Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bir cenâze götürüyorlardı. Meraklı bir zat, cenâzeyi takip edenlerden birisine sokularak sordu:…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 7

Bir cenâze götürüyorlardı. Meraklı bir zat, cenâzeyi takip edenlerden birisine sokularak sordu:

— Acaba hastalığı neydi? Neden öldü?

Adamcağız, nemli gözlerini bu meraklı zata çevirerek, kısaca cevap verdi:

— Doğdugundan öldü..

Evet; mademki doğduk, mutlaka öleceğiz.. Ancak, ölmek var olmak var.. Kâfirler ölürler, Mü'minler ise olurlar.. Ahirete, ham gitmezler.

Aleyh-is-salât-ü-vesselâm Efendimiz, bir Hadis-i-seriflerinde:

Mü'minler ölmezler. Fâni ve geçici dünya evinden, bâki ve ebedi olan ahiret evine göç ederler, buyurmak suretiyle, mü'minlere en büyük müjdeyi vermişlerdir. Ancak, bunun şartı nedir? Onu da, Hazret-i Pir Nureddin Cerrâhi kuddise sirrah-ul-âli efendimizin ikâz ve işaretleriyle öğrenelim:

Hakka temkin-i rizâda hamd eden mesrûr olur, Daima zikr-ü salâta şugledenler nûr olur.

Bir kişi kim, Hakkı sevse Hakkı söyler daima;

Sahib-i irfan olup, o âkibet mağfûr olur..

Ehl-i tevhidin kulûbu arş-ı âl'âdan yüce, Yek-nazarda görür anı, devreden mahmûr olur..

Bir abâ-puşu görünce eyleme kahr-ı nazar, Kibr ile me'lûf olanlar, âkibet mahkûr olur..

Bahr-i aşkın lezzetinden elverme dünyaya gönül, Olma sen bigâneden, zira ki Haktan dûr olur..

ŞEYH NUREDDİN kutbun nutkudur bu Azmiyâ, Bir mahalden, bir mahalle nakleden mesrûr olur..

Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı dünyadan ayrılacağımız gündür ki, o gün ölüm günüdür. Allahü celle celâlühu, işte o mühim gün ile korkutulmamızı. Habibine emr-ü-ferman ediyor.

Mü'minler, o gün yani ölüm günü Cennet-i-âl'â ve Cemal-i Mustafa ile müjdelenerek mesrûr olurlar. Melekler onlara:

— Ey mümin.. Korkma, mahzun olma.. Işte, sana vâ'dolunan cennet.. Işte, sefa ve sürûr.. Ebedi saadet senindir, müjdesini verirler:

Sx,25g!

Innelleziyne kalü Rabbünallahü sümmestekamu teterezzeli aleyhim-ül-mel'iketü ellâ tehîfu ve lâ tahzenu ve ebşiru vilcennet-illeti küntüm tû'adun Fusslilet: 30 Mâ'nayı münifi:

Muhakkak, şu kimseler ki Rabbimiz ALLAH dediler, kalpleri ile inandılar, iyman ettiler ve dilleri ile de O'nun rübubiyyetini ve vahdaniyyetini ikrar ve tasdik ettiler. Sonra da yaptıkları işlerde doğruluktan ayrılmadılar. Yani, her işlerini Kur'an-ı-kerimin emirlerini ve nehiylerini gözönünden ayırmayarak dosdoğru ve yerli yerince yaptılar, bütün amellerini ve fi'illerini Kur'an terazisi ile tarttılar, gizli veya âşikâr her hallerinde, darlıkta ve varlıkta ihlâs ile istikamet üzere bulundular. Allahü teâlâ'dan gayrı hiç kimseden korkmadılar, ancak Allahü azim-üş-şândan korktular ve Resûlünden hayâ

ettiler. Işte, böyle davranan kişilere, ölümlerinde, kabirlerinde ve kabirlerinden kalktıklarında müjdeci melekler gönderilir ve şöyle denir: (Ey mü'min.. Korkma, mahzun olma.

