Ara
Menü
4 dakikalık okuma

At üstünde giden bir zâlim, yaya giden bir garibin başına bir kamçı vurur.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 490

At üstünde giden bir zâlim, yaya giden bir garibin başına bir kamçı vurur. Bir kaç adım sonra at ürker, o zâlimi bere çalar. Yerden kalkan zâlim kamçı vurduğu garibe hitâ-

— Sana haksız yere vurdum, Allah cezamı verdi, attan düştüm, dediğinde o garip:

— Allah celle bu kadar acele kimsenin belâsını vermez.

Senin bu yere düşmen, bana vurduğun için değildir. Benden evvel, geçmiş bir zamanda bir kimseye vurmuşsundur. O vurduğunun cezası şimdi çıktı. Bana yaptığının cezasını sonra göreceksin, der.

Evet efendiler!

Yapılan fenalıkların cezası hemen çıkmaz. İyilik olsun, kötülük olsun. Mutlaka bir gün olur seni bulur. Nasıl ki, tohumu tarlaya attığımızda, atılan tohum hemen bitmediği;

altı, yedi ay sonra meydana geldiği gibi... İyilik ve fenalık denilen iki sıfatı tohum farzedersek, bunları mâna tarlasına ektiğimize göre, mutlaka birkaç gün yahut ay veya sene, mutlaka dikilen meyvasını verecektir.

Fenalık ektinse, hemen o fenalık tohumunu hasenat ile imha et, öldür ki, istikbalde bitip önüne çıkmasın. Iyilik tohumu ektinse, o tohumu öldürme, imha etme, iyilik ettiğin kişinin başına vurarak, yahut herhangi bir isyan ile onu zayi etme, göz yaşınla sula, büyüt ki, fazla meyva alasın. Kâfirlere, zâlimlere, âsilere, verilen mülkü nazarı itibara alma.

Idam edilecek kişiye ikrâm çoğalır. Velâkin ansızın bir sabaha karşı onu uyandırırlar ve boynuna ipi takıverirler...

Bu kâfirlerin de kafaları teneşire vurdukta, Azrail yakalarına yapıştıkta uyanacaksa da, cezaları infaz edilecektir.

Fakat, ne faide? Bu sınıf kâfirlerle, zâlimlerle melekler alay edip: (Sen bir yere gittiğinde arkandan adamların gelirdi.

Seni yalnız bırakmazlardı. Nerede senin maiyetin? Yalnız mı geldin. Seni buraya getirenler seni burada yalnız mı bıraktı?

(Zuk; inneke entel kerim) «Tat bakalım Allahın azabını.»

Sen, büyük adamsın, sen kerim kişisin. Senin ikramın nefsine idi. Hadi tat Allahın azabını derler.)

Âl-i Imran sûresi: 106 Allah celle Kur'anında:

«O gün bir takım yüzler kararıp, bir takım yüzler de ağarır. Yüzleri kararanlara denir ki, siz iyman ettikten sonra kâfir olanlardan mısınız. Iymandan sonra mı kâfir oldunuz?

Haydi bakalım, küfrünüzden dolayı azabı tadın derler ve azabı elime ve nârı cahime bunları sürerler.»

Böyle bir hitapla karşılaşmaktan Allaha sığınırız!

Yüzleri ağaranlara gelince; onlar Allahın rahmetinde, cennetinde dârin-nâimde olup, orada ebedi kalacaklardır. Yine (Sûre-i-âl-i-Imran — 178, âyet):

«Sakın kâfir olanlar kendilerine mühlet verdiğimizi, yani onlara verilen ömrü, malı, metal, iyi rahat yaşamayı, rütbeyi haklarında hayırlı sanmasınlar. Onlara verilen bu rahatlık, bu dârat, bu saltanatları; günahlarının artması, azaplarının şiddetli olması içindir. Onlar için kendilerini hor kılıcı, korkunç bir azap beklemektedir.»

Evet; Yakın bir zamanda, bu rahat hayattan sonra sehpaya çıkan bir idam mahkûmu gibi ebedi idama mahkûm olacakardır. Akîl olan mala, mülke, varlığa mağrur olmaz. Bunlar hep geçici, âriyettir, Akîl olan, Rabbini bilir, Rabbini bulur, Rabbinden korkar, Rabbini sever. O zatı-ecelli-âlânın en ufak bir emrini geri bırakmaz. Zira, seven sevdiğinin sözünü tutar. Onun yoluna can feda eder. Her men'ettiğinden sakınınız. Hattâ ona kendisini sevdirmek için elinden geldiği kadar, onun seveceği, onun hoşuna gidecek işleri yapar, yakıştırır. Onun emrine imtisal ona şan vermez, ona bir menfaat sağlamaz.

Onun nehyettiği şeyler de ona bir zarar yoktur. Onun şânına bir noksanlık getirmez. Onun emrine itaat eden kul, ona bağlılığını gösterir. Onun emrine uymayanlar da kendi edepsizligini ortaya koyar vesselâm.

Rabbine küfür eden, ona isyan eden kendini âdileştirmiş olur. Mala, mülke mağrur olup, bu malların ebedi elinde kalacağını zanneden, Rabbi unutan, Rabbinden korkmayan, ne için hâlk olduğunu düşünmeyen, onun emirlerini dinlemeyen, onu tanımayan, yakın bir zamanda buradan gideceğini düşünmeyen, her şeyin elinden alınacağını hatırına getirmeyen, yılan çıyan yuvası, yalnızlık evi, karanlık bir çukura ameli ile baş başa kalacağını düşünmeyendir. O korkunç gün için hazırlık yapmayandır.

Uyan be hey gafil, Habı gafletten!

Ömrün geldi, geçti. Haberin var mı?

Bir haber aldın mı sırri vahdetten?

Can kuşu uçtu. Haberin var mı?

Bu dar-ı-rihlettir, bunda kalınmaz;

Hem sonu fenâdır, Murad alınmaz, Kafile, kalkınca geri dönülmez, Kervan başı göçtü. Haberin var mı?

Ma'siyet yükünü aldın boynuna, Hiç ölüm korkusu gelmez aynine, Felek birkaç arşın bezden eynine, Yakasız don biçti, Haberin var mı?

Bilen ar Eb dem godig yormaga, Yerler ağzın açtı, Haberin var mı?

Derviş Himmet, Senden evvel gélenler, Kimisi kul, kimi sultan olanlar, Dünya (Benim mülküm!) diyenler, Ecel câmın icti haberin var mı?

Şu kıssayı ibretle oku:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.