Hazreti İbrahim aleyhisselâmın, Mekke'de bulunduğu bir sırada, kapısına üstü başı kirli, saçı sakalı biribirine karışmış, tırnakları uzamış bir zat gelip; Halile misafir olmaga geldigıni söyler. Hazreti İbrahim, kendisinden hangi dine sâlik oldugunu sordugunda; Mecusi, yani ateşe taptıgını bildirdi. Hz Ibrahim kendisine yüz gostermeyip, hanesine kabul buyurmadılar. Karşı tarafta olan zaviyesini gösterip orada oturmasını ve vereceği yemeğini orada yemesini söyleyip, hanesine girerek o gelen mecûsiye yemek hazırlamağa koyuldu.
Hazreti İbrahimden iltifat görmeyen ol misafir, Medine yolunu tutup; yola revan oldu. Hakteâlâ, Haliline vahy eyleyip: «Ne sebebten kulumu zelil görüp, evine almadın? Bana şirk koşuyor diye evine alıp yüz göstermedin ise, O bana şirk koştuğu halde onun bir gün rızkını kesmedim. Onu bana kul olarak yarattım, ve kulluğuma kabul ettim. Yarattığım mahlûkat içinde abes bir şey yaratmadım ve her yarattığımda binlerce hikmet vardır. Onu sana, seni imtihan için göndermiştim. Ona güler yüz göstermedin. Çabuk git, o kulumu bul gönlünü al!» diye buyurdu.
Bu hitâbı işiten İbrahim nebi o zatın arkasından yollara düşüp. misafiri aramağa koyuldu. Fakat, bir türlü bulamıyordu. Sanki yer yarılmış yerin içine girmişti. Nihayet, Medine şehrine yakın bir yerde bulunca; eline ayağına düşüp, sırtına yüklenerek Mekke'de kendi hanesine kadar götürüp misafir etmeğe karar vermişti ki o zat: «Beni kendi halime bırak, Sana misafir olarak geldim. Bana yüz göstermedin» deyince, Hz. İbrahim: «Dinin hakkı için benim dâvetimi kabul et. Rabbimden itab işittim, seni haneme götürmek için buralara gönderildim» dedi.
Kızgın çöllerde yalın ayak, aç, susuz Mekke'ye doğru yola çıkınca, bu zat Hz. İbrahim'in bu lütfunu gördüğünden ötürü ona: «Ya İbrahim! Ben senden razı oldum ve senin dinine gireceğim» diyerek din-i-Ibrahim ile mügerref oldu.
Bu kıssa sana ibret olsun. Kapına gelen fakiri, kâfir bile olsa Allah onu bir hikmete binaen göndermiştir. Cenab-1-hak, kendisine şirk koşan kâfirlerin ve müşriklerin dahi rızkını kesmemektedir.
Ona yapacağın iyilik, senin insanlığını ve dininin yüceliğini isbata kâfidir. Bir mü'minin hanesine iki misafir gelse, bu iki misafirin bir tanesi gayrimüslim olsa; evvelâ gayrimüslime ikram etmek lâzımdır. Zira mü'min olan senin din kardeşin olduğu için, hane sahibi gibidir. Yapacağın bu ikram ile o gayrimüslimin kalbinde islâm dinine karşı bir meyle sebep olursun, iyilik eyle, kötülükten kaç. Babalarımız «Yap bir iyilik, at denize. Balık bilmezse Hâlik bilir.» demişler.
Hadisi şerifte Fahri risalet efendimiz:
(İremümen fil'ardi yerhamküm men fissemâi).
buyurmuşlar.
Meâli şerifi:
«Sizler dünyada bulunan bilcümle mahlûkata merhamet ediniz ki, Rabbilâlemin de sizlere merhamet eylesin.» kelâmını beyan buyurup, bizi hakka dâvet buyurmuşlardır.
Cömerd ol, tamahkârlığı terk eyle. Cömertlik Allahın bir yüce sıfatıdır ki, bu sıfata bürünen hakkın sonsuz nimetine mazhar olur. Hele, cömertlik mübarek Ramazan ayında yapılacak olursa; ecirlerin kat kat olacağını Fahri-risalet efendimiz hadisi şeriflerinde beyan buyurdular. Ramazandan hariç zamanda, bir iyiliğe on sevap verilir. Bu iyilik mübarek aylarda olursa (Receb, Şaban, Zilhicce ve Muharrem gibi) bir iyiliğe yetmiş sevap verilir. Ramazanda ise bir haseneye yüz sevap ihsan olunur. Allah dilerse, kat kat ecirler verir. O ganidir. O kerimdir. Böylece vaad eylemiştir. Bir âyette:
Men câ'e bil-bâseneti felehü aşrü emsâliha En'em sûresi: 160 Meâli: Bir kimse bizim rızamız için bir hasene ihsan ederse. Biz o kulumuza on mislini ihsan ederiz buyuruldu.
Diğer bir âyette de:
(Meselülleziyne yünfıkune emvalehüm fisebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senâbile fi külli sünbületin mietü habbe vallahu yudaifu limenyeşeau vallahü vasiun âliym)
Bakara sûresi: 261 Meâli âlisi: Allah yoluna, Allah için mallarını verenlerin bu infakları şunun misali gibidir. Bir buğday tanesini toprağa
attık, U taneden yedi başak verdi, her bir başakta yuz tane var. Işte, benim yoluma mallarını sart eden; bir tane bugdaya vediyüz tane alması gibidir. Dilersem ben, Azim bunu kat kat eylerim. Bire on, bire yetmiş, bire yediyüz, bire yediyüzbin, belki de bire yediyüz milyon ihsan ediliyor.
Zaten, Fahri risalet efendimiz bir Hadisi şeriflerinde
«Cömertlik bir ağaçtır. Dalları kürreyi arz'a uzanmıştır. Kim, bu dala sarılır ise, sahibini cennete çeker alır. Tamahkârlik, hasislik, var yemezlik ve yedirmemezlik cehennemde biten bir ağaçtır. Kim, bu ağacın dallarına sarılır ise, sahibini cehenneme çeker». buyurmuşlardır. Demek oluyor ki; Cennet cömertler evi. Cehennem de tamahkârların yeridir.
Aşağıdaki hikâyeyi ibretle oku. Eğer tamahkârlığın var ise terk eyle ve Allah'a çok yalvar, seni ve beni bu huylardan korusun.