Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Adamın birisi oğluna vasiyet eder: Oğlum!

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 427

Adamın birisi oğluna vasiyet eder: «Oğlum! Şu yüz altını al. Dünyada rast geldiğin en ahmak adaına vereceksin.»

der. Ölür. Çocuk, babasının vasiyetini yerine getirmek için nerede bir abdalca adam görse, yanına gider, imtihan eder, ahmak olmadığını ve daha ahmağını bulmak için dolaşır durur.

Günlerden bir gün, sarayın önünde bir kalabalık görüp, kalabalığın ne için toplandığını bir adama sorduğunda, «Sadrazam padişahın gazabina ugradı. Simdi cellât başını vuracak, yeni sadrazam da, öldürülen vezirin cesedinden atlatılıp makamı sadarete oturtulacak» dediğinde: «Ne için böyle yapıyorlar?» diye sorar: «Sonra gelen vezire ibret olması için»

cevabını alır.

Bir müddet sonra, elleri zincirli bir zatı getirirler. Ahü-figan edip, yalvarıp yakarırken çokertirler, başını vururlar. Bu manzarayı seyreden yeni vezir, katlolunan eski vezirin cesedine basar ve makamı sadarete oturur. Herkes, yeni veziri tebrike başlarlar. Delikanlı da tebrikçiler arasına karışır. Vezirin önüne vardığında altın kesesini vezire verir, vezir şaşırır: «Bunun hikmeti nedir? Ne münasebetle bana bu parayı veriyorsun?» dediğinde, «Lütfen bu parayı alınız. Ölmüş babamın vasiyetidir. Beni, bu vazifeden kurtarınız» diyé niyaz etti ğinde, vezir sorar: «Babanın vasiyeti sadrazama yüz altın ver- = 428 — mek mi idi» der. Çocuk: «Hayır. Sadrazama, vezire degil, babamın vasiyeti bu parayı bir ahmağa vermek idi. Ben aradım, taradım, kusura bakmayın, sizden daha ahmak kişi göremedim ve babamın vasiyyetini, bu parayı vermekle yerine hakkan getirdim» der. Vezir, hiddetle sorar: «Benim ahmak olduğumu nereden bildin?» dediğinde: «Şu merasimde gözümle gördüm. Az evvel, sizden önceki vezirin bagı vuruldu. Siz, üzerinden atladınız, bu makama çıktınız. Sizden evvelkinin başına gelen sahneyi gördünüz. Ibret alıp, almadığını bilmiyorum. Ama, ibret alsaydınız, bu makama oturmazdınız. Size de yarın aynı felâket gelebilir. Bunu görüp de ibret almayan ahmağın birisi değil, ta kendisidir. Elhamdülillâh vasiyet yerini buldu» der ve gider.

Bu kıssadan yüzbin hisse alınabilir. Senin irfanına terk ediyorum.

Ey bizi sevip dersimize oturan, risalemizi okumak lütfunda bulunan mü'min! Işte, bu kıssa gibi, kendinden evvel geçen münkirlerin başına gelen felâketleri görüp, duyunca ibret almayan, «Onlara olmuş; bana olmaz!» diyen gafil; yaptığıı hiçbir zaman yanında kalmaz. Mutlaka yaptığını bir zaman sonra görürsün. Bahçeye ektigimiz bir tohumun hemen meyvasını alamadığımız gibi yaptığın fenalıkda iyilikde hemeu meyvasını vermez. Bir müddet sonra mutlaka meyvasını bulacaksın. Fenalık yaptın ise, hemen tövbe et ve hasenat işle!

Hasenat ve tövbe ile ektiğin fenalık tohumunu öldür ki, istikbalde önüne çıkmasın!

Yaptığın iyilikle hâsıl olan ve mâna tarlasına-ektiğin tohumu da, iyilik yaptığın kişinin başına kakarak iptâl edip öldürme!

Kâfirler, Nemrudlar, Seddatlar, Firavunlar ve emsalleri çişlerinin uşağı iken, âciz birer mahlük olduklarını unutarak, Allahlık dâvasına kalkıp peygamberlere ve mü'minlere yapmadıklarını bırakmadılar. Akıbetleri ne oldu? Mülk ve saltanatları için öz evlât ve öz babalarını öldürtenler, kardeşlerinin kanlarını mübah görenler, şimdi neredeler? Mallarına güvenen, hak sözü dinlemeyen Karun'lar âhirete ne götürebildiler? Hep malları, tahtları, mülkleri ortada kaldı. Sırtlarında kulların hakkı, birçok mazlûmun âhı ve kanı ile gittiler. Orada şimdi yerleri ateş! Burada ise lânetle yâd ediliyorlar.

