Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Padişahın biri, tımarhaneyi ziyarete gitmiş.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 493

Padişahın biri, tımarhaneyi ziyarete gitmiş. Ziyareti esnasında baş doktor hükümdara hastalar hakkında bilgi verip, koğuşları dolaşırlarken azgın delilerin tedavi gördükleri koğuşa varmışlar.

Hükümdar, azgın delilerden bir tanesini görmek istemiş.

Hastaların her biri birer hücrelerde kapalı olarak tedavi görürlermiş. Baş tabip orada bir hücrenin kapısını açıp, hastayı hükümdara göstermek istediğinde; hücrenin kapısının iceriden kapalı olduğunu gören doktor, içerideki hastaya seslenip kapıyı açmasını söylediğinde hasta içeriden:

— Şimdi işim var, rica ederim beni meşgul etmeyin! diye doktora cavep vermiş:

Hükümdar, doktora:

— Sor bakalım ne işi varmış? der. Doktor da:

— Ne işin var, ne yapıyorsun? diye sorduğunda hasta içeriden:

— Yahu; ne lâf anlamaz adammışsın, hesap yapıyorum.

Hesap!

— Ne hesabı yapıyorsun bakalım? deyince akıl hastası:

— Padişah ile benim aramdaki farkın hesabını yapıyorum, der.

Hükümdarın emri ile tabip sormuş:

— Senin ile hükümdar arasında ne fark buldun bakalım"?

Deli saymaya başlamış:

— Ben de, hükümdar da bir ana ve bir babadan doğduk.

Benim babam fakir idi, onun babası padişah idi. Padişah, orada benden farklı. O da ben de igrenç bir su idik. Sonuna bakarsak ben de öleceğim, hükümdar da ölecek. Burada yine birleştik. Farkımız yok! Ben öldüğümde bana kaç paralık kefen, hükümdar öldügünde ona kaç paralık kefen sararlar?

Bu hesabı da yaptım. Onun kefeni benimkinden altmış para farklı. Ben de, o da topraga girecegiz. Burada farkımız yok.

O da çürüyecek, ben de çürüyeceğim, orada da farkımız yok.

Cenazelerimize kaç kişi gelir? Benim cenazemde kaç kişi bulunur, sultanın cenazesinde kaç kişi bulunur? Burada sultan benden çok farklı; benim için cenaze namazı kılmak murad olundukta imam ve cemaat nasıl niyet ederse; Sultanın cenaze namazı kılınırken de imam ve cemaat ayni şekilde: «Er kişi niyetine» diye her ikimize niyet edeceklerinden burada da farkımız yok. İmam efendi, beni tezkiye ederken nasıl tezkiye eder, sultanı tezkiye ederken nasıl tezkiye eder? Cemaat benim için nasıl şehadet eder? Padişah için nasıl sehadet ederler? Padişaha nasıl bir kabir yapılır? Benim için nasıl bir kabir kazılır, işte, bunların hesabını yapıyordum. Geldin, hesabı alt-üst ettin. Bir miktarını çıkardım. Bak şöyle: Hükümdarla benim farkımın hesabı doğru mu? dedi ve saymaya başladı: Ben, dünyaya bir kadın ve bir erkekten dünyaya geldim. O da benim gibi bir ana ve babadan dünyaya geldi. Ben doğduğumda anam, babam sevinç duydular, bayram ettiler.

— 495 _ Onun da babası ve' anası bayram ettiler. Velâkin onun doğduguna kızanlar oldu, dogdugunu istemeyenler vardı. Ben, hasta oldum beni buraya attılar, azgın olduğum için kollarıma zincir taktılar ve bu hücreye koydular. Padişahı da sarayında hapsettiler ve kollarına cevahir bilezik taktılar. Beni, yalnız bırakmadıkları gibi, onu da yalnız bırakmazlar. Ben, bir evde doğdum, o bir sarayda dünyaya geldi. Ikisi de yakın bir zamanda harap olur. Ben, içi kırpıntı dolu yatakta o ise içi kuş tüyü, ipek bir yatakta doğdu. Ikisi de yakında çürür, çöplüge atılır. Benim makamıma imrenen olmaz. Onun tahtında çok kimsenin gözü vardır. Benim, düşmanım azdır, onun çoktur. Ben, Öldügümde bana aglayan olmaz. Onun ölümünde ağlayandan çok sevineni vardır. Bana âdi, bir kaç arşın kefen, ona ise ipekten kefen sararlar. Ona da, bana da er kişi diye niyet ederler. Imam: (Cemaat bunu nasıl bilirsiniz?)

diye beni sordukta (Zavallı, akıl hastası) idi derler. Onun cemaatına, nasıl bilirsiniz dedikte dilleri ile (İyi biliriz) derler, lâkin kalpleri ile yaptıgı zulmü ve fenalığı hatırlayıp, yalancı şehadet ettikierini düşünürler.

Bana harap yerden bir çukur açarlar, ona ise bir yüce kabir inşa ederler. Lâkin yakın bir zamanda her ikisi de virân olur. İşte yaptığım hesap bu idi. Bazı yerlerde o benden âlâ görünürse de, çok farkımız yok. Bazı yerde de ben ondan âlâyım. Sultanınki muvakkat bir zaman için benden bir kaç para fazla görünüyor. Bu fark, zamanla beraber oluyor. Sultan ile benim aramda hiç bir fark kalmıyor, beraber oluyoruz.

Hükümdar; bu sözlerdeki mânayı anlayıp, tahammül edemeyip ağlamış. Bu mecnundan aldığı ders, evyelce aldığı her dersten üstün olmuş. Kalbine hak korkusu, hesap duygusu ve encâmının bir kefen ile iki arşın yer olduğunu anlamış, irşâd olmuştu. Mülkünde adil olup, halkını rahata erdirmiş ve memleketini sürura gark edip dünya ve âhiretini mâmur etmişti.

Mü'minler! Deliliğin bir çok nev'i vardır. Kimi makam, kimi kadın, kimi para, kimi mal, kimi mülk, kimi rütbe, kimi hayvan, kimi insan, kimi halk, kimisi hak delisi.

Bunların içinde en kazançlı olan hak delisidir. Zira, diğerleri âriyet, yani seni terk edeceklerdir. Sen, onlardan soyunacaksın ve onlardan sorulacaksın. Hak delisi olan hak tan, hak ta ondan ayrılmayacağına göre, en kazançlı Hak

delisi çıkıyor. Delilikte bütün halk beraber. Çünkü, akıl zâil olmuş, fakat taleplerde ayrıyız. Düşünecek olursak, bu deliliklerin en makbulü Hak deliliğidir. Zira, bâkidir. Halk deliliği mahlûk olduğundan bekası yoktur. Hayaldir, geçicidir.

On sekiz yaşındaki güzel bir kız, elli sene sonra çirkin bir kadın olur. O kıza âşık olan, onun altmış sekiz yaşındaki halini gördügünde ondan netret eder. Un sekiz yaşında iken hakka aşık olan kıgi, elli sene sonra makamı kurbıyyetı ıhraz edıp, dünya ve mâfihâyı ve âhiretin bütün makamlarına itibar etmeyip, hak ile dost olup, «Makadı-Sıdka» erer.

Bunun için Hazreti Muhyi (kuddise sırruh), hak âşıklarina deli diyenlere şöyle cevap veriyor:

Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli, Ko desinler bize deli, Usludan yeğdir delimiz.

Tevhid eden deli olmaz;

Allahı diyen mahrum kalmaz, Her seher açar, solmaz;

Bahara erer gülümüz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.