Tamahkâr, bahîl, hasîs bir adam kahvede otururken, bir meczûb bu adama lihikmetin musallat olup «Bana iki akça ver.
Canım yoğurt istiyor» diye yalvarmağa başlar. Cimri adam ne kadar o fakiri kovduysa da def edemez. Meczûb «Bana yoğurt al» diye diretmektedir. Kahvehanede bulunan halk «Gel, sana biz yoğurt alalım» derler. Fakat, meczûb onların yoğurdunu istemez ve yemez. O hasis adama yapışır ve: «Ya, bana iki akça vereceksin, yahut yoğurt alacaksın»
diye ağlar, bağırır,
yalvarır. Adamcagız, iki akçayı zorla çıkarıp yere atar, «Allah cezanı versin. Al» der. Meczûb, o para ile doğru karşı dükkândan yugurt alıp, o hasis zatın karşısında oturup yer. Hiddet ile oradan ayrılan adam evine gelir. O gece rüyasında kendisini cennette görür. Ağaçlar, çimenler, nehirler, çiçekler….. Lisan ile tarif olunmayacak kadar lâtif ve güzel bir yer.. Fakat yiyecek bir şey yok. Karnı da açtır. Öyle ki, açlıktan takatı kalmamıştır. O sırada, insan oğullarından bir zat peyda olur.
Ona sorar: «Yahu, burası neresidir"'» O zat «Cennettir!» diye cevap verince «Ne biçim cennet bu? Hani kebaplar, hani şaraplar, hani hûriler? Onlardan hiç birşey göremedinı» dediğinde öteki, «Dur bakayım! Şurada bir az yoğurt var» diye dönüp, biraz yogurt getirir, «Buyurun» der. Adamcagız, yoğurdu alıp yerken «Biraz ekmek verir misin?» deyince karşısındaki adam: «Birader, dün bu yoğurdu sen göndermiş idin. Ekmek de gönderseydin şimdi önünde bulurdun» diyerek ilâve eder:
«Ed dünya mezraatül âhire» yâni dünya âhiretin tarlasıdır.
Dünya tarlasını eken, âhirette biçer.
Cimri adam uyanır, kan ter içinde kalkar. Hemen karısına durumunu anlatır ve: «Bizim gittiğimiz yol doğru bir yol degil; bundan sonra, semtimde doyurmadık fakır bırakmayacagım» der. Kesesının sıkı sıkı bagladıgı agzını açar ve hakıkaten semtinde ne kadar fakir, fukara varsa doyurur, çıplakiları giydirir. Mazlûmun gönlünü alır. Susuzları sular, gözü yaşlı olanların imdadına koşar. Böylece hem dünyasını, hem de âhiretini mamur eder.
Bak; Şabanı şerifin onbeşi. Bu gece, ne mübarek bir gece.
Bu geceye leylei mübareke, leylei Berat, rahmet gecesi denildi.
Bu gecede, bizim sayabileceğimiz beş haslet vardır:
1 — Fiha yüfraku küllü emrin hakim, 2 — Bu gecede ibadatı taatın fazileti, 3 — Rahmeti-ilâhiyyenin cûşû hurûşa gelmesi, 4 — Mağfireti ilâhiyyenin husûlü, 5 — Aşağıda anlatacağımız gibi Resûl Aleyhisselâma şefâatı-tâmmenin verilmesidir. Buna şahid de şudur. Bu gece Kâbe'de zemzem suyunun belirli bir şekilde artmasıdır. Onun bu surette çoğalması, âdeti ilâhiyyedendir. Bu gece, bütün ümmeti Muhammed afv'ı ilâhiyyeye mazhar olurlar. Allahdan yüz çeviren, esrik deveden kaçar gibi kaçan gafiller müstesnadır Bir de içkiye, zinâya tövbe etmeyenler, büyücülük ve sihir
yapanlar; ana-babaya âsi olanlarla, kinci olanlar müstesna.
Buğz sahibi kimseler, üç günden ziyade mü'min kardeşiyle dargın duranlar bu gece afvı ilâhiyyeye nail olamazlar.
