A damın biri öldü, gömdüler. Üzerinden seneler geçti. O kavme İsa Aleyhisselâmın Resüllerinden bir Resûl gelip, bu kavmi dine dâvet ettiğinde; bu kavim Resûlden mucize talebinde bulundu. O nebiy de nasıl mucize istediklerini kendilerinden sordu. «Bir ölüyü dirilt» dediler.
Mezkür kabire tesadüfen varıldı. O nebiy, Allaha dua ve niyaz edip kabre hitaben: «Kalk, İzni ilâhi ile diril» dedi. Kabir şak olup, içinden ölü dirildi. Dirilen ölü, nebiy aleyhisselâma hitaben: Eşeğim nerede, eşeğim nerede? diye soruyordu. Zira, dünyada iken hep eşeği ile meşguldü. Ne ile meşgul isen öyle ölürsün, nasıl ölürsen öyle haşr olursun. Kimi seversen onunla berabersin. Resûl böyle buyurdu:
Kusatans ensiseleş E
«El-mer'ü mâ'a men ahabbe»
Tercümesi: Kişi sevdiği ile beraberdir.
Hadisin mânâsı, kişi sevdiği iledir. Allahı zikr eden, felâh buldu. Kişi sevdiğini çokca zikr eder. Zikir eden, zikr olunur.
Insan, dünyada üç vaziyette bulunur, ayakta durur, oturur, yahut yatar. Allahı ayakta iken zikr eyle! Bütün insanlar bir gün ayakta olacak; Allah da seni o vakit zikr etsin. Enbiya, o günün şiddetinden dizleri üzerine oturup, «Nefsi, Nefsî!» diyecekler. Allahı otururken de zikr eyle. Allah da seni zikr eylesin. Yanın üzerine yatarken de Allahı zikr eyle! Yarın amelinle başbaşa kalacak, seni kabre yanın üstüne yatıracaklardır. O vakit de Allah seni zikr eylesin. Allahı unutma. Daima hatırla ve onu zikri kesir ile zikr eyle. Allah celle:
33550 (Fez kürûniy ez'kürküm)
Bakara sûresi: 153
«Beni zikr ediniz ki, ben de sizi zikr edeyim» buyuruyor.
(Lein şekertüm le ezidenne küm)
Ibrahim sûresi:?
«Eğer siz şükrederseniz size ziyadelegtiririm »
Nimetime şükür ediniz ki, size nimetimi ziyade inılayım buyuruyor.
In tensurullâhe yensuruküm.
Muhammed sûresi: 7
«Eğer Allaha yardım ederseniz, o, size yardım eder.»
Dinime yardım edin ki, size yardım edeyim buyuruyor.
Zikir, mücerret esmai-ilâhiyyeyi okumak değildir. Bilâkis zikr, her işinde Allahı unutmamaktır. Her ne kadar, sen Allahı görmüyorsan, Allahın seni gördüğünü bilmendir.
Şükre gelince; «Şükür yarabbi!» demekle şükür yerine getirilmiş olmaz. Vücudun şükrü, hakka ibadet kılman, malın şükrü ise zekât, sadaka ve karşılıksız Allah için ödünç ver, men, yoksullara ve açlara yardım etmendir. Malında iktisada riayet etmen israftan kaçınmandır. Güzelliğin şükrü ise Iffet ve ırzinı muhafaza etmendir. Bütün bunlar, Allaha şükrün fiilen ifadesidir. Allahı zikr eden, nimetine şükreden bayram etti.
Allahın dinine yardıma gel; malını, mülkünü, canını Allah yoluna feda et ki, böyle yapan babalarımızı Allah, nusret ve yardımı ile muzaffer kılıp, düşmanına kargı sabiti kadem eylemiştir. Allah dinine yardım eden, dünya ve âhirette bayrama ermiştir. Dünyada zilletten kurtulup, aziz olmuşlar, âhirette de cennete girip bayram etmişlerdir.
Musibetlere sabır edenler, nefsin isteklerine muhalefet edip ibadete sabır edenleri tebşir et, müjdesine erenler bayram ettiler.
Şimdi, gelelim Ramazanı-şerifte Allahın sevdigi sıfat ile sıfatlanıp, orucunu tutan mü'minlere verilen müjdeye: Her ibadete, cennetin bir derecesi verilir. Oruç tutan âşıklara verilecek mükâfât-ı-ilâhiyyeyi ise, Allah, gizledi. Bunun ne oldugunu bildirmedi.
Ibni-Mesud radiyallahu anh, Resüller Resülünden rivayet oltiler: Oruç tutan mü'minler, bayram gününe erişip, bayram namazını kılmak için çıktıklarında, Allahu zülcemâl, meleklerine hitaben; «Ey meleklerim! Emrime mûti olan, emrimi tutan kullarım benden yaptıkları ibadetlerin ecrini istiyorlar.
Sizler şahid olun, bu kullarına yaptıkları amellerinin derecairsad, cllt 2 - F: 16
tına göre fazlu-keremimden ecirler ihsan ettim. Kimini, mağrifetimle, kimini cennetimle, bazısını cemalimle mükâfatlandırdım.» der. Ümmeti-Muhammed hakkında bu iltifatı-ilâhiyyeyi işiten melekler bizlere hitaben; «Ey ümmeti Muhammed!
Müjde sizlere; evlerinize sevinerek dönünüz. Günahınız af oldu. Seyyiatınız hasenata tebdil oldu» müjdesini verirler. O vakit, Allahu zülcemal vel-ikram hazretleri: «Ey has kullarım benim rızam için oruç tuttunuz. Benim lûtfumla iftar ettiniz..
