Ara
Menü
2 dakikalık okuma

Enes bin Malik anlatıyor: Bir bayram günü idi.

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 354

Enes bin Malik anlatıyor: Bir bayram günü idi. Biz Nebi (S.A.V.) ile camiden çıkmış menzillerimize dönüyorduk. Çocuklar bayramın neşesi içinde oynuyorlar, kuşlar gibi cıvıldaşıyorlardı. Resûl Aleyhisselâm, çocukları çok severdi, onların bu neş'elerini bir zaman seyretti. Fakat, karşıda bir yavru mahzun bir vaziyette durmuş o da oynayan çocukları seyrediyor ve yüzünde hiç bir neş'c, sevinç eseri görülmüyordu. Resûl Aley.

hisselâm bu yavruya doğru gitti. Ona selâm verdi. Neden diğer çocuklar gibi oynamadığını kendinden sordu. O yavrucak cevabında (Efendim, bugün bayram onların, neş'eli günler onların. Elbette ki bayram onlara. Zira, kendilerinin ana ve babaları var. Benim ise kimsem yok. Babam bir muharebede şehit düşmüş, annemı bir zata vardı, üvey babam bana bakmıyor, beni sokağa bıraktılar. Benim de babam olsaydı şimdi ben de bayram yapardım. Bayram benim neme? Garibin bayramı ekmek bulduğunda, sırtına elbise, ayağına ayakkabı giydiğinde olur. Benim ise babam yok, karnım aç, ayağım çıplak, sırtım açık nasıl oynayabilirim?) dediğinde; Resûl (S.A.V.) gözyaşlarını tutamayıp mübarek sakalı üzerine dökülüverdi. Nasıl dökülmesin, bu yetimin zârından arş-ı âlâ titremiş, kürsiy-i ilâhî yerinden oynamıştı. O raûf, rahînı olan onsekiz bin âleme rahmet

olarak gönderilen şefik, bu hale ağlamaz mıydı? Kalbinde merhamet, şefkat, iyman bulunan her insan bu hale ağlardı. Resûl Aleyhisselâm o yavruyu saçlarından okşayarak (Ister misin bundan sonra senin baban Resûlüllah, anan Aişe, ablan Fatıma, enişten Haydar-ı kerrar, kardeşlerin cennetin delikanlıları olan Hasan ve Hüseyin olsun) deyince, çocuk efendimize hitaben:

(Sen Allahın Resûlü Muhammed Aleyhisselâm mısın?) deyip efendimizin ellerine sarıldı. Efendimiz bu yavruyu elinden tutup hane-i saadete götürdü. Işte, Muhammed ümmeti olan, önderine uyarak Resûlünün yaptığını yapar.

Anlatmadan geçemiyeceğim.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.