Tarih; insanlar, melekler onlara lânet ediyorlar ve edecekler. Sonra da ebedî nâra atılacaklardır. Gözünün önünde

kafası kesilen vezirden ibret almayıp, onun yerine göz diken ahmak gibi kendinden evvel geçen hâdisattan ibret almayan, kendini kitabullaha bağlamayan fâni, mülkü-ebedi imiş gibi zan edip, âhiretini yıkan AHMAK değil de nedir?

Işte, Nemrud'da bunlardan biri idi. Kendisinden evvel geçen kavimlerin iymansızlıklarından dolayı, başlarına büyük felaketler gelmiş, bu kavimlerin her biri birer musibet ile dünyadan silinmişlerdir. Bunlar, nebiylerine ihanet etmişler, Allah'a kargı gelip insanlıklarını unutmuşlar, mülkü kendilerinin zan etmişler, hidâyet, nür, selâmet yoluna uymamışlar, delâlet, zulmet, küfür, inkâr ve zulüm yoluna sapmışlardı. Akıbet, vaid olunan azab gelmiş, çatmış, belâlarını bulmuşlardır.

Nemrud bunların leşlerini ortada gördüğü halde, Allah'- lıgını ilân etmiş: «Yer tanrısı benim» diyordu. Kibirli ve mağrur idi. Hazinesi dolu, askeri çok, mülkü geniş idi. Düşmanlarına galip gelmişti. Kendisine ve kavmine ba'as olunan Hz. Ibrahim'e: «Beni hangi Allah'a dâvet edip, çağırıyorsun? O çağırdığın Allah göklere karışır. Ben ise yer tanrısıyım.» diyordu. Meniden geldiğini unutmuş idi. Idrar âletinden dünyaya geldiğini hatırlamıyordu.

Bu ahmak, bir mülkün hükümdarı idi. Koca bir millet bu adamın tahtı idaresinde idi. Akıllı olmasa hükümdarlık yapamaz idi. Aklı vardı, tevfiki yoktu. Bir kimse, hükümdar da olsa, adam olamıyor. Nereden geldiğinin, nereye götürüleceğinin farkında bile değildi. Kâfirlerin dostları şeytan olduğu için, şeytanın sıfatı ile sıfatlanıp, kibirlerinden hilkati-asliyelerini düşünemezler. Şeytan ve taptıkları dünya hayatı bunları aydınlığa ve nûra arkalarını çevirtip; zulmete, karanlığa sokar.

İşte, bu Nemrud denen herif de, kibrinden mülkün kimin tarafından verildiğini unutmuş, mülkü ile şımarmış, mülkü elinde ebedi kalacak sanıp kendisini, hakka dâvet eden Halilullaha çene çalmağa, mülküne güvenerek fâniye dayanarak:

«Benden başka Allah varmı ki, beni ona dâvet ediyorsun?» demişti. Hazreti Halilullah ona: «Evet! Seni ve beni halk eden, öldüren ve öldükten sonra diriltecek olan benim Rabbimdir.

Seni ona dâvet ediyorum.» diyordu. Nemrud: «Ben de o işleri yaparım. Ben ilâhım, diriltir ve öldürürüm» deyip zindandan iki mahküm getirtmiş, birini öldürmüş, diğerini serbest bırakmıştı. Hz. İbrahime hitaben: «Işte, ben de aynı şeyi yaptım.»

demişti.

Bu, adam öldürmenin ve yaşatmanın ne oldugunu bilmeyecek kadar ahmak mı idi? Yoksa, inadından mı böyle mugalâta ediyordu? Onun orası yarın mahşerde bilinecek. Hz. Nebiy bunun bu mugalâtasını ve kıyamete kadar bu cins kâfirlerin mugalâtalarını iptal için: «Benim Rabbim güneşi şarktan getırır, garba goturur. Yanı, dogudan batıya goturur.

Bunun aksi olan batıdan doguya dogru gotür gorelim!» dediğinde Nemrud cevap vermeye söz bulamadı, mahçup oldu:

Zira, Allah zâlimlere hidayet etmez. Daima bâtıl mağlûp, hak g'alıp gellr. Bazan, bıraz geç olur ama, boyle olur. Nemrud, Hz.

Ibrahim'i nâra attırdi; nâr-1-Nemrud, Hz. Ibrahime nür oldu:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.