Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Mahmudu Gaznevinin nedîmi olan Ayaz ile sultan beraber salatalık yiyorlardı.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 114

Mahmudu Gaznevinin nedîmi olan Ayaz ile sultan beraber salatalık yiyorlardı. Sultan, salatalığı soyuyor; yarısını Ayaza, kendi eliyle veriyor, yarısını da kendi yiyordu. Salatalığı yiyen Sultan, onun zehir gibi acı olduğunu gördü, fakat karşısında aynı salatalıgı tatlı tatlı yiyen Ayaza hayretle sordu: «Yedigin salatalık acı neden yüzünü bile buruşturmalan yiyorsun da, agzından atmıyorsun?» Ayaz: «Aman sultaum, sizin elinizden nice tatlı nimetler vedim. O nimetlerder sonra elinizden yediğim salatalık acı imig ne çıkar? O el bana yüzlerce tatlı nimet sundu, şimdi bu nimet acı diye yemeyip tükürürsem, yaptığım nankörlük olmaz mı? Hem o el tarafindan ikram edilen nimet acı bile olsa bana tatlı geldi.» dedi.

Anlayana sivri sinek saz! Anlamayana davul zurna az!...

Ayaz, kendisine nimet ikram eden ve nihayet bir kul olan gahsa karşı nankörlük etmekten bu kadar çekinirse; bir Insan oglunun, kendisine hiç kimsenin veremeyeceği lütüfları, nimetleri ihsan eden Allaha karşı nankörlük etmesinin karşılığı bilmem ki ne olmalıdır?

İşte; bizim lâyık olduğumuz bir musibeti, Allah bize verdiği zaman bu felâketleri Allaha atf etmek edepsizlik ve kendini bilmezlik olur. Allah, bir âyet-i keriminde:

(Ve mâ zalemuna ve lâkin kânu enfüsebüm yazlimün).

Bakara sûresi: 57

«Biz zülûmden münezzehiz. Biz zulm etmedik ve lâkin onlar kendilerine zulm ettiler» buyuruyor.

Şimdi, son asırlarda milletimizin başına gelen felâketleri, Şarka garba hükmetmiş bir kavmin evlâtlarının kendi çobanlarına yenilmesini te'vilen kalkıp; «Allah bize bu belâyı indirdi. Bizim kabahatimiz yoktu» demek şüphesiz edepsizlik olur.

Böyle zelil bir mağlûbiyeti hak edecek tarzda ameller işlemiştik ki, Allah o kötü amellerimizi tecessüm ettirip, başımıza böyle bir musibet indirdi ve bizi kendi çobanlarımıza, himayemizde bulunan kudretsız bir avuç kavme maglup ettirdl. Bızler, bu belâya din, dil ve an'anemizden uzaklaştıgımız için duçar olduk. Herkes, zâhiren müslüman idi. Fakat kalperde Allah korkusu kalmamıştı. Kalplerinde Allah korkusu olan kimseler ise hakkın takdir ettiği bu musibete sabır etmesini bildiler.

O hadde, bu belâ katiyyen Allahın bir zulmü olamaz. Bilâkis hak emrinden uzaklaşanların irtikâp ettikleri bir zulümdür. Âyeti kerimede beyan edildiği gibi...

Binaenaleyh, bu gibi belâlara artık sabr etmek gerekir.

Tövbe etmek ve Allahtan af dilemek gerekir. İslâm dinini, her asır ve devirde daima hak din olarak benimseyip, onun emirlerine uymalıyız. Asrın fenlerini, keşiflerini kabul edip üstelik o fen ve keşifleri daha mükemmel bir hale getirmek için islâm dininin nurundan ayrılmadan, bütün gücümüz ile çalışmalıyız. Eğer, bizler çalışmazsak, okumazsak, bu asrın fenlerini öğrenmezsek, dinimizi, dilimizi, ve an'anemizi terk edersek;

haritayı âlemden silinir ve bir daha da vücud bulmayız. Hz.

Mâgite'den ders al! Dinin, dilin, an'anen, vatanın, ırzın için hiç olmazsa, Hz. Mâşite'nin gösterdiği tahammülün yüzde birini göster! Bu sana kâfi gelecektir.

Hem, benim kahraman milletim, dedelerim, ninelerim musibete tahammülde Hz. Mâşite'yi fersah fersah geçmişlerdir. Tarihini oku. Baban, deden nasıl kavi bir müslümandı. Allahına ve Resûlüne nasıl bağlı idi. Bir gör! Sen, oturduğun topraklara miras olarak oturdun. Miras yiyen mal kıymeti bilmez. Onun için, sana miras olarak kalan bu vatana sahip ol!

Kendi malın olarak bil! Kendi malın olduğu için de, onu en iyi gekilde muhafaza et! Ancak, o zaman bu vatanın kıymetini anlayabilirsin. Kıymetini anladıktan sonra da onu düşman eline kaptırmamak için sen de dedelerine, ninelerine lâyık gekilde hareket et! Bu da ancak dinin olan islâmiyeti, dilini ve an'aneni korumak ile olur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.