Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Zaman, Halife-i Hak olan Ömer ibnil-Hattab zamanı idi. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 46

Zaman, Halife-i Hak olan Ömer ibnil-Hattab zamanı idi.

Hz. Ömer Radiyallahu anh, ikinci halife idi. Hilâfeti hak idi.

Resûlün kayın pederi olmak gerefine nail olmuş, ayni zamanda imam-ı Ali'nin damâdı idi. Kur'anı kerimde bazı âyetlerin inzali Hz. Ömer'in isteği üzerine inmiştir. Faziletini kalem ile, lisan ile ifade etmek mümkün değildir. Şanının yüceliğine şu hadisi şerif kâfîdir:

Efendimiz bir hadislerinde, «Benden sonra peygamber gelmesi icab etseydi, Omer ibni Hattab peygamber olarak gönderilirdi» buyurmuşlar. Yine onun sanı âlilerini şundan yüksek bir şey lle itade etmek mümkün müdür ki, efendimizin kayın babası ve Imam-ı Alinin damadı olmak şerefini kazanmıştı.

Vine kitabullah ile sabittir ki, Allah muhacirin-i islâmdan razı olduğunu ilân etmiştir ve Ömer İbnil Hattab muhacirini islâmdandır. Hem de her sahabe gizli olarak Mekkeden, Medineye hicret etmiş olduğu halde Ömer, âşikâr olarak Mekke kâfirlerine:

«Ben, Medine'ye hicret ediyorum. Haberiniz olsun, kimin anası, babası ağlayacak, karısı dul, evlâtları yetim kalacak ise karşıma çıksın!» demiş, hiçbir kâfir Ömer'in karşısına çıkmağa cesaret edememişti.

Bütün harblerde efendimizin yanından ayrılmamış ve mücaviri, minberi vel mihrab ünvanını almıştır. Hilâfeti zamanında Suriye, Şam, Irak, İran, Mısır feth olunmuştur. Kerameti aliyyeleri nihayetsizdir. Kerameti vücüdiyye, kerameti kevniyye ve kerameti ilmiyyeye malik idiler. İngallah yeri geldiğinde zikr olunur. Özü, sözü doğru bir insandı ve insanı kamıl idl. Aşere-1 mübeşşereden yanı hayatında ıken «Ne yaalanlardan parlardan tailaak yolueda mitevazi, digmaaaıkarm sideetti ve herkese karşı âdil idi. Resûl aleyhisselâmın, sıdîkiyet vasfının Eba Bekirde zuhuru gibi; Adl'i Ömer'de, Hâyâ'sı Osmanda, İlmi, cömerdlik ve vefası Ali radiyallahu anh'da zuhura gelmiştir.

Cenabı Fâruku âzam Ömer ibnil-Hattab, ashabın ileri gelenleri ile bir mecliste otururken, güzel yüzlü temiz giyinmiş bir gencin kollarından tutmuş iki delikanlının geldiğini gördüler. Onlarda güzel giyimli ve güzel yüzlü idiler. Huzuru Ömer'e dahil oldular ve emiril-müminin önünde durdular. Hz. Faruk önce iki delikanlıya, sonra diğerine niye geldiklerini sordugunda; iki delikanlı şu şekilde dertlerini, meramlarını arz ettiler: «Biz, iki kardeşiz. Babamız, bahçesinde çalışırken şu delikanlı tarafından katl olundu. Babamız, kavmi ve kabilesi arasında sevilen ve saylan temiz ahlâklı bir insandı. Şimdi, biz tutup bu delikanlıyı size teslim ediyoruz. Allahın kitabı ne emir ediyorsa, bu delikanlıya tatbikini istiyoruz.» Hz. Ömer üçüncü gence hitab etti: «Yaptığın doğru mu? Doğru ise ne cevap vereceksin?» dedi. O delikanlı hiçbir korku eseri göstermeden, gayet sakin oldugu halde: «Evet! dogru söylüyorlar.

Vakıa şahidleri yok ama, Hazreti Allah celle celâlûbu, bu işi biliyor. Olay, maalesef böyle oldu. Sözleri hakikati halden başka bir gey değil. Müsaade ederseniz olan hâdiseyi ben anlatayım. Siz ne emir ederseniz muhakkak o emir adalet olacaktır. Zira, siz adaletin kendisisiniz. Ben sizin vereceğiniz emre muhalefet etmem. Hâdise şöyle cereyan etti: Ben köylüyüm.

