Cevdet bey isminde bir üstadım bir zamanlar hacca yayan gitmek arzusu ile, Şam'ı şerifi ziyaretten sonra, bir deve alıp yola çıkacağı esnada, bir arap delikanlısı peyda olup:
«Aman ya efendi beni de götür, sana hizmet ederim» diye yalvarıp, yakarır, zor ile kendini kabul ettirmiş. Yolda efendi hazretlerine öyle ezâ ce'fâ etmiş ki, Efendi naçar deveyi, eşyayı, yiyeceği ve içeceği arap delikanlısına verip yol değiştirerek Hicaz yolundan ayrılıp, çöl tarafına doğru yürümeye başlamış. «Bu adamla yola gitmektense ölümü tercih ediyordum» diyor. Altı saat kadar çölde gittim, ölüm derecesine geldim. Susuzluktan bir yere sırt üstü yattım. Ne bir yudum su, ne de bir gölge vardı. Gökte güneş, yerde kum. Bir aralık karşıdan sür'atle bana doğru bir deve koşarak geldi, benim yanıma gelince de durdu. Arkasından bir ârâbi de deveyi tutmak üzere onun yanına geldiğinde benim yerde yattığımı hayretle görüp kaldırdı ve deveye bindirdi ve anlattı: Bu deve benim devem. Ne oldu ise sürünün içinden firar etti. Saatlerden beri peşinde koşa, koşa buraya geldik. Meğerse bu sizin hayatınızı kurtarmak için imiş. Ama benim kabahatim ne idi ki, saatlerdir devenin peşinden koşmak zorunda kaldım deyüp, lâtife etti: «Ben de, yanıma iyilik için aldığım adamdan gördüğüm cefaya tahammül edemeyip, kendi devemi, eşyalarımı bana eziyet eden adama bırakarak ondan beni kurtarması
için Allaha niyaz edip yolumu değiştirdim» dediğimde ârâbi, bu lütfu ilâhî karşısında hayrete kapılıp deveyi techiz edip yanıma yiyecek, su vererek üç gün de beni misafir ederek bana hac yolunu gosterdi.
Igte, Allaha hakkı ile tevekkül eden kişının hıçbır zaman mahrum olmayacağının canlı bir misâli. Ustadım hâlen Medine-i Münevverede hocalık etmektedir. Allah kendisine hayırlı ömürler ihsan buyursun.
Bâzı tenbel kişiler, tevekkül bâbına çıkmadan, o mertebeye yükselmeden tevekkül ettim. Hakka her işimi bıraktım deyip o işin ehli olmadıkları halde bu boyaya boyanmaları, til- Kinin aslan postuna bürünmesine benzer.
Hz. Ömer, radiyallahu anh efendimizin: «Tarlanı ek, sonra tevekkül et.» dediği kişiler ve Resûlüllah sallallahu aleyhi vesellem efendimize isnad edilen, «Deveni bağla, sonra tevekkül et.» sözü bu kabil insanlar içindir. Yoksa Allaha hakkı ile tevfizi-umur eden, işlerini Allaha havale eden her kim olursa olsun, Allahın o kulunu mahrum etmeyeceg aşıkardır. Bı yazdıklarım bunlar için açık bir delildir.