Bir gün serveri kâinat efendimiz ashabı ile giderken kabristana uğrayıp bir kabrin başında ağladılar. Ashabı kiram ağlamlarının sebebini sorduklarında: (Bu kabirde yatan zat kabir azabına düçar olmuş, ona ağ adım.) buyurdular. Sonra gidecekleri yere gidip avdetlerinde aynı kabrin başında mesrur bir vaziyette tebessüm ettiklerini gören ashab, sebebi tebessümlerini kendilerinden sual ettiklerinde; (Bu zat öldüğü vakit ailesi bu zattan hâmile kalmış. O çocuk bugün mektebe başlayıp (Bismillâhirrahmanirrahiym) okuduğunda bu zatın azabını Allah defedip, Cennet bahçesinden bir bahçe eylediğini görerek mesrûr oldum) buyurdular. Evlât, Allahın Rahman ve râhim ismini yer yüzünde okur da yerin altında ana - baba azap görür mü? Anînin oğlu Huzeyfe Resûlüllahtan rivayet eyledi:
«Bir kavmin çocukları mektepte Fatiha okursa o kavme Allah belâ vermez» dediler. Yine devam edip: «Fatiha okuyan yavrur ların okuduğu Kur'an hürmetine Allah celle kırk sene o kavimden azabını defeder.»
Yalnız şuna dikkat etmelidir ki, hocanın hakkı hak edilmelidir. Hocaya itaat ve hürmet veya ihsan etmek şu şart iledir: Oğretmen hakkı ana ve baba hakkından büyüktür.
Ibni Abbas Resûlüllah (S.A.V.) den rivayet edip buyurdular ki: (Bir kimse Kur'anı ezberleyip unutsa kıyamet günü di!»
siz olarak haşrolunur. Bana, ümmetimin günahları arzolundu.
Kur'anı unutanın günahından daha büyük bir günah görme.
dim!) buyurdular. Çocuğa Kur'anı öğrettikten sonra, ilmihalini, abdestini, guslünü, farzını, vacibini, iymanın şartını, islâmın binasını, sünneti, nafileyi, haramı, helâli öğretmeleri ana.
babaya farzdır. Ilme merak edenleri büyük mekteplere göndermek vatana, millete büyük insan yetiştirmek lâzımdır. Okuma merakı olmayanı salih bir kimsenin yanına vererek san'at Öğretmek ana ve babaya düşen vazifelerdendir. Kötü insanların yanına vermekten sakınmalıdır. Öğreneceği san'at makbul san'- at olmalıdır. Kötü kişinin yanında kötü huy sahibi olursa, evlâdın girdiği günahın bir o kadarı ana ve babanın defterine kaydolur. Kefen satıcılık, kahvecilik, çöpçülük gibi işlere ve insanların hor gördüğü san'atlara çocuğu vermemek, ana ve babaya düşen en büyük vazifedir. Çocuğu iyi vazifelere, san'atlara ve ahlâkı bütün kimselerin yanına vermelidir. Ziraatçılık, makinistlik, demircilik, motor, elektrikçilik, marangozluk, kunduracılık, dokumacılık, hayvan yetiştirmek, Kaptanlık, balıkçılık, madencilik gibi san'atları ulema ve evliyaullah makbul saymışlardır.
Çocuk doğduğundan itibaren dört ay (lâ ilâhe illallah) der.
Dört ay (Ya Rabbi ana ve babamı afveyle) diyerek duâ eder.
Çocuğun küçüklükte ağlaması bu tesbihlerdir. Ağlıyor diye.
rek ana ve baba kızmamalıdır. Zira, tesbih ettiği için bu ağlamasından gözünden yaş gelmez demişlerdir. Çocuk söylemeye başlayınca ona yedi defa (lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlüllah) ve âyetel kürsîyi ta'lim eylese ve sûre-i haşrin sonunu telkin eylese ana ve babaya evlâdı hakkında hesap olmıyacağr haberde varid olmuştur.
Evlâdın kendisinin olduğunu bildiği halde, (Bu benim evlâdım değildir) diye inkâr eden babaya Allah yıldızların sayısı ve ağaç meyvaları ve yaprakları kadar günah yazıp kıyamette rezil rüsvay eder.
Evlâdları evlenme çağına gelip de evlendirmeyen ana ve baba, evlâdlarının nefsinden ötürü girdiği günahın yarısıni
yüklenir. Evlendirme çağına gelen evlâdlarımızı ehl-i ırz bir kimse ile erlendirmeliyiz. Emr-i Nebî (S.A.V.) böyledir.
Erkek olan evlâdlarımızı, evlenme çağına geldiginde, ev- Indirmeğe gayret etmeliyiz. Çocuklarımıza inkisar etmemeliyiz. Onlara karşı daima güler yüzlü, yumuşak sözlü, şefkatli olmalıyız.
Abdullah'ül Mübarek Hazretlerine bir kimse gelip evlâdından şikâyet etti. Abdullah'ül Mübarek o zata (Evlâdına beddua cttin mi?) diye sordu. O da (Evet ettim,) dedi. (Ne için ondan şikâyet ediyorsun? Evlâdını bedduan ile sen kötü yapmışsın)
buyurdular. Evlâtlarımıza daima hayır dua etmeliyiz. Zira, ana ile babanın evlâda duası, Nebi'nin (S.A.V.) kendi ümmetine olan duası gibidir. Hattâ âsi dahi olsalar, onların ıslâhı için Rabbil Alemine dua etmemiz lâzımdır.
