Adamın birisi hamama gitti. Göbek taşına uzandı, uyudu.
Uykusu esnasında bir rüya gördü. Hamama tıpkı kendisine benzeyen bir zat daha geldi. Karşıdaki halvete girdi. Bu zatın, zengin ve itibarlı bir adam olduğu kendisine yapılan muameleden belli idi. Kendisine benzeyen bu zatı yakından görmek için halvetin kapısına vardı, baktı ki, o itibarlı zat orada ölmüş. Şöyle bir düşündü «Bunu, benim yerime göbek taşına yatırsam, belimdeki peştemalı bu zata; onun peştemalını da ben sarınsam. Onun yerine ben geçsem.» Düşündugu gıbı de yaptı. Tellâklar geldiler, göbek taşında yatan ölüyü görünce;
«Aman, bu adam burada ölmüş» diyerek ölüyü alıp götürdüler.
Bu adama da gelip «Terlediniz mi?» sorusuna. «Evet!»
cevabı alınca; onu yıkadılar, temizlediler, hamamdan çıkardılar. O zatın elbiselerini giyen adam cebini karıştırdı. Binlerce lira vardı. Bu paraları alıp hamamdan çıkarak, bu zatı evine götürmek için gelen otomobile bindi. Apartmanına gitti ve o
zatın dairesine sahip oldu. Tam bu esnada, güzel güzel hanımlar bu zatın yanına geldiler. «Hamam yorgunusunuz ama bankadan gelen para havalelerinizi buyurunuz. Filân yerdeki çiftliğinizden bu kadar kâr etmişsiniz. Yeni yaptırdığınız yalının anahtarı geldi. Hanım efendi sizi görmek istiyor derlerken.
sert bir tokat darbesiyle başı ucunda iki tellâkın çirkin yüzü ve acı sözü ile karşılaştı: «Kalk bre herif! Sabahtan beri burada yatıyorsun. Hamam kapanacak» diyerek yaka paça sokağa atıverdiler. Işte bu adamın hali dünyada iymansız yaşayanların haline benzer. Gördükleri şey; rüyadan başka bir şey değildir. Yalısı, otosu, apartmanı ve kadınlar v.s. hepsi hayal ve rüya gibidir. İşte, rüya gören bu zatı tellâklar uyandırdığı gibi, ölüm melekleri bu adamın ruhunu almaga geldiklerinde.
elinde bulunanların hayalden başka bir şey olmadığını anlayacak!
Hayal görüp, kurtulmak değil? Belki bu hayal âlemindeki hayatı, onun ebedi felâketine sebep olacaktır.
Gözünü aç. Kur'ana uy ki, nura kavuşasın, zulmetten kurtulasın, yaptığın şeylerin ne oldugunu anlayasın ve hayatı, dünyaya neye getirildigini, nereye adım attıgını, nereye bastığını, kime güvendiğini, nereye dayandığını, ömür sermayesini nereye sarf ettiğini bilesin. İşte, geldin, gidiyorsun. Hâlâ isyandan vaz geçmedin. Hâlâ tenbellikde ısrar ediyorsun.
Namaz yok. Allah korkusu hiç yok! Ömrünü iskambilde tavlada fuhşiyatta Allahın sevmediği yerlerde harcıyorsun. Bu dünyaya iskambil oynamaya mı geldin? Allah, seni tavla oynamak için mi yarattı? Hergün ölenleri gazetede okuyorsun.
Akranından kimse kalmadı. Anan, büyük annen, deden, baban da göçtüler. Daha göçmediler dersen bir gün gelecek, onlar da göçecekler. Miden hazmetmiyor, gözün iyi görmüyor, ayağında ağrı var. Yok dersen, yakında olacak. Bunlar Azrailin habercileri. Hele, bir habercin var ki, senden hiç ayrılmıyor, sen onu kovuyorsun. O yine senden ayrılmıyor. Bu haberci senin saç ve sakalındır. Aynaya bak, onlara ak düşmüş, traş ediyorsun, çıkıyor, boyuyorsun beyazlar yine kendini göstediyor.