Bu sabah, bu sehire yâni Medine'ye vâsıl oldum. Burada ne aran dic din sek volunin nehrurasobe ziyadet kasdine gesi miştim. Mescidinde namaz kılıp, onu ziyaret edecektim. Zira, o, nebiyler serveri «Benim mevtimden sonra beni ziyaret, hayatımda beni ziyaret gibidir» buyurdu. Ben şehrin kenarındaki hurma bahçelerinin arasına abdest tazelemek için indim.

Atımı bir yere bağladım. O sırada atım bahçeden uzanan bir hurma dalını koparıp, yemeğe başlamıştı. Ben hemen atın yularından tutup çektigimde birden duvarın kenarında asabi bir ihtiyarın süratle bize doğru gelmekte olduğunu gördüm. Hırsından yüzü bembeyaz olmuştu. Sağ elindeki büyükçe bir taşı atıma doğru fırlattı. Bakmağa kıyamadığım o güzel hayvanimı, o cins atımı oraya cansız yere serdi. Ben bu hali görünce aklım gitti ne yapacagımı şaşırmış bir vaziyette, o taşı aldığım gibi ben de o adama attım. Eceli gelmiş olacak ki, bir kere bağırdı ve öldü. Kaçmak isteseydim kaçabilirdim. Fakat nereye? Burada bu cezayı görmesem, âhirette göreceğim, muhakkak! Ben Allaha inanmışım. Ahiret azabının, dünya azabından ağır olacağına da inandığım için, böyle bir şeye tenezzül etmedim. Niyetim o adamı öldürmek değildi. Hayvanımı çok severdim. Onun atılan bir taşla ölmesi beni deli divaneye çevirdi. İhtiyara, canını acıtayım diye taşı attım, fakat öldü.

Şimdi emir sizindir» dedi.

Hz. Omer, çocuğa cevaben cinayeti işlediğini söyledin. Sana islâm şeriatında kısas lâzım geldi buyurdular. Delikanlı hükmü şer'iye göre öldürülecegini bildigi halde evvelki sükûnetini bozmadan: «Mademki kanun bunu emir ediyor, itaat etmek mecburiyetindeyim, Lâkin benim uhdemde bir yetimin hakkı var. O parayı ben köyümde bir yere gömdüm. Onu benden başka hiç bir kimse bilmiyor. Eğer şimdi beni öldürecek olursanız, o para orada gömülü kalır. O yetimin hakkı zayi olur. Yarın mahşerde, huzuru rabbil-âleminde, yetim, hakkını benden istediğinde ben mazurdum der ve başıma gelen şu kazayı, şu musibeti arz ederim. Allah da benim bu mazeretimi kabul eder. Onun için o yetimceğizin mahrum olmaması için, bana üç gün müsaade ediniz. Gidip o parayı sahibine vereyim»

dediğinde. Hz. Ömer: «Bu olamaz. Seni ancak kefalet ile birakmam mümkün!» dedi.

Delikanlı, «Ya emirül-müminin! Ben kaçacak olsam kaçardım. Allah korkusu benim kalbimi doldurmuştur. Katiyyen kaçmam, emin olunuz» dedi. Hz. Ömer: «Evlâdım kaçmazsın belki, ama kanunu ilâhi ancak seni kefaletle salıvermemi emr eder» dediğinde, delikanlı orada bulunan sahabelere göz gez- 'rip «Ebu Zeril-Gifari» hazretlerini gösterip; «Bu zat bana kefil olur» dedi. Hz. Ömer, Ebu Zer'e dönüp: «Ya Ebâ Zer, kefil olur musun?» dediğinde Ebu Zer: «Evet! Bu delikanlının üç güne kadar dönüp teslim olacağına kefilim!» buyurdular. Bu kefalete kimsenin bir itirazı olamazdı. Zira, Eba Zer, eshabı nebiy arasında çok sevilen ve sayılan bir kişi idi.

Delikanlıyı salıverdiler. Uçüncü gün olduğunda dâvacı olan delikanlılar huzuru halifeye geldiklerinde Hz. Eba Zer'i orada buldular. Fakat delikanlı yoktu. «Ey Eba Zer! Kefil oldugun şahıs nerede? Sen bilmedigin, tanımadıgın bir adama kefil oldun. Hiç giden gelir mi? Gelmeyecek olursa biz babamızın kanını almadan bir yere gitmeyiz,» diyorlardı. Hz. Ebu Zeril Gifâri radiyallahu anh «Daha müddet dolmadı. Müddet hitam bulsun, delikanlı dönmez ise, bana lâzım gelen ne ise yapınız..» diyordu. Emirül-müminin: «Ya Ebâ Zer, delikanlı geç kalarak gelse yine senin ona kefaretin üç gün olduğu için;

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.