Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hazreti İsa, hızlı hızlı giderken; bir zat kendisine tesadüf edip, Yâ Ruhullah!

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 421

Hazreti İsa, hızlı hızlı giderken; bir zat kendisine tesadüf edip, «Yâ Ruhullah! böyle hızlı hızlı nereye gidiyorsun?» diye sorduğunda hazreti Îsa aleyhisselâm:

«Ahmaktan kaçıyorum»

diye cevap verir. O adam: «Yâ Nebiyallah! Zâtı-risaletiniz ölüleri izni-ilâhi ile ihya ettiniz, körleri nûra kavuşturdunuz. Cüzzamlılara şifa verdiniz. Ah.

mağa sizde şifa yok mudur?» dedi. Hazreti Nebi: «Ölüler dirilir, körlere nûr ihsan edilir, baraslılar ve cüzzamlılar şifa bu.

lurlar. Lâkin ahmak, Allah'ın kahrı altında olduğundan, ahmaga çare yoktur. Ondan kaçmak lâzımdır.» buyurdular.

Ebû-Cehil ve emsalleri akıllı oldukları halde, tevfiki-ilâhi onlara nasip olmadığı için, hasetlerinden dolayı Resûle ittiba etmeyip kendilerine gösterilen mûcizeleri inkâr ettiler. İyman etmek şöyle dursun, günden güne küfür ve zulümlerini arttırmışlar ve cehennemi boylamışlardır. Zira, hased öyle bir şeydir ki, bu sıfatlara bürünen kişi hasedin verdiği ateşle ne yaptığını bilmez bir hale gelir, dünya ve âhirette hüsranda kalır.

Dünyada rahatını kaybettiği ve dünyada iken cehennem ateşine düştüğü gibi âhirette de cehenneme yuvarlanır. Ahmak

olan ise, söylenen sözleri anlayamaz, kudreti-ilâhiyeyi kendi kudretine teşbih eder, kendi yapamadığı şeyi, «Allah da yapamaz» deyip inkâr eder.

Ahmakların, hayvan gibi olduğunu hasedci kâfirlerin ise hayvanlardan da aşağı olduğunu Allah celle kitabında beyan eyledi.

Löp üsseda Ulâ'ike kel-en'ami bel-hüm edal.

A'raf sûresi: 179 Hasedcilerin başı Iblis'tir. Yâni, şeytanirracimdir.

Hazreti Adem'e, hasdinden rahmeti-ilâhiyyeden kovuldu. Hasdinden aklı gidip, neden halk olunduğunu, kimin emrine karşı geldiğini tefekkür edemedi.

Akıllı olmayan, mütekebbir olur. Hased, aklını giderdi, kibirlendi. Allah'a karşı kendi hiçliğini unutup, «Ben senin zâtına secde ederim, amma bu topraktan hâlk ve icad ettigin Âdeme secde etmem!» dedi. Hased, gözünü bürümüş, kime isyan ettiginin farkında bile değildi. Fâni idi, fakat bâkiye karşı geliyordu. Kul idi, Sultana kafa tutuyordu. Halbuki burada büyük bir ibret levhası ortaya çıkmış oluyordu. Şeytan, Allaha giden yolun. Âdem'den geçtiğini düşünemiyordu. Hazreti Ademe secde etmemekle nübüvvet kapısını inkâr ediyordu.

Böylece, «Ben Allah'a inanır, Resûlleri kabul etmem» diyenlere önder olmuştu. Allah, kendisine Resûl'süz iyman edenlerin iymanı kabul etmez, reddeder. Buna binaen, Kitabı kerîmde:

Kul in küntüm tuhibbunallahe fet-tebi'uniy yuhbib kümüllahü ve yagfir leküm zünübeküm vallahu gafurün rahiym...

Âl-i Imran sûresi: 31

«Ey Ekremer-resûl. Kullara söyle! Eger seni seviyorlarsa sana tâbi olsunlar ki, ben de onları seveyim.» emri celili zuhura gelmiştir.

Yine ruha gıda, cana safa, kalbe cilâ olan kitabı kerimde:

Men yuti-ir-resule fekad ete'allah.

