Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Vaktiyle, Bağdat sokaklarında dilenen kör bir dilenciye bir ariti-billah, amalgının sebebini sordugunda, ama…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 234

Vaktiyle, Bağdat sokaklarında dilenen kör bir dilenciye bir ariti-billah, amalgının sebebini sordugunda, ama gozlerinin sonradan kör oldugunu söyledi. Insanın bu gibi sakatlıkları ister anadan doğma, ister sonradan olsun; muhakkak bir sebebe mebnîdir. Onuncu risâlemizde söylemiştim. Dedesi ekşi yiyen kişinin, dişi kamaşır. Yâni dedesinin yaptığı bir günahın cezası onun torununa bile ulaşur. Meğer ki Allahdan inayet ola: Resûlü Ekrem Efendimiz, bir hadisi şerifinde: «Zina edeni fakr ile, Kâtili katl ile, Lutiyi âmâhk ile müjdeleyin, bildirin» buyuruyor. Bir de Cenabı Hak, dilerse bir kulunu âmâ eder. Hikmetinden sual olunmaz. Ekseriya, âmâ olanlar, ya yaptıkları bir günah ile, yahud babalarının irtikâp eylediği bir suçun cezası sebebi ile kör olmuşlardır.

«Bu nasıl adalet?» deme! «Babasının yaptığı suçun cezasını, çocuğunun çekmesi adalet midir?» deme. Zira, bütün insanlar arasında evlât, babasının yaptığı suç ile damgalanır.

Hırsızın ogluna hırsız oglu namussuzun çocuguna da, namussuzun evlâdı derler. Sen, iyi insan ol ki, evlâdını da böyle kötü sıfatlardan kurtarasın!.. Gelelim hikâyemize:

Amâ, bu belâya nasıl düçar olduğunu şöylece haber verdi:

«Ben, vaktiyle kefen soyucu idim. Tabiî gözlerim de görür idi.

Bu işe alışmış idim. Mezarları açar, ölüleri soyardım. Bu şehirde, âdil bir hâkim vardı. Bir gün, o âdil hâkim beni çağırttı ve benim ile şöyle konuşma yaptı: «Senin ne iş ile meşgul oldugunu duydum. Fakat suç üstünde yakalanmadığın için, seni mahkûm ettiremiyor, sana ceza veremiyorum. Bu kötü huyundan vaz geç! Allaha tövbe eyle!» dedikten sonra, ikimizin arasında kalmak üzere: «Ben, sana şimdi kefenimin bahasını vereyim. Senden evvel ölürsem, beni kabirde çıplak bırakma!»

dedi. «Sen, benden evvel ölürsen, bu ücreti sana helâl ederim»

dediginde; Ben de: «Sana ve Allaha söz veriyorum ki, senin kabrini soymam.» Bana, kefen bahasından daha fazla bir para verdi. Ben de kendisine dokunmayacağıma dair söz verip, ayrıldım.

Bir müddet sonra, kadı ecel şerbetini her fâni gibi nûş edip, âlemi-bâkiye göçtü. Fakat, alışkanlık! Bir müddet, nefsim ile mücadele ettim. Nihayet nefsime mağlûp olup «Ne olacak? Gider soyarım: Olmüş bir adam, kefen orada neye çürüyüp gitsin. Hem de iki katlı kâr var» diyerek, gece olunca kabristana vardım. Kadı efendinin kabrini buldum ve kazdım. Kefeni almak için kabre girdigimde, kabir başka bir âlem oldu.

Şaşırmıştım, hemen oraya çömeldim kaldım.

Iki heybetli melek, kabirde peydâ oldu. Ben, korku ve şaşkınlık içinde nefes alamıyor, tirtir titriyordum. Olacak hadiseyi korku içinde seyrediyordum. Çenem tutulmuştu. Mezkür melekler, metanın etrafında dolaşıp, kadı'nın âzâlarını muayene ediyorlar «Âferin hakime, âferinler olsun sana!» deyip tebrik ediyorlar. «Ne mübarek bir zatmış!» diye kadıyı methediyorlardı. Bir ara, meleğin bir tanesi, muayene sırasında, bu zatın sol kulağında bir yara var deyüp, «Acaba bu kulaktaki cerahat neden oldu?» diye birbirleriyle söyleşirken, üçüncü bir melek peydâ olup: «Kulağındaki cerahat, bir dâvada adaletsizlik ettiğindendir» dedi ve anlattı: «Bu hâkim âdil idi, âdl ile hükmederdi. Bir gün, iki dâvalı gelip, birbirinden dâvacı olduklarını beyan ettiler.

Dâvacılardan biri, hâkimin bildiği ve tanıdığı idi. Hâkim, Dâvalıları dinlerken, tanıdığı zâta daha fazla kulak verip, onu daha ehemmiyet ile dinledi.

Tanıdıgı Kişinin haksızlığını anlayıp onu mâhkûm etti ama, sol kulağını ona doğru fazlaca meyl ettirdiği için adaletsizlik edip zâlim oldu» cevabını verdiginde, iki melek buna ne muamele yapılacağını sordular: «Kabrini ateş ile doldurun» dedi.

Ateşi doldurduklarında, bu ateşin şiddetinden benim gözlerim kör oldu» dedi.

Kabirin böyle ateşle dolması, onun kıl kadar zulme meyl

etmesiyle oldu. Gördünüz mü, mü'minler. Bir kişi zulm yapmasa da, zulme meyl etse, yine azaba dûçar oluyor. Zulme kıl kadar meyl eden böyle azaba müstehak olursa, zulümle ömrünü geçirenlerin hali nice olacak. böylelerinin bayram yapmak hakkı mı?!. Bayram yapmaya hak kazanan, âdil kimselerdir.

Bir saat adl ile hüküm etmenin, altmış senelik nafile ibadetten Allaha daha sevgili oldugunu, muhbiri sadık efendimiz haber vermede. Bunun için bu âyeti kerimede, Zulme meyl etmeyen felâh buldu, bayram etti. Nârdan kurtuldu, cennete dahil oldu buyuruluyor.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.