Çünki, sizler için korku ve üzüntü yoktur. Sizlere müjdeler olsun.. Resûllerin, dünyada iken sizlere vâ'dettikleri cennet sizindir. Sizler, orada ebediyyen kalacaksınız. Bizler, dünyada da sizin dostlarınız idik, burada da sizinle beraberiz ve sizlerden hiç ayrılmayacağız.. Sizlere öyle bir ni'met-i-Rabbani ihsan buyuruldu ki, her istediğiniz verilecek, bütün arzularınız yerine getirilecektir. Bütün bu ni'metler: rahiym ve gafur olan Allahu feâlâ tarafından, sizler için hazırlattırılmıştır. Sizlere, bundan sonra öyle bir hayat verilir ki, ölümü yoktur. Öyle bir sıhhat verilir ki, hastalığı yoktur. Öyle bir mülk verilir ki, zevali yoktur. Öyle bir gençlik verilir ki, ihtiyarlığı yoktur. Her gün ayrı ayrı fecellilere mazhar olacak, her gün ayrı ayrı zevkler tadacaksınız. Bu ilâhi ihsanları ne gözler görebilmiş, ne kulaklar işitebilmiştir. Bütün bu ni'metler, ne kalp ile hatırlanabilir, ne akıl ile düşünülebilir. Bunlar, tarik-i-müstakim üzere bulunan, Allahu teâlâ'ya ve peygamberlerine inanan kişilerin erdikleri makamlardır. )

Burada biraz duralım ve insaf ile düşünelim: Dünya hayatı böyle midir? Yaz - kış, sıcak - soğuk, gece - gündüz demeden; haram - helâl düşünmeden, Allahü tâlâ'nın emirlerini terkederek, bir ömür boyu didinip çırpındığımız bu fâni hayatın sonu ölüm değil midir? Yıllarca mektep sıralarında çektiğimiz çileler, imtihana girmek için geçirdiğimiz korku ve hevecan dolu uykusuz geceler, o yana bu yana çırpına çırpına, şuna buna yüzsuyu ve ter dökerek kazandığımız mal ve paraları, önünde sonunda sevmediklerimize bırakarak, sekiz arşın kefenle tek ve tenha karanlık bir çukura girmekle neticelenmeyecek mi? Az yaşa, çok yaşa, akibet gelir başa tekerlemesinde olduğu gibi. bu didişmelerin bu çırpınmaların sonu da ölüm değil mi? Dünya çalışmalarının, diplomaların, ihtisasların, makam ve rütbelerin, bütün bunlarla böbürlenip öğünmelerin son durağı kabir değil de nedir? Evet; dünya hayatının sonu. er veva

geç bir hiç oluvermektir. Bu fâni hayatta, her şey ama her şey fânidir, gelip geçici ve egretidir.

Meselâ, dünya hayatındaki sağlık da, sıhhat de geçicidir.

Elli yaşına kadar, binbir meşakkatle ve bir çok fedakârlıklara katlanarak topladıklarımızı, dişimizden tırnağımızdan ayırdıklarımızı, elli yaşından sonra doktora ve ilâca vermiyor muyuz? Aklı başında bir zat ne güzel söylemiştir: Insanoğlu, gençliğinde para kazanmak için sıhhatini ve ihtiyarlığında da, sıhhatini kazanmak için parasını israf eder.

Dünya mülkü de zevale mahkûmdur. Efes'te, Bergama'- da, Truva'da, bir dünya cenneti olan şu güzel Îstanbulumuzun bir çok semtlerinde birer harabe yığını halinde kalıntılarını gördügümüz saraylar, kâşaneler, konaklar, yalılar nerede? Hani, bunların sahipleri neredeler?

Dünya ve dünya mülkü, hamam kurnasına benzer. Hamama gelen bir cenâbet kişi; yıkanır paklanır ve kurnayı başka bir cenâbet kişiye bırakır. Eğer, o kurnaya oturan, yıkanmasını ve arınmasını bilirse, temiz pâk çıkar gider. Yıkanmasını bilmiyorsa, kirlerini kabartır, bir taraftan kiri alır, başka tarafa bulaştırır, kir üstüne kir ekleyerek geçer gider.

Dünya hayatında gençlik de böyledir. Ilkbahar gibi çabucak gelip geçer, tatlı bir hayal olarak ancak hatıraları kalır.

Aslında, ömür dediğimiz de bir rüyadan, bir kâbustan ibarettir. İnsanoğlu, ana kucağında mışıl mışıl uyurken daldığı bu rüya veya kâbus âleminden, başı teneşir tahtasına vurunca uyanıverir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.