini ziyarete gelenler olursa, izn-i-ilâhi ile kabrine gönderilir.

Cuma ve Pazartesi geceleri de, yine izn-i-ilâhî ile hane sine gönderilir. Kendisini hayırla ve Kur'anla ananlara dua eder. Eğer, çoluk çocuğu, ailesi efradı kendisini unutmuşlar.

hayırla ve Kur'anla anmamışlarsa, onlara bed-dua eder:

— Size, bunca ni'metler bıraktık.. Bıraktığımız mallarımızla bize dua etmiyor, bizleri hayır ile âdetmiyorsunuz.

Halbuki, bıraktıklarımızı sizler yiyor, evlerimizde sizler oturuyorsunuz.. Hesabını ise burada bizler veriyoruz, der ve ilâve eder:

— Siz bizi mahrum ve mahzun ettiniz, Allahu azim-üşşân da sizleri mahrum ve mahzun etsin, temennisiyle âlem-i berzaha donerler.

Anlatacağım şu hikâyeyi de, dikkatle ve ibretle oku da, kıssadan hisse al..

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.