Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bir talebe otuz sene ilim tahsili yaptı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 323

Bir talebe otuz sene ilim tahsili yaptı. Hocası ona: «Sana bir sual soracağım. Eğer bilir isen sana icazet veririm. Bu - racağım soru, âyetten, hadisten değil, fakat âyetten, ve hadisten de ayrı değil. Eğer okuduğun dersten biraz anladı isen, okuduğun ders sana bir meyva verdi ise bu soruma cevap verebilirsin. Eğer anlamadan okudun ise cevap veremezsin.» dedi.

Bizler, tarih kitaplarını okuruz ve bizden evvel gelen ümmetlerden gazabı ilâhiyyeye ugramış olanları ve dünyadan nasıl kaldırıldıklarını görürüz de, sanki bize böyle bir azab gelmeyecekmiş sanırız. Bu hadiseler akıl sahiblerine ibrettir, göz sahiblerine âyettir. Insan, bunları okur da ibret alır, onların düştüğü delâlete dügmemeğe çalışır. Ibret almadan okunan bu kıssalar ve tarihler, insan ömrünün kaybına sebep olur.

Okunan tarihlerden maksat ki, istikbali tâyin etmektir. Geçmig zamandaki vukuat, sana iştikbali tâyin ettirmedi ise; sen tarih okumadın, ömrünü zayi ettin, vaktini öldürdün demek- Tarihi okuyacaksın, fena, ahlâksız ve zalim kavimlerin her birinin, felâkete dûçar olarak dünyadan ve haritayı âlemden silindigini göreceksin. Işte, bu milletler, yüksek medeniyetlere ve kuvvetli ordulara sahib oldukları halde, ahlâksızhıklarından ötürü dünyadan silinmişler, haritayı âlemden kaldırılmıglardır.

Bunların bu hallerini, baglarına gelen belaların sebeblerini okuyup gören fakat kendini ve milletini fenalıktan, ablaksızlıktan, cahillikten ve zulümden korumayan, tarih okusa ne fayda, okumasa ne fayda!? Geride olan hadisat ona istikbalde yol göstermedi ise, okudu, fakat anlamadı demektir. Okumakdan maksat ise, anlamak, anlamakdan maksat da anladığını icra etmektir.

Şimdi Kur'anı gerifi ve ahadisi nebevviyeyi okuyup, bu mübarek kelâmı ilâhi ve gerefli sözlerden miktarınca anlayıp, kendinde bir mânâ elde edemedi isen, sende olan ilim, sende olan iyman bir meyva vermedi ise, okuyorsun ama maalesef anlamıyorsun demektir.

İşte, hocası talebesinden böyle bir ilim meyvası bekleyerek sualini sordu:

— Senin memleketin buraya kaç günlüktür?

- Uç aylık yoldur.

— Icazetini, yâni diplomanı alıp, bu üç aylık yola gideceksin inşallah.

- Evet! Allah kısmet ederse gidecegim.

— Yolda, obalar, koyun sürüleri ve koyun sürülerini koruyan çoban köpekleri var mı?

— Tabiî! Sürüler, obalar ve çoban köpekleri var.

— Işte, memleketine dönerken, yolda böyle bir obaya yolun düşerse; koyun sürülerini bekleyen çoban köpeklerinden beş altı tanesi sana ansızın saldırırsa ne yaparsın? Eğer okuduğun dersleri anladın, mübarek Kur'ân-ı Kerîm ve Ahadis-i Şeriften bir nasibin oldu ise; okuduğun tarih ve siyer sana bir yol gösterdi ise, bu sorunun cevabını verir; bu imtihanı kazanır, icazetini alırsın, memleketine döndüğünde de hem kendinin, hem de halkın dünya ve âhiretini mamûr edecek vaazlar verirsin.

Talebe cevab verdi:

— Muhterem hocam! Yolda, azgın köpeklere rast gelirsem, elimdeki sopam ile bunlarla mücadele ederim.

— Altı azgın köpekle savaşmak kolay değildir. Sen, üçü ile uğraşırken diğer üçü ısırır. Bu cevap değil!

— Taş ile mücadele ederim.

— Bu da mümkün değildir.

— Silâh ile mücadele ederim.

— O vakit de köpek sahibinden kurtulamazsın. Hem çoban köpekleri çok kıymetlidir. Talebe soruya, gereken cevabı veremedi. Imtihanı kayb etti. Hoca «Evlâdım! Okudun ama anlamadın» dedi ve ona «Hele bir müddet düşün sonra gel»

dedi. Günlerce düşünen talebeyi huzuruna alan hoca, «Soruma cevap bulabildin mi?» dediginde, talebe: «Hayır hocam! Ben aczimi itiraf ediyorum. Siz bana ne yapacağımı öğretin» dedi.

Hoca: «Evlâdım! Böyle bir hadise ile karşılaşınca sana saldıran köpeklerle uğraşma! Onlar ile savaşma. Hemen çobanlarına seslen. Çoban, bir sözü ile sana saldırmalarını önler. İşte zâlimler de Allahın azgın köpekleridir. Yarın sen hayatta, memleketinde, her hangı bir yerde boyle zalımlerle karşılaşabilirsin. Ugraşmaga kalkarsan, seni isırırlar, parçalarlar. Oldürsen; onların sahibine hesab vermen gerekir muhakeme olursun. En iyi çare, köpeklerin sahibi olan Allahı çağırmak- t.ur. Ancak onun inayeti ile bu zalimlerden kurtulabilirsin. O ne kadar iyi yardımcıdır» dedi.

Zâlimlerden ve onların şerrinden kurtulmak, Allaha rûcu ile, ona dayanmak, ona dönmek ile ona güvenmek ve onun yardımı ile olur. Çünkü, kâinatta bir yaprak bile onun izni gerifi olmadan yerinden kıpırdayamaz.

Zâlimin zulmünü, mazlümun bir inleyişi keser (Zâlimin zulmü var ise, mazlumun Allahı var). Ama, mazlûm zan ettiğimiz, kişi bu zulmü hak etti ise, zâlim vazifesini yapıyor demektir. Zulmü hak eden tövbekâr olur ise, o vakit zalim de âdil oluverir. Bütün işler bize bağlıdır. Hattâ, biz âbid, şâkir olur isek; sema yağmur verir, yer bereketli olur.

Biz; âsi, küfranı-nimet içinde olur isek; gök yağmur vermez, yerde bereket kalmaz. İş şarta bağlanmıştır. Biz zikir edersek, hak da bizi zikr eder.

Biz şükür edersek, Allah ziyade eder.

Biz Allahın dinine yardım edersek, Allah da bize yardım eder.

Allah celle'nin ne bizim zikrimize, ne şükrümüze ne de dinine yardımımıza ihtiyacı vardır.

Fe-innallahe ganiyyün an-il-âlemiyn.

Âl-i-Imrân sûresi: 97 (Allahu teâlâ, bütün âlemlerden müstağnidir.)...

...

Adetullah böyle istemektedir. Bu emri ilâhiyyeye uyanlar, bu lûtfu ilâhiyeyi görürler. Uymayanlar ise bu lûtuftan mahrum olurlar. Dünya ve âhirette hüsranda kalırlar.

Allah cümle ümmeti Muhammedi affu mağfiretine nâil buyursun.

Bi-hürmeti seyyid-il-mürselin. Sübhane rabbike rabbil-izeti ammâ yasifûn ve selâmün alel mürselin vel hamdülillâhi rabbil âlemin.

El fatiha.

IRŞAD

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.