Nisâ sûresi: 80 Kim, Resûle itaat etti. Muhakkak o itaat Allah'adır, buyuruldu. Allah'ı bilmek kolay! Peygamberi bilmek güçtür. Allah'a iyman kolay, peygambere iyman zordur. Allah'ı bilip, peygamberi inkâr eyleyenler iblis oldular. Allah'a iyman etmeyip de, peygambere iyman eyleyen tasavvur edilemez. Zira, peygambere iyman edenin, Allaha iyman edeceği muhakkaktır. Ne Allah, ne peygamber tanımayanların ise iblisten daha müflis olduğu da herkesçe malûm ve müsellemdir. Çünkü, iblisin bile Allah'a iymanı hattâ ibadeti vardır.

Efendimizin düşmanlarından, en azılı olanı Ebû-Cehil, Fahr-i-âlemin peygamberliğini ilân etmesinden evvel ona

«Muhammedül-Emin» lâkabını bizzat kendisi vermiş olduğu halde, nübüvvetini ilândan sonra efendimize, hasdinden en fazla zulüm ve cevreden de o olmuştur. Hased; onda ne akıl, ne idrâk, ne tefekkür bırakmış! Zuhur edip parlayan ve kıyamete kadar parlayacak olan islâmın nürunu söndürmek için, üflemiş, söndürememiş, bilâkis sönmeyen ve sönmeyecek olan bu nür daha parlamıştır. Ebû-Cehil gittikçe parlayan nûru söndürmek için üflerken kendini helâk etmiştir. Ebû-Cehil'in yaptığı gibi yapanların âkibeti de aynı olacaktır.

gamberin va di yerine gelmigtir. mua-Cehlin degil, Allahy.

va'di de vâidi de haktır, gerçektir.

Allah, abdi olan Muhammed aleyhissalâtu vesselâmı ve mü'minleri dünyada va'dettiği nimetlere eriştirdiği gibi âhirette de va'd ettiği cennet ve cennet nimetlerine eriştirecektir.

Ebû-Cehl ve Ubeyy ibni-Halef; Firavun ve Nemrud ve bunlara vâris olan kâfirleri vâîdi ile helâk ettiği gibi yarın yevmi kıyamette vâîdi olan cehennemin ateşine atacaktır.

Innallahe lâ yuhlif-ül-mi'ad..

Âl-i Imran sûresi: 9

«Allah, va'd ettiği şeyden dönmez.»

Yâ Rab! Biz, seni lisânımız ile ikrar, kalbimizle tasdik eden mü'minleriz. Bize, va'd ettiğin nimetleri dünya ve âhirette ihsan et! Bizleri, mahrum etme! Amin. Bi-hürmeti-seyyidil-mürseliyn..

Allahın varlığına, birligine, şerîki ve ortağı bulunmadığına inanan ve iyman getiren mü'minler! Her istediğini yapan ve yaptığında kusur bulunmayan, dilediğini yaptıran, her emrinde hâkim olan Allah'a iyman eden ve Habibi Muhammed Mustafa'ya iyman edip, gönül veren âşıku sâdıklar! Hazreti Adem geldi geçti, ecel şerbetini içti ve göçtü. Nuh aleyhisselâm geldi, Tufan oldu. O da âlemi fâniden göçtü. Ibrahim Halilullaha nâr-1-Nemrud nûr oldu. Nemrud'un hased nârı, kendini yaktı «Yer tanrısıyım» diye böbürlenirken, Allah'ın en âciz mahlûklarından olan sivri sineğe mağlûp olup fecî bir şekilde helâk oldu. Allah'a hasım olanların sonu böyle olacaktı ve böyle oldu. Fakat, gafiller bunları göremediler. Zira, bu gibi hainlerde göz vardır, lâkin gözlerinde gaflet perdesi olduğu.

için göremezler. Ebû-Cehil de bakıyor, göremiyor, işitiyor, anlayamıyor. Bunlar ve nice Allah'a hasım olanların her biri bir türlü belâya, musibete düçâr olmuşlardır.

Bunların âkıbetini görüpte ibret alamayan gafil kâfirler.

Bu musibet onlara var, kendilerine yok zan etmişler, iki günlük fâni dünya hırsına, âhiretlerini kaybetmişlerdi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.