Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Harun-Reşit, bir bahçelikten geçiyordu.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 485

Harun-Reşit, bir bahçelikten geçiyordu. Saçı sakalı ağarmış, beli bükülmüş bir ihtiyarın hurma fidanları diktiğini gördü. Kendisine selâm verdi. (Kolay gelsin baba!) dedi. İh-

— Sağ ol evlâdım, dedi. Halife:

Baba! Ne yapıyorsun? diye sorduğunda ihtiyar:

İşte görüyorsun. Hurma fidanı dikiyorum, dedi. Halife:

— Hurma ağacı kaç senede meyva verir? diye sorunca, ihtiyar:

— On senede, yirmi senede, otuz senede.. Yüz senede vereni de vardır, dedi. Halife ihtiyara hitaben:

— Bu diktigin hurma fidanlarının meyvasını yiyebilecek misin? dedigi zaman ihtiyar:

— Belki ömrüm yetişmez.. Fakat, bizden evvelkiler diktiler, biz yedik. Biz dikelim de bizden sonrakiler yesin! Ihtiyarın bu sözüne hayran olan halife kendisine bir çıkın attı.

Ihtiyar altınları alıp:

— Allaha hamd ederim ki, diktiğim fidanlar hemen meyvasını verdi, deyince, halife ihtiyarın bu sözüne memnun olarak altın dolu bir kese daha ihsan etti. Ihtiyar:

— Allaha hemdü sena ederim ki, her ağaç senede bir defa meyva verir, benim diktiğim ağaçlar senede iki defa meyva verdi, dediğinde, halife ihtiyara bir kese altın daha atarak, yanında bulunan lalasına dönüp:

— Çabuk buradan gidelim, uzaklaşalım. Bu ihtiyar, bizi beş parasız bırakacak, diyerek oradan uzaklaştılar.

Atalarımız, Allah için savaştılar, bu mülkü mâmur edip bizlere bıraktılar. Sonra gelen tembeller ve ahlâkı bozuk zâlimler Ise, mülkümüzü zulümleri ile harap ettiler. Koskoca Rumeli elimizden çıktığı gibi, bütün Arabistan, Kırım, Kafkaya'daki kardeşlerimiz esir oldular. Düşmanın pis çizmesi altında namusları çiğnendi. Şimali Afrika, Mısır, Sudan, Bingazi, Tunus, Cezayir, Fizan hep bizde idi. Suriye, Hicaz, Yemen hep bizimdi. Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Sırbistan, Yugoslavya, Karadağ, Bosna, Hersek hep bizimdi. Yunanistan, Mora, Kıbris, Malta hepsi bizimdi. Akdeniz, Karadeniz, Adalar denizi, Adriyatik denizi bizim havuzlarımız halinde idi.

Hem dünyamız mâmur, hem âhiretimiz mâmur idi. Sonra gelenler, bizden olmayanlar hem dünyalarını, hem âhiretlerini harap edip bizleri vatanımızdan cüdâ ettirip, irz ve namusumuzu düşman ayağı altında ezdirdiler. Az kalsın, ana vatanımız bile düşmanların eline geçip ebediyen esir olacak idik. Allah, şehitler kanı hürmetine bizlerin kalplerini birleştirip düşmana galip olduk, vatanımız kurtuldu.

Dinimize sarılıp, ahlakı-Kur'aniye ile ahlaklanmazsak, Allah buraları da bızım elımızden alır, duşmana verır. Bızı, düşmana esir eder. Her türlü fenni, ogrenmemiz şarttır. Bunu öğrenmek için, dini terk etmek lâzım gelmez. Kalplerimiz

din ve iyman ile, başımız bilgi ile, kollarımız çalışmak ile mücehhez olmalıdır. Dünyayı iyi bilmemiz şarttır. Dünyayı iyi bilen aldanmaz. Ahireti iyi bilen de aldatmaz.

Efendimiz: «Aldatanlar bizden degildir.» buyurmuşlardır. Aldatarak, hiyle ile yaşayan, mihnet ile can verir. Bütün dünya senin olsa, âhirete ne götürebilirsin? Yaptıklarının vebâli senin ile gider. Iyilik yaptın ise, mükâfatını; fenalık yaptın ise belâsını bulursun.

Müminler!

Bin sene de yaşasak, sonu ölüp toprak olmaktır. Doymayan gozlerimizi toprak doyuracak, kanmayan agızlarımızı kısmet olur ise bir yudum su kandıraçak. Iskender'ler, Dâra'- lar gibi dünyaya sığmayanlar, iki arşın yere sığacaklardır.

Bu sözlerimi kimse inkâr edemez. Edene mecnun derler. Mecnunlar dahi inkâr edemez.

Deme Leylâ ile Mecnun'a deli, Nazar kıldım halka, her biri hir gûna deli.

Yalnız tımarhaneye giren deli değildir. Ne, dışarıda olan akıllı, ne de tımarhanedekiler delidir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.