Ummül-müminin Hazreti Ayşe radiyallahu anha diyor ki: Günlerden bir gün, huzuru peygambere bir eli kurumuş bir kadın gelip, başından geçen bir rüya hadisesini anlatıp, bu rüyadan sonra elinin kuruduğunu Resûle söyledi velinin şifası için Resülden şefaat istedi. Resûlullah: «Bu nasıl rüyadır ki, elinin kuruması bu rüyadan sonra olmuş?» buyurdular.
Kadın anlatmaya başladı, ve dedi ki:
«Ya Resûlallah! Rüyamda, kıyamet kopmuş, bütün beşer mahşere cem' olmuştur. Mizan kurulmuş, cehennem mahşere getirilmiş. Cennet, tezyinatı, süsleri, köşkleri, hurileri ve gılmanları ile mahgere yaklaştırılmış idi. Bir de baktım ki; annemin bir elinde bir parça iç yağı, diğer elinde eski bir bez parçası. Cehennemde kendini bu elinde bulunan yağ ve bezle ateşlere karşı korumağa uğraşıyor ve nâr'ın alevlerine karşı bunları kalkan gibi tutup kendini ateşten korumaya çalışıyordu.
Bu halini görünce ağlayarak (Ey benim anneciğim! Senin bu ateş vâdisinde, bu cehennem deresinde ne işin var? Sen dünyada iken rabbi-âlemine muti, itaatkâr, babama karşı lütufkâr idin. Babam, senden razı idi) dediğimde annem: (Ey benim ciğer pârem, doğru söylüyorsun, fakat ben tamahkâr hasis bir kimse idim, hayatımda Allah yoluna ancak elimde bulunan şu iç yağılle şu parça bezi verebildim. şimdi, bunlarla kendimi ateşten korumağa çalışıyorum. Zira bu vâdi, hasisler ve
tamahkârların azap gördügü cehennem derelerinden bir yerdir) dediginde, babamın nerede olduğunu sordum. O, cömert kişi idi. O şimdi, cömertler evi olan cennette dedi. Sonra, ben cennete vardım, babam sizin havuzunuzun başında ayakta durmuş, ehl-i-cenneti suluyordu. Mahşerden gelen susuz ve yorgun halk, Resülün havuzunda susuzluklarını Muhammed aleyhisselâmın elinden veyahut Imam Hasan ve Imam Hüseyn yahut Aliyel-Mürteza'nı, Ebubekr, Ömer, Osman Rıdvanullahı aleyhim ecmain efendilerimizin ve diger evliyaullahın ve comert kişilerin eliyle bu havzu nebiyden içecekti. Işte, bu zât da havzu nebiyden ümmeti Muhammedi suluyordu. Hayatında da böyle yapardı. Babamın yanma yaklaştım. Babacıgum sen burada herkese su ikram ediyorsun. Sana bu makam hean olunmuş. Annem, Allah'a itaatkâr, namazında, orucunda, haramdan kaçman bir hanım idi. Sen de ondan razı idin.
Şimdi o cehennemde yanmakta. Sen ise nas'ı havzu nebiden sulamaktasın. Mademkı bu vazife sana verilmiş; bana bir kâse doldurup ver de, annecigime götüreyim dedigimde, babam bana: (Ey gözümün nuru! Doğru söylüyorsun. Fakat, tamahkârların ve hasislerin Resûlün havuzundan içmesi haram edilmiştir, vermeğe iznim yoktur) dediğinde ben bir kâse doldurup anama götürmek üzre cehenneme dogru yürüdügümde arkamdan bir ses işittim: (Allah kolunu kurutsun), nasıl oluyor da nebiy-aleyhisselâmın havuzundan bir cimriye su veriyorsun? denildi. Uyandığım vakit sağ kolumun kuruduğunu gördüm» dedi. Cenabı-gâfi-i-ilâhi, elindeki asasını o kadının eli üzre koyup: «Yarabbi, eğer bu kadı doğru söylüyor ise, koluna şifa eyle» dediginde kolu şifayab olup, eskisinden daha saglam ve sihhate avdet eyledi. Havz-i-nebiy hakkında bir kıssa daha anlatmadan geçemeyeceğim: