Sûrei-Mülk'ün son âyeti: «Onlara söyle; ne dersiniz? Sayet suyunuz, yani içtiğiniz, kullandığınız su, her seye hayat veren suyunuz yetisemeyeceğiniz derecede derine çekilse, yahut bütün bütün çekilse, size kim akar yahut görünür bir
su getirebilir.» demektedir. Bu ayetı yüksek sesle okuyan bır hatızın okudugu Kur'ana, oradan geçen bir münkir sözde cevap olarak: «Kazma, Kürek.» dediği anda gözlerinin nûru sönmüştür, inkârının cezasını derhal bulmuştur.
Arabi lisanında «Ayn» puar, kuyu manâsına geldigi gibi;
göz manâsına da gelmektedir. Haydi bakalım, çekilen suyu kazma kürek getirecekti. Haydi; gözünün nuru, göz kuyusunun suyu çekiliverdi. Kazma, kürek, gözünün nûrunu iade etmek şöyle dursun, bütün tıp âlemi böyle azabı-ilâhi ile sönmüş bir göze çare edebilir, şifa bulabilir mi?
İhsan ettiği maddi, manevi; bilebildiğimiz, içinde olup farkına varamadığımız bu nimetleri bizden geri alması, ona güç müdür? Onun emrine kim karşı koyabilir? Bu olamaz diyebilir? Dese bile ne faidesi olabilir?
Düşünecek olur isek; bir şeyi yapması güçtür, bozması kolaydır. İnsan için bu böyledir. Tabii, Allah için ne yapmada, ne bozmada bir zorluk veya kolaylık tasavvur olunabilir. Meselâ; bir insan kırk senede meydana gelir, beş kuruşluk bir kurşunla ölür. Bir Süleymaniye camisi yapmak için, bir sultan Süleyman'a, bir mimar Sinan'a ve bir o kadar da para ve işçiye ihtiyaç vardır. Yıkmak için iki kişi kâfidir. Bu bahsettiğim misaller kullar için böyle kolay olur ise; seni beni yaratan, agaçları donatan, semavatı üstümüze ref, dünyayı altımıza döşeyen ve bir «Ol» emri ile bu kâinatı hâlk ve icat eyleyen Allaha, verdiklerini geri almak veyahut tekrar diriltmek, Habibini Mekke'den Kudüs'e götürmek, oradan semaya çıkarmak, arşını, kürsisini, cennetini dolastırmak, böyle şeyleri yaratmak, yaptırmak Allaha güç müdür, zor mudur? Daima, ona ve onun verecegine muntaç olan bızler ki; zalt, muhtaç, aç, çıplak ve cahılız. Ne soguga tahammulu, ne sıcaga dayanması olmayan bir zaif kul onu inkâra yeltenir, daima onun emirlerini dinlemezse, bu zaif âsi kişi; şimdi o ulu, kavi olan Allaha daima âsi olur ise, şimdi sizlere soruyorum? Böyle olan kişi akıllıyım diyebilir mi, akıllı mıdır?
Mantıkta bir kaide vardır. Topa, silâha karşı sopa ve taş ile savaşmak cesaret değildir. Bu böyle, kul kula karşı bu hüküm verilirse;
akılların, akıl ve idrâkin mâverasında olan Kudretullaha karşı isyan eden kişi, âkil değil, belki mecnundur.
Amma, sen bana şu suali sorabilirsin: Nice kâfirler, zâlimler, âsiler var ki; bunların Allaha karşı küfürleri, zulümlerı, isyanları oldugu halde bunlara hıçbır şey olmuyor! dersen... İlk sigara içen Kanser, ilk idrarını tutan kışı prostat hastalığına tutulsa... Hiç bir kimse sigara içemez, hiç kimse de idrarını tutmaga cesaret edemezdi. Bunları, bir şey olmaz diye yaparız ve bu korkunç hastalıklara tutuluruz. İlk hırsızlık yapan yakalanıp, adalete teslim edilse idi; ilk zinâ eden firengi ve sair korkunç hastalıklara müptelâ olsalar idi. Hiç kimse hırsızlık yapmaya cesaret edemez, hiç kimse de zinâ etmege kendinde kuvvet bulamazdı.
Işte, bu saydığım kabahatleri bir şey olmuyor diye yapanlar gibi; bu kâfirler, bu zâlimler, bu âsiler hiçbir şey olmuyor diye küfürlerine, zulümlerine, isyanlarına devam ederler. Öyle bir gün gelir ki, bu kâfirlerin de, bu zâlimlerin de başına kanser gibi, prostat gibi, yukarda saydığımız hareketler sonunda olan cezalar gibi belâ gelir, isyanlarının cezasına çarpılırlar.
Ilk suçumuzda, yüzümüzün karası alnımıza vurulsa idi, kimse suç yapmazdı. İyman gayptan çıkar, âşikâr olurdu. Bu böyle olunca, kimin suç işlemeğe cesareti olabilirdi? Iyman gayba olduğu için, hiç bir şey olmuyor diye birçok günahları, suçları irtikâp ederiz.
Biz, Allahı göremeyiz amma, Allah bizi görür. Velâkin hâlim, settarû-gaffar olduğu için, ilk suçumuzda yüzümüzün karasını suratımıza vurmuyor. Tövbe eder, hasenat ile o irtikâp ettiğimiz suçu affettirirsek ne âlâ; affa uğruyoruz. Yok, ayni suça devam edersek, bu irtikâp ettiğimiz suçtan bir gün perde kalkıyor, başımıza gelecek hangi musibet ise, o belâya duçar oluyoruz.
Allah celle, imhal eder (geciktirir) ihmal etmez! Sâbirdir, sabır eder, eder de onu tanımayan kâfirleri ve zâlimleri, âsileri bir gün olur muhakkak perişan eder. Bundan dolayı kâfire, zâlime, âsiye bir şey olmuyor deme! Herkes, ektiğini ergeç bulacaktır. Ne kâfirin, zâlimin, âsinin yaptığı yanına kâr, ne de mü'minin yaptığı ibadet ve iyman mükâfatsız kalacaktır.