Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Eski devirlerde, Iran Şahı olan Feridun isimli hükümdar; bir bahçede hesna, müstesna güzel…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 321

Eski devirlerde, Iran Şahı olan Feridun isimli hükümdar;

bir bahçede hesna, müstesna güzel bir hanım görüp ona âgık olur. O kadını kendisine getirilmesini adamlarına emreder.

Müsahipleri; «Ey şahı âlem! Bu emriniz, can, başımız üzere Fakat bu kadının bir kocası var, sizin de hasımlarınız var.

Biz, bu kadını size getirir isek; düşmanlarınız sizin aleyhinize bu işi büyütürler, sizi milletinize rezil ederler. Bu, aleyhinize çirkin bir propaganda olur. Lâkin her işin bir kolaylığı vardır.

Bu kadıın kocası marangozdur. Onu çağırır ve yapamayacağı bir işi teklif edersiniz, yapamadığı takdirde de boynunu vurdurursunuz. O vakit, kadın dul kalır ve ortalığı ayağa kaldırmadan emelinize muvaffak olur, muradınıza erersiniz.»

dediler.

Hükümdar bu fikri begendi. Kurdukları plân, düşündükleri hiyle yerinde idi. Lâkin, Allahın da kendileri hakkında bir plânı var idi, bu ilâhî plândan hiçbirinin haberi yoktu.

Hükümdar, marangozu huzuruna çağırttı. Kendisine, öd ağacından yirmi adet süslü ve işlemeli sandık yapmasını ve bunun oniki saat zarfında bitmesini tenbih edip, emrini derhal yerine getirmesini, getiremediği takdirde boynunun vurulacağını kendisine bildirdi. Bu sandıkların yirmi tanesini hirden on iki saatte yapmak şöyle dursun; bir tanesi on iki haftada yapılamazdı. Marangoz, kendinin hükümdar tarafından öldürüleceğini anladı ama, elinden ne gelirdi?

Mahzun ve mükedder evine döndü. Bu hali gören karısı, neden üzüntülü olduğunu sorduğunda, şahın teklifini ve emrini bildirip: «Bu emri yerine getiremez isem yarın başımı vurduracak. Bu sandıkların bu kadar zamanda yapılması imkânsız, ölümüm muhakkak. Bana hakkını helâl eyle» deyip ağlamaya bagladı. Karısı onu teselli ederek ona «Sen kimseye zulüm ettin mi?» dedi. Marangoz «Ben, kendi halimde yaşayan, kimseye fenalığı olmayan bir insanım. Kimseye zulüm etmedim, hayatımda kimsenin canina, malina ve irzina el uzatmadım!» dedi. Kadın, «Oyle ise korkma! Allah, seni bu zâlimden korur» diye cevap verdi.

Saatler geçtikçe marangozun endigesi ve korkusu artıyor, her an Allaha canı gönülden niyaz ediyordu. Karısına: «Ölümüme dört saat kaldı, üç saat kaldı» dedikçe, kadın; «Uç saat çok zamandır. Üç saatte neler olur?» diyordu.

Nihayet, şaha sandıkları teslim etmek zamanı gelmişti ki, marangoz bir çivi bile vuramamıştı. Gözleri yaşlı, boynu bükük karısına hasretle bakıp, «Buluşmak mahgere kaldı.»

dedi. O aralık evin kapısı hızla çalindı «İşte geldiler, beni öldürmeğe götürecekler» dedi ve kapıyı açtı. Saraydan gelen memurları görünce dizlerinin bağı çözüldü, eli ve ayağı titredi. «Ben sandıkları yapamadım.» dedi. Gelen memur «Bırak şimdi sandıkları onun lüzumu yok! Şah, sabaha karşı öldü, ona hemen bir tabut yapacaksın. Yeni şahın emri budur» dedi.

İşte, bazan böyle de olur. Doğru ol, dürüst ol! Doğruların yardımcısı hazreti Allahtur. Bazan köpeklerini saldırtır. Bu köpeklerden kurtulmak için kendini Allaha yarar kul eyle de, köpeklerin sahibi olan Allahı sıdk ile çağır, zalimlerden hâlâs ol!

Naçar kalacak yerde, Nâgâh açılır perde;

Derman irişir derde, Görelim mevlâ neyler, Neylerse güzel eyler...

Deme şol niçin şöyle, Yerindedir ol öyle;

Bak! Sonunu seyr eyle, Görelim mevlâ neyler, Neylerse güzel eyler...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.