Hocamdan işittim. Hocam gözleri ile gördüğünü yemin ile söyledi. Memleketlerinde bir kadının üç çocuğu varmış. Çocukjarın yaramazlığına kızan ana, onlara şöylece beddua etmiş:
(Uç Cumada üçünüz de kara toprağa girin) demiş. Evet; üç cumada üçü de vere girdiklerinde hocam şahit olduğunu ifade ederlerdi. Bu kıssayı da salih bir kimseden dinledim. Trabzonila bir ailenin gayet kötü bir çocuğu varmış. Her gece sarhoş, ayyaş, küfürbaz nâra atarak bütün mahalleyi ta'ciz ederek evine gelirmiş. Bu çocuğun bu halini gören ana, baba şerrinden kendisine birşey söyliyemezler, korkularından tirtir titrerlermiş. Bir goce eve gelen bu âsî evlâd anasını ve babasını duada bulmuş ve onların duasını dinlerniş. Ana, baba şöyle dua ediyorarmış:
(Ya Rabbi bizim oğlumuzu islâh et, kötü huylarını iyi huylara tebdil et. Onu Habibin hürmetine salihlerden eyle.)
Bu duayı, dinleyen şakî evlât derhal ana ve babasının ellerine sarılıp (Beni affedin) diyerek ağlamaya başlamış ve bir daha öyle kötülükleri yapmak şöyle dursun, bilakis salihlerden olmuştur. Zira, kalpleri çeviren Allahtır. Beddua iyi bir şey değildir. Değil ki evlâdınıza beddua etmek, düşmanımızın dahi Allahdan ıslâhını istemeliyiz.
Biliyorsunuz. Hz. Omer B. Hattab'ın iymanına sebep Resûl (S.A.V.) ün onun iyman ile müşerref olması için dua buyurmalarıdır. Bu dua-i Nebi ile Hz. Ömer Islâm ile müşerref olmuştur.
Görülüyor ki, dua ile birkaç şakiler saîd, birçok kötü kişiler islâh olmuştur.
Kız evlâtlarımıza erkek evlâtlarımızdan daha fazla şefkatli davranmak lâzımdır. Evlerimize çocuklarımız için bir şey götürdüğümüzde, evvelâ kız çocuklarına vermek, sonra da erkek çocuklarına vermek âdâb-ı islâmiyedendir. Kız evlât, hanede berekettir. Bazı kimseler ailelerine kız doğurdu diye kızmaktadırlar. Böyle hareket etmek doğru değildir. Evlât, kız olsun erkek olsun hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz etmelidir. Her şey böyledir, her şeyin hayırlısı olmalıdır. Kendi evlâtlarımıza nasıl ihtimam ve şefkat gösterirsek, vatan evlâdı bulunan yetimlere de aynı ihtimamı, sevgiyi ve şefkati göstermemiz dinimizin yüksek emirlerindendir. Yetim ve öksüz çocuklara da, Kur'anı Kerimi, âdâb ve ahlâkı, sanatı ta'lim etmek, onların da hakikî bir insan olarak yetiştirilmeleri, vatan ve millete hayırlı hale getirilmeleri bizlerin üzerine farzdır. Hem de bunlara yapacağımız iyilik, insaniyet ve şefkat, bizlere hem dünya, hem de ukbamızın ve rıza-i ilâhinin kazanılmasına sebebdir.
Mektebe giden yetim ve öksüz çocuklara elbise, ayakkabı almak, onlara kitab, defter, kalem temin etmek, büyük ecre nail olmaktır. Bir kimse, bir yetimin başını okşarsa, eline değen saçları adedince günahı mağfiret olup, her bir kıl adedince okşayana sevap yazıldığını Resûl (S.A.V.) haber vermektedir. Hali vakti yerinde olanlar, yetim çocukları kendi çocukları ile sünnet ettirmeleri, Allaha karşı şükran borcudur. Yetimlerin ve öksüzlerin terbiyesi ile uğraşmak onların ırzlarını korumak, onları himayemize almak, Resûlün rızasına sebebdir. Çünkü Resûl de babadan yetim kalmıştır. Yetimi hoşnut etmek Resûlü hoşnut etmektir.
Bir hadis-i şeriflerinde: (Yetime sahip çıkıp, tekeffül eden ister kendi yetimi, ister gayrin yetimi olsun, benim ile cennetirşâd, Cilt 1 — F: 23
te şu iki parmağımın yakınlığı gibi olacaktır.) buyurdular.
No büyük müjde yetimlere sahip çıkanlara! Yetime sahip çıkmak istemiyen, ona hakaret eden! Yakın bir zamanda sen de öleceksin. Senin de sevgili yavruların yetim kalacaktır. Onların da bir zamanlar ana ve babaları vardı. Onlar da ana ve babaları taralından okşanıyor, seviliyorlardı. Bu misafirhaneden gitmeden, ecel sana yetişmeden rızai ilâhiyeyi tahsile çalış.
Yetimlerin gözyaşlarını sil ki, bir gün sen de çok ağlayacaksın, senin de gözyaşını, yavrularının hıçkırıklarını ve gözyaşını silen bulunsun. Bu kıssayı oku, ibret al. Önderin olan kâinatın efendisine uy. Yetime nasıl ruamele etmişse, sen de öylece yap. Allahın ve Resülünün rızasını al, dünyada iken cennet nimetlerine er.