Ey âşıkı sadıklar! Ey kalpleri yanıklar! Ey hakta uyanıklar! Şabanı-muazzamın onbeşinci gecesi, öyle mübarek bir gecedir ki; mü'minler için bir leylei-ganimet lûtüf, ihsan, kerem gecesidir. Zira, leylei-Kadirin hangi gece olduğu bizce malûm olmadığı halde, Allah celle hazretleri Kadir gecesini gizlediği halde, nısfı Şabanı, yâni Şabanın on beşinci gecesini, mü'min lere bildirmiş, onlara bu geceyi lûtf etmiştir.
Resûl sallallahu aleyhi ve sellemin bir hadisi şerifinde:
«Recep ayı, Allahın mübarek ayıdır. Şabanı muazzam benim ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır.» buyuruyorlar. Işte, ümmetine karşı azîz, raûf ve rahim olduğu Allah tarafından ilân olunan âhir zaman nebisi, bize kendi ayı olan Şabanı muazzamın esrarını ve bu ayda fazl-ı rahmeti ilâyhiyye ve ihsanı ilâhiyyenin ve sübhaniyyenin cûşû huruşa geldiğini, bu ayın onbeşinde tecelliyatı ilâhiyyenin zuhurunu, merhametinden ötürü bizlere haber vermektedir.
Saîd'in oğlu Nâsır radiyallahu anb: Resûl aleyhissalâtü vesellem efendimizden bu mübarek ay ve onun mübarek gecelerinden zuhura gelen bazı mühim ilâhi tecelliyatı şöylece nakil etmektedir: Efendimiz şöyle haber verdi: Şabanın on üçüncü gecesi idi. Cebrail bana geldi: «Ya Resûlâllah! Kalk, bu ge ce Şabanı muazzamın on üçüncü gecesi, teheccüd vaktidir.
duaların kabul olduğu zamandır, Allahtan, ümmetine şefaat taleb eyle. Zira senin muradın budur.» dedi. Ben de kalktım ve tan yeri ağarıncaya kadar Rabbime niyâz edip, ümınetimi diledim. Cebrail nazil olup: «Müjde ya Resûlâllah! Allah celle sana selâm etti ve sana ümmetinin üçte birini bağışladı.» dediğinde ben ağlayıp «Ya Cebrail! Bana geri kalan üçte ikisinden haber ver. Onlar ne oldular ve ne olacaklar?» dediğimde;
Cebrail «Ben onların ahvalini bilemem!» dedi.
Şabanın ondördüncü gecesi idi. Cebrail yine nazil olup;
«Ya Resûlâllah! Kalk, vakti teheccüttür. Ümmetini haktan dile. Bu gece rahmeti ilâhiyyenin taştığı bir gecedir» dedi. Ben de kalktım. Tan yeri ağarıncaya kadar ibadet edip, ümmetimi Rabbimden diledim. Cebrail gelip, bana ümmetimin üçte ikisinin hibe edildiğini haber verdiğinde, ben yine ağladım «Ya Cebrail! Geri kalan üçte biri ne oldu?» dedigimde, «Ben bilemem Ya Resülâllah!» dedi ve gitti. Şabanın onbeşinci gecesi, yâni leylei Beratta, Cebrail tekrar nazil olup: «Kalk Ya Resûlallah! Bu gece berattır.» dedi. Ben de kalktım, ibadet edip ümmetimi Rabbimden diledim. Cebrail nazil olup; «Müjdeler olsun. Ya Resûlallah! Allah celle celâluhu, bütün ümmetini sana bağışladı. Zira senin ümmetin muvahhittir. Allaha şirk koşmazlar. Onu tevhid ederler. Işte «Lâ ilâhe illâllah»ın nuru ve senin şefaatin ile cümlesini sana bahş eyledi. Bu gece, öyle mübarek bir gece ki, sana ve senin ümmetine olan Allahın ikramını gör. Bak semaya, mübarek başını kaldır, neler göreceksin?» dediğinde bir de baktım ki semavatın kapıları açılmış âlem, başka bir âlem olmuş. Bütün melâike, birinci kat semadan tâ arşa kadar secdede, benim ümmetim için istiğfar ediyorlar. Her semanın kapısında bir melek nida ediyordu.
Birinci kat semada olan bir münâdi: «Bu akşam Rabbine rükû edene ne mutlu! Ne kutlu» diyor mağfiret ile müjdeliyor, cennet ile tebşir ediyordu.
Ikinci gökteki melek şöyle nidâ ediyordu «Müjde olsun, bu gece Rabbine secde edene. Ne kutlu o kişiye ki rabhini hoşnud etti? » diyordu.