Bir çadıra bir fil koydular, kör olan birkaç kişiyi de o çadıra sokup; işte fil budur dediler. Her amâ filin ayrı ayrı uzuvlarını tuttu. Amalar çadırdan çıkarıldı. Bir tanesine «Fil neye benziyor?» dediler. Amâ, «Fil, bir sütûna benzer» cevabını verdi. Anladılar ki, bu âmâ filin ayağını tuttu. Diğer âmâ «Hayır, fil sütûna değil, bir duvara benzer» dedi. Biri, «Yelken bezine», bir diğeri «Su hortumuna» benzediğini söyleyip birbirlerine girdiler. Bunların hepsi de haklı idi. Duvara benzeten filin karnını, yelken bezine benzeten onun kulağını, su hortumuna benzeten ise hortumunu tutmuştu. Filde ayni uzuvlar vardı ama, o uzuvlar fil degildi.
Işte inanış bakımından bazı mezheplerin anlayışı, âmâların fili tarifine benzer. Hepsi haklı, onların birbirine zıt anlayış, birbirlerine zıt tariflerinin hepsi de filin üstünde mevcut, hepsini toplarsak fil meydana gelecektir.
Körler haklı oldukları halde, birbirlerini incittikleri gibi, ayrı ayrı inançlara sahip olanlar da kör döğüşü ile birbirlerini kırmışlar. Şimdi, biz fili âmâlara gösterip onun ne olduğunu anlatmaya gayret edeceğimiz için, birer âmâ olan bizlere mezhepleri tarif ederek hakikatı göstermeğe çalışacağız.