Evlerinize dönünüz, sizleri affettim. Sizleri cennetime lâyık kıldım.» buyurur.
Tabii, bilen - bilmeyen bir olmadığı gibi. Allahın emrini tutan ile tutmayan da bir olmaz. Bu hitabı-izzet, bu iltifatı-ilâhi, Rabbilerine kul olanlar içindir.
Ramazanın evveli rahmet, ortası mağrifet, sonu da nârdan âzâd olmaktır. Resûl aleyhisselâm bir hadisinde, Günah irtikâp edip, nâra müstahak olduğu halde, Ramazan'a hürmet eden, kimselerden erişip, nâra müstahak olanlardan altıyüz bin kişi nârdan azad olur. Bu afüv böylece leyle-i-Kadire kadar devam eder. Leylei-Kadir olduğunda, Leylei-kadirden bayram gününe kadar, her saatte; ramazandan kadir gecesine kadar af olan miktar kadar af olunur ki, bu affın ve mağfiretin en azı cehennemden azad olmaktır buyurmuştur.
Ey mü'minler! Ramazanın ne mübarek ay, bayramın ne mübarek gün olduğu anlaşıldı mı? Hangi ümmet bu nimete erdi? Bunlar, bu lütuflar hep bize, ümmeti Muhammededir.
Bu bayram, Hak yolda yürüyenlerindir.
Agâh olunuz, uyanınız. Rabbilerine iyman edip, Rabbilerinden mağrifet ve sevab ümid ederck, ramazanda gündüzleri oruçlu saim, geceleri kaim olup teravih namazını kılanlar, zekâtını verip fukarayı sevindirenlerin erdigi devlet, vasıl oldukları rif'ate ve nimete bakınız.
Bir insan, kırk senede kemâle erişip beş kuruşluk bir kurşunla yok olduğu gibi bir kişinin kırk senede kazandığı şânı şerefi bir edebsizlikle mahvettiği gibi bayramdan sonra, Allahı unutarak ve ona isyan ederek, nefsimizi şeytana esir ederek elimize geçen bu devleti heba etmeyelim! Tekrar dalâlete, isyana ve günaha batarak, bu devleti elimizden kaçırmayalım. Ya varız, ya yokuz: Bu nimetten sonra iblise uyanlara şaşılır.
Af oldun! Tekrar şeytana uyarak, ramazandan evvel işledigın, Allahın sevmedig', Peygamberin igrendigı kotü amellere ve isyan çukuruna düşerek helâk olmaya mı gideceksin?
Belki, bu ömrünün son ramazanıdır. Belki de, bu içinde bulunduğun bayram, en son bayramdır. Geçen bayram, birçok ahbabımız, belki anan, belki baban, kardeşin sağ idiler. Bu bayram, onlar yok! Belki de bir daha bayrama bizler de yetişemeyeceğiz. Biz fâniyiz, bâki Allah.
Böyle fâni olduğumuzu bildiğimiz halde, bâki olan Allaha nasıl isyan ederiz? Biz zayıfız, o kavi. Bu zayıflığımızla Kaviyyül-Aziz olan Allahın emirlerine isyan edip gazabı-ilâhiyyesine düşmemeliyiz. Akil olana lâyık olan da budur.
Bu ramazan bayramı, cehaletimizin son bayramı olmahdır. Bundan sonra, Allaha isyanı değil, itâatımızı arttırmalıyız. Temiz bir takvâ elbisesi giydik. Affı mağrifet tâcını başımıza koyduk, Cehennemden kurtulduk, nâr'dan azad olduk.
Bunları, hemen çirkâb-ı dünya ile kirletmemeliyiz. Bak; Sultanı enbiya ne buyuruyor, bizleri irşad ediyor:
«Bayram günü olduğu vakit; Şeytan bir sayha vurup, ordularını başına toplar. Onlar ne için toplandıklarını kendisinden sual ettiklerinde, gazablı, malızun ve mükedder olarak: Görmüyor musunuz? Allah, ümmeti Muhammedi Affetti. Haydi, dünya üzerine dağılınız! Onları şehvet, içki ve Allahın sevmediği sair işlerle oyalayıp yoldan çıkarınız. Onları, namazdan alıkoyun, zikrullahtan men'edip kötü huylara, çirkin alışkanlıklara döndürün. Gazabı-ilâhiyyeye uğrayıp ehlinâr'dan olsunlar» diye tenbih edip, emirler vererek insan oğullarının başlarına musallat eder.
Abdi-has olanlar; ramazanları kabul olunanlar, bu igvaya kapılmayıp, tekva elbisesini sırtından çıkarmazlar bu temiz elbiseyi çirkâbı-dünya ile kirletmezler. Ramazanı kabul olmayan, hemen ıblislere uyarak, attan. sonra tekrar azaba müstehâk olur. Akil olup, âkibetini düşünen, ölümünü hatırlayan kimse için lâzım olan, nefsinin arzularına uymayarak, onu Altahın men'ettiği şeylerden koruyup, daima taatıilâhiyeye devam ederek temiz bir ömür sürüp dünya ve âhiretini kazanmaktır.
Sultanı Resül efendimiz: «Bayram günlerini hayırlı ameller ile süsleyiniz. Sadaka, dua, istiğfar, gönül alma ve Kur'ân okumakla tezyin ediniz, fenalıklardan kaçınınız.
«Birri takvada» bulununuz. Tesbih, tehlil, tevhid ile mesgul
olunuz. Zira, o gün Allah sizleri günahlarıuzdan temizledi.
Sizin dualarınızı kabul buyurup, sizlere rahmet nazarı ile nazar ediyor.» buyuruyorlar.